
Bu yazının sonunda kimseyi mahkûm etmiyorum.
Kimseyi de aklamıyorum.
Bunu yapacak makam ben değilim.
Ben gazeteciyim.
Belgeleri okurum.
Çelişkileri gösteririm.
Cevaplanmayan soruları sorarım.
Kamu adına yetki kullananlardan kamu adına hesap isterim.
Masumiyet karinesine saygı duymak, soru sormaktan vazgeçmek değildir.
Yargı kararını beklemek, kamu görevlilerinin yaptığı bütün işlemleri tartışılmaz kabul etmek değildir.
Devlete saygı göstermek, devlet adına görev yapan herkesin doğru davrandığını peşinen varsaymak hiç değildir.
Tam tersine…
Devlete gerçek saygı, onun hukuk içinde kalmasını istemektir.
Soruşturulan kişilerin suçlu olup olmadığına mahkemeler karar verecektir.
Ancak ortada tartışılması gereken çok daha büyük bir gerçek bulunmaktadır:
Bir genç kadın kaybolmuştur.
Altı yıl boyunca bulunamamıştır.
İlk soruşturmanın yeterliliği tartışmalıdır.
Dijital delillere müdahale edildiği yönünde iddialar vardır.
Hastane ve SGK kayıtlarının silindiğine ilişkin tespitler soruşturma konusu olmuştur.
Dönemin en üst düzey mülki idare amiri, delil karartma suçlamasıyla tutuklanmıştır.
Kamu görevlileri ve sağlık çalışanları hakkında adli işlemler yürütülmüştür.
Dosya, yıllar sonra cinayet şüphesi üzerinden derinleştirilmiştir.
Bütün bunlardan sonra toplumun soru sorması değil…
Soru sormaması tuhaf olurdu. Devam edecek…













