Şiirin başladığı yer çoğu zaman bir çaresizliktir. İnsan kendine yetişemediği, yaşadığı şeyi kendisine dahi anlatamadığı yerde kelimelere tutunur. Şiir yol göstericidir. Benim içinse şiir, hayatın gürültüsü içinde kaybolan insanın sesinin peşinden gitmektir. Unutulanı hatırlamak, söylenmeyeni söylemek ve insanın kendisine sormaya cesaret edemediği soruların karşısında biraz daha uzun durup, düşünebilmektir.
Poetikamın merkezinde bireysel varoluş, yalnızlık, içsel sorgulama, yüzleşme, vicdan, haksızlığa karşı direnme ve hayatın anlamı vardır. Hayatı olduğu gibi kabullenmekten çok, onunla hesaplaşmayı severim; zamanla, aşkla, hatalarla, pişmanlıkla, kayıpla, yalnızlıkla ve ölüm düşüncesiyle. İnsan bazen en çok kendisinden uzaklaşır; şiirde yaptığım şey, onu yeniden kendisiyle karşılaştırmaya çalışmaktır.
Felsefe, şiirimde doğrudan anlatılmaz. Düşünceyi bir imgeye, bir hatıraya, bir bakışa, bir mevsime ya da sessizliğe bırakmayı tercih ederim. Yalın bir dili önemser, kelimeleri azaltırken anlamı yoğunlaştırmaya, az kelime ile derin anlamlar yakalamaya çalışırım. Bu şiirimin aforizmik tarafıdır. Melankoli ile umut, kabulleniş ile başkaldırı, kırılganlık ile direnme aynı şiirde yan yana durabilir. Çünkü insanın kendisi de bu karşıtlıkların içinde yaşar.
Zaman, hafıza ve aşk, şiirimde kırılganlığın farklı yüzleridir. Bazı anlar bir ömre sığmaz; bazı anlar ise bir ömrün tamamından daha uzun yaşar insanın içinde. Aşkın geçici olması, yaşanmışlığının değerini azaltmaz. Bazen tek bir lahza bütün bir hayata yetecek kadar iz bırakabilir. İnsan incinebileceğini bile bile sever; yanılabileceğini bile bile hayatın içinde kalır. Şiirim her şeye rağmen “oyunda kalmayı” yüceltir.
İncelik benim için yalnızca estetik bir tercih değildir. Dünya hızlandıkça kaybettiğimiz şeyin yalnızca zaman olmadığını düşünüyorum; birbirimize gösterdiğimiz dikkat, özen ve incelik de azalıyor. Şiirim, çağın gürültüsünden kaçmak için değil, o gürültünün içinde insanın kendi sesini yeniden duyabilmesi için vardır.
Şiirim çaresizliğin dışa vurumudur; ama çaresizliğe hapsolan bir şiir değildir. Kırılmanın içinden başka bir anlam arar. Kaybetmenin içinden hafızayı, pişmanlığın içinden fark etmeyi, ölümün karşısında ise yaşanmış olmanın kıymetini bulmaya çalışır.
Ve çoğu şiirlerimin sonunda aynı yere varırım: İnsan sever, kırılır, kaybeder, yanılır, geç kalır; bazen kendine bile yetişemeden hayatın sonuna gelir. Hayat yarım kalabilir, insan yaralanabilir. Yaşam kutsaldır. Ne olursa olsun “yine de” yaşanmış olanın anlamı silinmez.
Ben şiiri, tam da o “yine de”nin içinde arıyorum.
Benim poetikam; nihai cevaplar sunan bir öğreti değildir; amacım insanın kendi karanlığına ve varoluşun o kaçınılmaz kırılganlığına ışık tutmaktır. Zamanın yitirilen ruhunun, yıpratıcı akışına ve çağın içi boşluğundan kaynaklı gürültüsüne rağmen fısıldanan bu şiirler, kelimelerin bittiği sınırda vicdanı, hafızayı ve hakikati diri tutarak; eksik, yaralı ama tüm bunlara karşın yine de “yaşanmış” bir hayata sunulmuş en içten başkaldırıdır.
*Poetika,; şiirin doğasını, yapısını, işlevini ve kuramsal ilkelerini inceleyen şiir sanat bilimidir; aynı zamanda bir şairin veya dönemin kendine has şiir anlayışını ve edebi ilke bütünü ifade eder.












