• İletişim: info@guncelkadin.com.tr
Güncel Kadın
Advertisement
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
Güncel Kadın
No Result
View All Result

Aşkım Tan: Büyükada’da geçmiş hala masaya oturuyor

Aşkım Tan by Aşkım Tan
19 Ağustos 2026
in Yazarlar
0
Aşkım Tan: Büyükada’da geçmiş hala masaya oturuyor
0
SHARES
57
VIEWS
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp PaylaşLinkedin'de PaylaşPaylaşPaylaş

Büyükada’da bazı yerlere bir kez gidersiniz.

Bazılarına yeniden dönmek istersiniz.

Giatres Brasserie’ye iki akşam üst üste gitmem tesadüf değildi.

İlk akşam bana Giatres’in geçmişi anlatılmış, duvarlarındaki eski fotoğrafların ardındaki insanları ve yaşanmışlıkları öğrenmiş, oturduğum masanın çevresindeki tarihi fark etmeye başlamıştım.

İkinci akşam beni yeniden oraya çeken de sanırım tam olarak buydu.

Ben Büyükada’yı çocukluğumdan beri severim.

İstanbul’un içinde olup İstanbul’dan bu kadar uzak hissettirebilmesini…

Vapurdan indiğiniz anda değişen havayı…

Köşklerini, sokaklarını, mimarisini, farklı kültürlerin bıraktığı izleri…

Ada’ya her gidişimde biraz bugünü yaşar, biraz geçmişi düşünür, biraz da kendi çocukluğuma dönerim.

Belki bu nedenle Büyükada’da yalnızca gördüğüme değil, gördüğümün arkasında ne olduğuna da bakarım.

Giatres’te de öyle oldu.

Masalar…

Beyaz sandalyeler…

Büyükada akşamının kendine özgü dinginliği…

Biraz ileride gitarıyla Jan…

Konuklarıyla tek tek ilgilenen Angela Karacikos Günberk…

Duvarlarda eski fotoğraflar.

Farklı zamanlardan bugüne bakan yüzler.

Sonra gözünüz bir yazıya takılıyor:

“A Family Company Since 1883.”

1883…

İnsan o tarihi okuyunca ister istemez duruyor.

Çünkü artık karşınızda yalnızca bugünün Giatres’i yok.

Bir aile hikâyesi var.

Kuşaklar var.

Meslekler var.

Bir binanın değişen hayatı var.

Bugün Giatres’e ev sahipliği yapan bina, 1956 yılından itibaren Günberk ailesi tarafından diş hekimi muayenehanesi olarak kullanılmış.

Duvarlarda fotoğrafını gördüğüm Dr. Arman Günberk de bu geçmişin önemli isimlerinden biri.

Üstelik bugün kapıda duran Giatres adı bile geçmişin içinden geliyor.

Dr. Arman Günberk’e hitap edilirken kullanılan, Yunancada “doktor” anlamındaki Giatre/Yatre sözcüğünden…

Bence hikâyenin en güzel ayrıntılarından biri de bu.

Geçmişi silip yerine yeni bir isim koymamışlar.

Geçmişi tabelaya taşımışlar.

Binanın geçmişinde yalnızca diş hekimliği de yok.

Büyükada’nın kültürel yaşamıyla iç içe geçmiş farklı dönemler, farklı kullanımlar; tiyatrodan konaklamaya uzanan izler var.

Bina değişmiş.

İçinden geçen hayatlar değişmiş.

Ama bazı şeyler kalmış.

Hafıza gibi.

Zaten Büyükada’nın beni yıllardır etkileyen taraflarından biri de bu.

Ada’nın geçmişi yalnızca eski köşklerin cephelerinde durmuyor.

Bir kilisede, bir manastırda, eski bir evde karşınıza çıktığı kadar bir aile isminde, bir sofrada, bir kelimede, bir tarifte de çıkabiliyor.

Çünkü Büyükada’nın hikâyesi tek bir kültürün hikâyesi değil.

Rumların, Ermenilerin, Yahudilerin, Müslümanların ve farklı dönemlerde bu Ada’da yaşamış insanların üst üste bıraktıkları izlerden oluşuyor.

Bu çok katmanlı yapının önemli damarlarından biri de kuşkusuz Rum kültürü.

İşte burada Angela Karacikos Günberk’in hikâyesi binanın hikâyesiyle birleşiyor.

Angela Hanım, Büyükada’nın Rum kültürünün içinden gelen bir kadın.

Kendisine ulaşan aile hafızasını yalnızca yaşatmakla kalmamış, kayda da geçirmiş.

2011 yılında yayımlanan kitabının adı:

“Bir de Benden Dinleyin… İstanbul ve Büyükada’da Yaşamış Bir Rum Ailenin Örf, Adet ve Yemekleri.”

Kitabın adındaki şu ifadeyi özellikle sevdim:

Bir de benden dinleyin…

Çünkü bir kültürü tarihçilerden okuyabilirsiniz.

Araştırmacılardan öğrenebilirsiniz.

Arşivlerde izini sürebilirsiniz.

Ama o kültürün içinde doğmuş, sofralarında oturmuş, bayramlarını yaşamış, geleneklerini ailesinden öğrenmiş birinden dinlemek başka bir şeydir.

Büyükada’dan döndükten sonra kitabın peşine düştüm.

Aradım.

Bulmaya çalıştım.

Ne yazık ki ulaşamadım.

Oysa İstanbul ve Büyükada Rum kültürünü Angela Karacikos Günberk’in hafızasından okumayı, o dünyanın gündelik hayatını daha yakından tanımayı gerçekten isterdim.

Araştırırken karşıma çıkan küçücük bir ayrıntı ise beni ayrıca gülümsetti:

Zeytinyağlılara tarçın…

Hiç yabancı değildi bana.

Ben de kimi zeytinyağlılarıma tarçın koyarım.

Küçücük bir mutfak ayrıntısı gibi görünüyor.

Oysa anneden kıza, bir kuşaktan diğerine aktarılan bir tarifin içindeki tarçın artık yalnızca baharat değildir.

Kültürdür.

Paskalya’da boyanan kırmızı yumurtalar…

Hazırlanan çörekler…

Sofranın kurulma biçimi…

Misafirin ağırlanışı…

Hepsi aynı yaşam biçiminin gündelik hayata sinmiş izleri.

Belki bu nedenle Angela Hanım’ı Giatres’te izlerken araştırdıklarımla gördüklerim birbirine karıştı.

İki akşam boyunca gelen konuklarıyla tek tek ilgilendi.

Bir masaya uğradı, ardından diğerine…

Hatır sordu.

Sohbet etti.

Bir ihtiyacı olan var mı diye baktı.

İnsanın bazen bir kültürün ne olduğunu anlamak için kitapların arasından başını kaldırıp insanlara bakması gerekiyor.

Çünkü kültür yalnızca anlatılan bir şey değildir.

Yaşanma biçimidir de.

Giatres’in bulunduğu sokakta da Ada’nın bu ortak yaşam kültürünün izleri hissediliyor.

Esnaf yan yana.

Masalar sokağa taşıyor.

İnsanlar birbirinden haberdar.

Elbette hayatın olduğu her yerde rekabet de vardır, anlaşmazlık da.

Büyükada’yı romantize etmenin anlamı yok.

Ama orada benim çok sevdiğim bir şey var:

Aynı hayatı yaşamayan insanların aynı sokağın içinde birbirlerini görebilmesi.

Belki Ada’nın ortak dili biraz da bu.

Farklı kimliklerin ve geçmişlerin birbirini silmeden aynı yerde iz bırakabilmesi.

Tam da bu atmosferde başka bir ses duyuluyor.

Jan’ın gitarı.

Uzun saçları, heybetli görüntüsü…

Ardından o görüntünün içinden çıkan şaşırtıcı derecede yumuşak bir ses.

İki akşam dinledim Jan’ı.

Müziği bulunduğu ortamın önüne geçmiyor.

Ada’nın atmosferiyle harmanlanıyor; Giatres’in dinginliğine kendi sesini katıyor.

Bir süre sonra gitarın sesi masalardan sokağa, sokaktan Büyükada gecesine karışıyor.

Jan dinleyenleriyle göz göze geliyor.

Ara verdiğinde masaların arasına karışıyor.

Dinleyenlerinin hatırını soruyor, onlarla birkaç kelime paylaşıyor.

İlk bakışta karşınızda duran o heybetli adamı biraz tanıyınca başka bir tarafını görüyorsunuz.

O kocaman adamın içindeki pamuk kalbi görmemek ne mümkün…

Jan’ın müziğine eşlik eden iki kelime var:

Love & Live.

Sev ve yaşa.

Büyükada’nın o akşamına ne kadar da yakışıyor.

Kendisiyle sohbet etme fırsatım da oldu.

Yazımdan söz açıldığında söylediği cümleyi özellikle unutmadım:

“Size ne yansıdıysa öyle yazmanız benim için bir onurdur.”

Bir gazeteciye söylenebilecek en güzel cümlelerden biri.

Benden övgü istemedi.

Nasıl görünmek istediğini tarif etmedi.

Ne yazmam gerektiğini söylemedi.

“Size ne yansıdıysa…” dedi.

O halde ben de bana yansıyanı yazıyorum.

Gitarıyla Büyükada akşamının içine usulca yerleşen, bulunduğu atmosferin bir parçasına dönüşen ve dinleyenleriyle ilişkisini şarkı bittiğinde bitirmeyen bir müzisyen.

İkinci akşam Giatres’ten ayrılırken, beni asıl etkileyenin tek tek parçalar değil, onların oluşturduğu bütün olduğunu daha iyi anladım.

1883’e uzanan bir aile hikâyesi…

Bir zamanların muayenehanesi…

Adında bile geçmişini taşıyan Giatres…

Angela Karacikos Günberk’in bugüne getirdiği Rum kültürü…

Bir kitabın sayfalarına bırakılmış örfler, adetler ve sofralar…

Jan’ın gitarı…

Sokağın hayatı…

Büyükada’nın gecesi…

Hiçbiri tek başına değildi.

Hepsi birbirinin içine geçmişti.

Belki Giatres’i yalnızca bir brasserie olarak anlatmanın eksik kalmasının nedeni de bu.

Çünkü karşınızda yalnızca yemek yenilen, bir şeyler içilen, müzik dinlenen bir mekân yok.

Bir binanın, bir ailenin ve bir kültürün geçmişten bugüne uzanan hikâyesi var.

Üstelik hâlâ yaşıyor.

Büyükada da benim için biraz böyle.

İstanbul’a çok yakın.

İstanbul’un içinde.

Ama nedense İstanbul’dan başka bir yerdeymişsiniz gibi…

Belki Büyükada’nın güzelliği biraz da buradan geliyor.

Farklı kültürlerin yan yana var olması birinden diğerini eksiltmiyor.

Tam tersine, hayatı çoğaltıyor.

Birinin sofrası diğerinin mutfağına, birinin müziği diğerinin gecesine, birinin geleneği başka bir hayatın içine küçük bir iz bırakabiliyor.

Belki de insanları birbirinden ayıran kültürler değil; kültürleri birbirinden ayırmaya çalışan insanlardır.

Çocukluğumdan beri beni kendisine çeken şeylerden biri de bu.

Bugün gittiğimde hâlâ sokaklarına bakıyorum.

Eski binaların hikâyelerini merak ediyorum.

Geçmişinden bugüne ne kaldığını arıyorum.

Döndüğümde ise hâlâ aynı şeyi düşünüyorum:

Yeniden gitmeliyim.

Çünkü bazı yerleri görmek yetmiyor.

İnsan onlarla bir bağ kuruyor.

Sonra bir gün bir masaya oturuyor, duvardaki eski bir fotoğrafa bakıyor, bir aile hikâyesini dinliyor, bir tarifte kendi mutfağından bir iz buluyor, uzaktan gelen gitarın sesine kulak veriyor…

O zaman anlıyor:

Geçmiş her zaman geçmişte kalmıyor.

Bazen yanı başınızdaki masaya oturuyor.

Önceki Yazı

Ecz: Ebru Zavalsız: Gençliğin peptit anahtarı Matrixyl cilt bakımında hangi kapıları açıyor?

Aşkım Tan

Aşkım Tan

Plugin Install : Widget Tab Post needs JNews - View Counter to be installed
  • Popüler
  • Yorum
  • En Son
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

21 Kasım 2024
İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

4 Eylül 2024
Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 28 Temmuz-3 Ağustos Gökyüzü Gündemi

Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 2024’de Burçları Neler Bekliyor?

27 Temmuz 2025
Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

22 Ocak 2024
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

0
Duygu Şengül: Türkiye’de kadının var olma sorunu

Duygu Şengül : Duygu’sal Aforizmalar

0
Ayşe Demir: DO-ra-to

Ayşe Demir: DO-ra-to

0
Buket Keskinol: Toprak Ana Gaia

Buket Keskinol : İskenderunlu olmak

0
Aşkım Tan: Büyükada’da geçmiş hala masaya oturuyor

Aşkım Tan: Büyükada’da geçmiş hala masaya oturuyor

19 Ağustos 2026
Ecz: Ebru Zavalsız: Gençliğin peptit anahtarı Matrixyl cilt bakımında hangi kapıları açıyor?

Ecz: Ebru Zavalsız: Gençliğin peptit anahtarı Matrixyl cilt bakımında hangi kapıları açıyor?

19 Ağustos 2026
Duygu Şengül: Normallik ölümdür

Duygu Şengül: Normallik ölümdür

19 Ağustos 2026
Aydan Baktır: Hız, kaygı ve çağın sesi

Tahterevallinin ortasında bir kadın/Ahmet Çaldıran

19 Ağustos 2026

Son Yazılar

Aşkım Tan: Büyükada’da geçmiş hala masaya oturuyor

Aşkım Tan: Büyükada’da geçmiş hala masaya oturuyor

19 Ağustos 2026
Ecz: Ebru Zavalsız: Gençliğin peptit anahtarı Matrixyl cilt bakımında hangi kapıları açıyor?

Ecz: Ebru Zavalsız: Gençliğin peptit anahtarı Matrixyl cilt bakımında hangi kapıları açıyor?

19 Ağustos 2026
Duygu Şengül: Normallik ölümdür

Duygu Şengül: Normallik ölümdür

19 Ağustos 2026
Aydan Baktır: Hız, kaygı ve çağın sesi

Tahterevallinin ortasında bir kadın/Ahmet Çaldıran

19 Ağustos 2026
Güncel Kadın

Güncel Kadın

Sosyal Medya

Kategoriler

  • Anasayfa
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Genel
  • Güncel Haberler
  • Güncel Sağlık
  • Güzellik
  • İş Dünyası
  • Magazin
  • Moda
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Sanat
  • Yaşam
  • Yazarlar

Son Haberler

Aşkım Tan: Büyükada’da geçmiş hala masaya oturuyor

Aşkım Tan: Büyükada’da geçmiş hala masaya oturuyor

19 Ağustos 2026
Ecz: Ebru Zavalsız: Gençliğin peptit anahtarı Matrixyl cilt bakımında hangi kapıları açıyor?

Ecz: Ebru Zavalsız: Gençliğin peptit anahtarı Matrixyl cilt bakımında hangi kapıları açıyor?

19 Ağustos 2026
  • İletişim: info@guncelkadin.com.tr

© 2023 Güncel Kadın.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj

© 2023 Güncel Kadın.