
BU BİR CHP YAZISI DEĞİLDİR.
Bu bir AK Parti yazısı da değildir.
Bu, Türkiye’de siyasetin ne zaman ülkeyi bırakıp kendisini konuşmaya başladığını sorgulama yazısıdır.
Bu, fikirlerin yerini tarafların, tarafların yerini öfkenin aldığı düzenin yazısıdır.
Bu, giderek büyüyen bir sessiz çürümenin yazısıdır.
Son günlerde yaşananlara bakıyorum.
Görevden almalar.
İstifalar.
Kurultay tartışmaları.
Mahkeme süreçleri.
Kayyum iddiaları.
Karşılıklı suçlamalar.
Karşılıklı tehditler.
Karşılıklı meydan okumalar.
Bir dönem omuz omuza duranların bugün birbirlerini “proje” olmakla suçlamaları.
Bir dönem aynı kürsülerde konuşanların bugün birbirlerine siyasi meşruiyet tartışması açmaları.
İster istemez aynı soru geliyor aklıma:
Türkiye gerçekten bunları mı konuşuyor?
Pazara çıkan emekli bunları mı konuşuyor?
Kirasını ödeyemeyen aile bunları mı konuşuyor?
İş bulamayan genç bunları mı konuşuyor?
Borç altında üretmeye çalışan çiftçi bunları mı konuşuyor?
Kepenk kapatmamak için mücadele eden esnaf bunları mı konuşuyor?
Hayır.
Onlar hayatı konuşuyor.
Siyaset ise giderek daha fazla kendisini konuşuyor.
İşte sorun tam da burada başlıyor.
Bir zamanlar partiler fikirleri tartışırdı.
Bugün kişileri tartışıyor.
Çünkü bir zamanlar bu ülkenin kurucu partisi Cumhuriyet’i konuşuyordu.
Eğitim reformlarını konuşuyordu.
Kalkınmayı konuşuyordu.
Sanayileşmeyi konuşuyordu.
Bağımsızlığı konuşuyordu.
Bugün ise kurucu parti de dahil olmak üzere siyasetin önemli bir bölümü kendi iç hesaplarını konuşuyor.
İnsanı asıl düşündüren de budur.
Bir zamanlar projeler yarışırdı.
Bugün taraflar yarışıyor.
Bir zamanlar çözüm konuşulurdu.
Bugün kimin kime ne dediği konuşuluyor.
Bir zamanlar gelecek konuşulurdu.
Bugün geçmişin hesapları konuşuluyor.
Daha da kötüsü var.
Dün alkışlananlar bugün suçlanıyor.
Dün uğruna mücadele edilenler bugün inkâr ediliyor.
Dün omuz omuza yürüyenler bugün birbirlerini hedef gösteriyor.
Burada durup şu soruyu sormak gerekiyor:
Dün mü doğru söylüyordunuz?
Bugün mü doğru söylüyorsunuz?
Çünkü siyaset hafızasını kaybettiğinde…
Toplum güvenini kaybeder.
Bir siyasi hareketin çöküşü fikir ayrılıklarıyla başlamaz.
Dilin sertleşmesiyle başlar.
Çünkü fikirlerin bittiği yerde ses yükselir.
Çözümün bittiği yerde hakaret başlar.
Hedeflerin bittiği yerde kişiler konuşulur.
Bugün yaşanan tam olarak budur.
Ülkenin geleceğini konuşması gerekenler birbirlerini konuşuyor.
Sorunları konuşması gerekenler birbirlerine cevap yetiştiriyor.
Vatandaşı konuşması gerekenler kendi iç hesaplarını konuşuyor.
Ülke yanıyor.
İktidar kendisini konuşuyor.
Ülke yanıyor.
Muhalefet kendisini konuşuyor.
Ülke yanıyor.
Siyaset kendisini konuşuyor.
Ülke yanıyor.
Herkes kendisini konuşuyor.
Vatandaş ise sesini duyuracak bir kapı arıyor.
Belki de bu yüzden insanlar artık siyaseti izliyor ama inanmıyor.
Dinliyor ama güvenmiyor.
Alkışlıyor ama umutlanmıyor.
Çünkü sürekli aynı filmi görüyor.
Değişen yalnızca oyuncular oluyor.
Daha acı olan ne biliyor musunuz?
Bu tabloyu yalnız siyasetçiler üretmedi.
Sessiz kalanlar üretti.
Normalleştirenler üretti.
Her eleştiriyi ihanet sayanlar üretti.
Her yanlışı alkışlayanlar üretti.
Çünkü demokrasi yalnızca yönetenlerin eseri değildir.
Toplumların da eseridir.
Türkiye’nin bugün ihtiyacı yeni kurultaylar değildir.
Yeni hizipler değildir.
Yeni kavgalar değildir.
Yeni kahramanlar da değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı yeniden mesele konuşabilen bir siyasettir.
Yeniden ekonomi konuşabilen bir siyasettir.
Yeniden eğitim konuşabilen bir siyasettir.
Yeniden üretim konuşabilen bir siyasettir.
Yeniden vatandaş konuşabilen bir siyasettir.
Çünkü pazardaki fiyat etiketi parti içi dengeleri dinlemez.
Kuruyan tarla kurultay sonuçlarını beklemez.
İşsiz kalan genç mahkeme kararlarıyla umutlanmaz.
Yoksulluk taraf tutmaz.
Geçim sıkıntısı parti rozeti taşımaz.
Hayat siyasetin kavgasını beklemez.
Çünkü halkın konuşulmadığı yerde siyaset büyümez.
Sadece gürültü büyür.
Tarih çok acımasızdır.
Liderleri unutabilir.
Kurultayları unutabilir.
Mahkeme kararlarını unutabilir.
Parti içi savaşları unutabilir.
Fakat halkın unutulduğu dönemleri unutmaz.
Çünkü bir parti seçimi kaybedebilir.
Yeniden kazanır.
Bir hareket bölünebilir.
Yeniden birleşir.
Bir lider gider.
Bir başkası gelir.
Ama siyaset milleti kaybettiğinde…
Sandık kalır.
Partiler kalır.
Kürsüler kalır.
Makamlar kalır.
Logolar kalır.
Geriye bir tek şey kalmaz.
Gelecek.
Çünkü bir ülkenin kaybedebileceği en büyük şey iktidar değildir.
Muhalefet değildir.
Seçim değildir.
Gelecektir.












