Bazı duyguların adı vardır, biçimi yoktur.
Özlem dersin, kırgınlık dersin, korku dersin. Ama insan çoğu zaman neye kırıldığını, neden daraldığını bilemez. Duygu, içeride dolaşan bir sis gibidir — vardır, ama nerede başlayıp nerede bittiğini kimse seçemez.
Ben dünyayı biraz böyle algılıyorum: Görünmeyene bir biçim vererek.
Bir ressam için bu belki doğal bir harekettir. Önce içimde tanımlayamadığım bir hâl oluşur; sonra o hâl bir renge, bir çizgiye, bir yüzeye dönüşür. Fırça tuvale değdiğinde içimde küçük bir kırılma olur — ve o an, taşıdığım şey artık yalnızca bana ait olmaktan çıkar, karşıma geçer. Ona bakabilirim. Mesafe koyabilirim. Bazen üstünü örterim, bazen koyulaştırırım, bazen başka bir renkle yan yana getirip her ikisini de değiştiririm.
İşte tam o anda, biçimsiz olan bir çerçeve kazanır.
Ama hikâye orada bitmez. Çünkü tuvaldeki renk, bakan kişide yeniden başka bir duyguyu uyandırır. Birinin gördüğü kırmızı, başka birine çocukluğunu hatırlatır; bir leke, unutulduğu sanılan bir anıyı geri çağırır. Çizgi yeniden söze döner, renk yeniden insanın iç dünyasına açılır.
Belki edebiyat da aynı hareketle çalışır. İnsanların doğrudan söyleyemediği, hatta kendilerinin bile tam olarak tanımlayamadığı şeyleri bir karakterin, bir evin, bir sokağın, bir olayın içine yerleştirir. Okur önce elle tutulur bir dünyayla karşılaşır; sonra yavaş yavaş onun altında duran duyguyu aramaya başlar. En sonunda bulduğu anlamı kendi hayatına taşır.
Mine Söğüt’ün Deli Kadın Hikâyelerinde kadınlar yalnızca bireysel hikâyelerin kahramanları değildir. Toplumun bastırdığı, susturduğu, adını koymaktan kaçındığı duyguların taşıyıcısına dönüşürler. Delilik burada yalnızca ruhsal bir durum olarak kalmaz; şiddetin, yalnızlığın, öfkenin, sıkışmışlığın aldığı biçim hâline gelir.
Beş Sevim Apartmanında da “deli” diye andığımız insanların tuhaf, absürt, yer yer gerçeküstü hâllerinin ardında çok gerçek acılar yatar. Davranışlarını anlamakta zorlanabiliriz; ama yalnızlıklarını, korkularını, çaresizliklerini tanırız.
Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölümünde aile, göç, yoksulluk ve değişim gerçekçi açıklamalarla değil; masalla, söylenceyle, korkuyla, gündelik hayatın dokusuyla iç içe anlatılır. Büyük toplumsal meseleler, evin içinde dolaşan bir sese, bir eşyaya, bir alışkanlığa dönüşür. Okur önce bu tuhaf dünyayı kabul eder; sonra sezgisel olarak altında yatan köksüzlüğü ve değişime direnişi hisseder.
Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesindeyse bu dönüşüm en çıplak hâliyle görünür. Aşk, kayıp, özlem, takıntı; bir küpeye, bir sigara izmaritine, bir tokaya, bir elbiseye dönüşür. Nesneler artık yalnızca nesne değildir; zamanın, hatıranın, yaşanmış bir aşkın taşıyıcısı olurlar. Sonra bu nesneler bizi yeniden bir insanın yokluğuna, geçmişe duyulan özleme, hatırlamanın verdiği o tuhaf acıya götürür.
Oğuz Atay’ın Tutunamayanlarında da Turgut’un Selim’i anlamaya çalışması yalnızca bir arkadaşın geçmişini araştırmak değildir. Bu arayış, insanın kendini ve çevresini anlamlandırma çabasına dönüşür. Selim’in hayatı notlarda, oyunlarda, parodilerde, birbirinden farklı seslerde parçalanır. Okur bu parçaları bir araya getirmeye çalışırken yalnızca Selim’i değil, anlaşılmamanın kendisini okur.
Bu yüzden bir romanı anlamak, yalnızca “Yazar burada ne demek istemiş?” sorusuyla sınırlı kalamaz.
Belki daha çok şunu sormak gerekir: Bu duygu, metinde hangi bedene büründü? Bu karakter neden böyle davranıyor? Bu eşya neden orada duruyor? Anlatı neden parçalanıyor, neden susuyor, neden gerçekle hayal arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor?
Edebiyat, anlaşılmama hâlini ortadan kaldırmaz. Onu görünür bir yere bırakır: Bir apartmanın dar koridoruna, bir kadının taşkınlığına, bir adamın aradığı aşka, bir sigara izmaritine, bir cümlenin suskunluğuna…
Okur kitabı kapattığında, o dünya geride kalmaz. Bir odanın ışığında, sokaktan geçen bir yabancıda, yıllardır saklanan bir eşyada yeniden belirir.
İçimizde uzun zamandır dolaşan, ama adını bilmediğimiz şey de belki böylece bir dile kavuşur. Kaybolmaz; fakat artık karanlıkta rastgele dolaşan bir sis değildir.
Bir yeri vardır.
Bir rengi.
Bir gölgesi.












