• İletişim: info@guncelkadin.com.tr
Güncel Kadın
Advertisement
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
Güncel Kadın
No Result
View All Result

Aydan Baktır: Kaderin görünmeyen haritası

Aydan Baktır by Aydan Baktır
4 Ekim 2026
in Yazarlar
0
Aydan Baktır: Kaderin görünmeyen haritası
0
SHARES
10
VIEWS
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp PaylaşLinkedin'de PaylaşPaylaşPaylaş

Elif Batuhan’ın The Idiot romanındaki Selin’i düşünürken aklıma hep şu geliyor: İnsan hayatının bazı anlarını yaşarken, o anın nereye aktığını göremiyor. Sonradan her şey işaretlerle dolu görünür. “Nasıl anlamadım? Nasıl daha dikkatli olmadım? Nasıl bu sözlere kulak vermedim?” diye sorar insan kendine.

Ama mesele çoğu zaman deneyimsizlik ya da tavsiyeye uymamak değildir.

Ben iyi bir eğitimle, çalışarak ve başarılı bir kariyerle kendime rahat, refah dolu bir hayat kurmuştum. İmkânsızlık nedir bilmeden yaşadığım zamanlar vardı. Sonra, yeterince dikkatli olamadığım için, dolandırıldığım bir insanın açtığı kapıdan geçtim. Bir anda hayatım, imkânsızlıklar koridorunda güçlükle yürümeye başladığım bir yere dönüştü.

İnsan başına gelen kötülüğü yaşarken onun bütün haritasını göremiyor. Çünkü bazı tuzaklar yalnızca saflığa değil, alışkanlıklara da kuruluyor. Güvene, düzgüne, söze inanma biçimimize… İnsan kendi dünyasının kurallarıyla bakarken, karşısındakinin o kurallara hiç bağlı olmadığını geç fark ediyor.

Üstelik benim ait olduğum kültürde kurban psikolojisi adeta yasaktır. “Yıkılmadım, ayaktayım, hatta hepinizden daha iyiyim” düsturu geçerlidir. Acıyı taşımak mümkündür ama ondan söz etmek biraz ayıp sayılır. Edebiyatın hüznü kitaplarda güzel durur; gerçek hayatta ise fazla hüzünlü, fazla kırılmış, fazla manasız ve tatsız bulunabilirsiniz.

Ama ben bunları “Ben ne kötüyüm, aman başıma neler geldi” demek için yazmıyorum. Hakikatin az konuşulduğu; yalanların, gösterişin ve inkârın gündelik hayatı örttüğü bir çağda, yaşanmış olanın dilini arıyorum. Çünkü insan önce içindeki huzursuzlukla, bir cümlenin tonuyla, açıklayamadığı bir sezgiyle karşılaşıyor.

Belki de ilham dediğimiz şey, aklın henüz adını koyamadığı hakikate ruhun verdiği ilk tepkidir. Önsezi de öyle: Kanıt değil belki, ama insanın kendi deneyiminden, hafızasından ve dünyayla kurduğu derin bağdan gelen bir işaret. Ben yarayı kutsamıyorum. Yalnızca onun üstünü örten sessizliğe razı gelmiyorum. Çünkü hakikati söylemek, kurban olmak değildir; insanın kendi hayatına yeniden tanıklık etmesidir.

Thomas Hardy’nin Tess of the d’Urbervilles romanındaki Tess de yalnızca yanlış kararlar vermiş bir kadın değildir. Yoksul bir köylü ailesinin kızı olarak ailesinin beklentileri ve sınıfsal çaresizliği içinde sürüklenir. Onun trajedisi, Viktorya dönemi İngiltere’sinin kadınlara karşı zalim çifte standardı tarafından örülür. Tess’in yaşadıkları, insanın başına gelenin her zaman kendi kusuruyla açıklanamayacağını anlatır.

Flaubert’in Madame Bovary’sindeki Emma da yalnızca hayalperest bir kadın değildir. Taşra hayatının daralttığı dünyadan, romanlarda okuduğu büyük aşklara ve başka bir hayata doğru kaçmaya çalışır. Ama hayal ettiği hayatla yaşayabildiği hayat arasındaki uçurum, onu borçların, hayal kırıklıklarının ve yalnızlığın içine iter. Emma’yı anlamak, yalnızca onu yargılamak değil; ona başka türlü bir hayat kuracak alanı vermeyen dünyayı da görmektir.

James Joyce’un Dublinliler kitabındaki insanlar ise çoğu zaman gitmeleri gerektiğini bilir ama gidemezler. Aile, din, sınıf, alışkanlık ve korku onları oldukları yerde tutar. Joyce buna bir tür “felç” der: Kapı açık olsa bile insan dışarı çıkamayabilir.

Coğrafya yalnızca doğduğumuz şehir ya da ülke değildir. Ailemizin dili, sınıfımızın görgüsü, hayata karşı takınmamız beklenen tavır, hangi yaranın gösterilebileceği ve hangisinin saklanacağıdır. Kaderin cilvelerini görememek bazen tam da budur: İnsan, kendi terbiyesinin kör noktasından bakar hayata.

Ve kimse anlamaz. Çünkü dışarıdan bakıldığında hâlâ ayakta görünürsünüz. Güçlü, eğitimli, zarif, hatta başarılı. Oysa bazı günler insan yalnızca, hiç bilmediği bir koridorda yürümeyi öğreniyordur.

Belki mesele geçmişteki kendime “Neden görmedin?” diye kızmak değil. O gün göremediğim şeyin, yalnızca benim eksikliğim olmadığını anlamak. Kendi dünyamın diliyle yorumlayamadığım, bambaşka bir dünyanın acımasızlığıyla karşılaştığımı kabul etmek.

Yıkılmadım. Ama ayakta kalmanın her zaman parlak, neşeli ve anlatmaya değer bir hikâye olmadığını artık biliyorum.

Edebiyattaki İzleri

Bu yazıda andığım romanların her biri, insanın yalnızca kendi kararlarıyla değil, içine doğduğu koşullarla da nasıl biçimlendiğini anlatır.

Elif Batuman – The Idiot

1990’larda Harvard’a başlayan Türk kökenli Amerikalı Selin’in, dil, aşk, sınıf ve ait olma duygusu içinde kendini anlamaya çalışmasının romanı. Selin’in Ivan’la belirsiz ilişkisi, yaşanırken anlaşılmayan duyguların ve gençliğin o kendine özgü körlüğünün etrafında gelişir. Romanın güçlü tarafı şudur: Hayatın çoğu zaman ancak sonradan anlam kazandığını gösterir.

Thomas Hardy – Tess of the d’Urbervilles

Yoksul bir köylü ailesinin kızı Tess’in, ailesinin beklentileri ve sınıfsal çaresizliği içinde sürüklendiği trajik hayatı anlatır. Tess’in yaşadıkları onun ahlâkî kusurundan çok, Viktorya dönemi İngiltere’sinin kadınlara karşı zalim çifte standardının sonucudur. Roman, “masumiyet”in bile toplum tarafından nasıl cezalandırılabildiğini anlatır.

Gustave Flaubert – Madame Bovary

Emma Bovary, taşra hayatının sıkıcılığından ve sıradanlığından kaçmak için romanlarda okuduğu büyük aşklara, lükse ve tutkuya sığınır. Ancak hayal ettiği hayatla yaşadığı hayat arasındaki uçurum büyüdükçe borçların, hayal kırıklıklarının ve yalnızlığın içine düşer. Emma’yı anlamak, yalnızca onu yargılamak değil; ona başka bir hayat hayal etme hakkı tanımayan dünyayı da görmek demektir.

James Joyce – Dublinliler

Dublin’de yaşayan sıradan insanların küçük gibi görünen ama hayatlarının yönünü belirleyen sıkışmışlıklarını anlatan öykülerden oluşur. Joyce’un kahramanları çoğu kez değişmek, gitmek, başka bir hayat kurmak ister; ama aile, din, yoksulluk, alışkanlık ve korku onları oldukları yerde tutar. Bu hâle Joyce’un dünyasında “felç” denir: İnsan kapının açık olduğunu görse bile dışarı çıkamayabilir.

Bu eserlerin ortak hüznü şurada birleşir: Hayat bazen insana seçme özgürlüğü veriyormuş gibi görünür. Ama insanın seçebileceği şeyler, doğduğu coğrafyanın, sınıfın, cinsiyetin, zamanın ve öğrendiği suskunlukların sınırları içindedir.

Önceki Yazı

Buket Keskinol: Eris’in çocukları: İftiranın soy kütüğü

Aydan Baktır

Aydan Baktır

Plugin Install : Widget Tab Post needs JNews - View Counter to be installed
  • Popüler
  • Yorum
  • En Son
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

21 Kasım 2024
İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

4 Eylül 2024
Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 28 Temmuz-3 Ağustos Gökyüzü Gündemi

Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 2024’de Burçları Neler Bekliyor?

27 Temmuz 2025
Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

22 Ocak 2024
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

0
Duygu Şengül: Türkiye’de kadının var olma sorunu

Duygu Şengül : Duygu’sal Aforizmalar

0
Ayşe Demir: DO-ra-to

Ayşe Demir: DO-ra-to

0
Buket Keskinol: Toprak Ana Gaia

Buket Keskinol : İskenderunlu olmak

0
Aydan Baktır: Kaderin görünmeyen haritası

Aydan Baktır: Kaderin görünmeyen haritası

4 Ekim 2026
Buket Keskinol: Eris’in çocukları: İftiranın soy kütüğü

Buket Keskinol: Eris’in çocukları: İftiranın soy kütüğü

4 Ekim 2026
Kültürel arşivcilikte fotoğraf okumaları metodolojisi ve çapraz soru yöntemi-Rengigül Yaltırık Ural

Kültürel arşivcilikte fotoğraf okumaları metodolojisi ve çapraz soru yöntemi-Rengigül Yaltırık Ural

4 Ekim 2026
Duygu Şengül: Dikiş tutmayan yen

Duygu Şengül: Dikiş tutmayan yen

3 Ekim 2026

Son Yazılar

Aydan Baktır: Kaderin görünmeyen haritası

Aydan Baktır: Kaderin görünmeyen haritası

4 Ekim 2026
Buket Keskinol: Eris’in çocukları: İftiranın soy kütüğü

Buket Keskinol: Eris’in çocukları: İftiranın soy kütüğü

4 Ekim 2026
Kültürel arşivcilikte fotoğraf okumaları metodolojisi ve çapraz soru yöntemi-Rengigül Yaltırık Ural

Kültürel arşivcilikte fotoğraf okumaları metodolojisi ve çapraz soru yöntemi-Rengigül Yaltırık Ural

4 Ekim 2026
Duygu Şengül: Dikiş tutmayan yen

Duygu Şengül: Dikiş tutmayan yen

3 Ekim 2026
Güncel Kadın

Güncel Kadın

Sosyal Medya

Kategoriler

  • Anasayfa
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Genel
  • Güncel Haberler
  • Güncel Sağlık
  • Güzellik
  • İş Dünyası
  • Magazin
  • Moda
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Sanat
  • Yaşam
  • Yazarlar

Son Haberler

Aydan Baktır: Kaderin görünmeyen haritası

Aydan Baktır: Kaderin görünmeyen haritası

4 Ekim 2026
Buket Keskinol: Eris’in çocukları: İftiranın soy kütüğü

Buket Keskinol: Eris’in çocukları: İftiranın soy kütüğü

4 Ekim 2026
  • İletişim: info@guncelkadin.com.tr

© 2023 Güncel Kadın.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj

© 2023 Güncel Kadın.