• İletişim: info@guncelkadin.com.tr
Güncel Kadın
Advertisement
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
Güncel Kadın
No Result
View All Result

Buket Keskinol: Eris’in çocukları: İftiranın soy kütüğü

Buket Keskinol by Buket Keskinol
4 Ekim 2026
in Yazarlar
0
Buket Keskinol: Eris’in çocukları: İftiranın soy kütüğü
0
SHARES
12
VIEWS
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp PaylaşLinkedin'de PaylaşPaylaşPaylaş

Tanrılar bir düğüne davet edildiler ancak bir kişi hariç: Eris.

Kavganın, çekişmenin, uyuşmazlığın tanrıçası olan Eris…

Eris, Peleus ile Thetis’in düğününe alınmayınca kapıyı kırmadı, bağırıp çağırarak Zeus’a saldırmadı, tanrılara savaş açmadı. Sadece küçücük bir şey yapmakla yetindi.

Sofranın ortasına üzerinde yalnızca birkaç kelime olan altın bir elma bıraktı:

“En güzel olana.”

Bundan sonrasını tanrılar kendileri hallettiler.

Hera, Athena ve Aphrodite o küçücük elma için birbirlerine düştüler ve Paris hakem seçildi. Aphrodite elmayı aldı, Helena kaçırıldı, ordular toplandı. Gemilerle çıkartma yapıldı ve Troia yandı.

Ve her şey üzerinde birkaç kelime yazan bir elma yüzündendi.

Çünkü Eris’in asıl silahı elma değildi.

İnsanların içindeki kıyaslama arzusunu nasıl manipüle edebileceğini çok iyi biliyordu. O çekişmeleri yaratan Tanrıçanın ta kendisiydi… Hatta çekişmenin vücut bulmuş haliydi.

Niçin o?

Niçin ben değil?

Belki de insanlığın en eski sorularından biriydi bu…

Ve işte tam burada, Olimpos’un gürültüsünden çok daha sonra, Nietzsche çıktı karşımıza.

Nietzsche’nin insanları eşit değildi.

Fakat bu eşitsizlik; para, soy, makam, unvan ya da toplumsal sınıf değildi. Nietzsche’nin “soylu” insanı kendisini başkasının küçüklüğü üzerinden büyütmek zorunda olmayan insandı.

Değerini dışarıdan dilenmeyen, kendi değerlerini yaratan ve kendi yolunu açan insandı soylu olan…

Ve belki de en önemlisi, hayatın karşısında sürekli bir suçlu aramayan insandı.

Bunun karşılık olarak Nietzsche’nin oldukça rahatsız edici bir kavram geliştirdi:

Ressentiment.

Basit bir öfke değildi bu… İnsanın gerçekleştiremediği şeyi değersiz ilan etmesiydi.

Ulaşamadığı yüksekliği küçümsemesi, sahip olamadığı şeyi kirletmesi, yapamadığını yapan kişide bir kusur aramasıydı.

Yukarıya çıkamayan insanın, diğerini aşağıya çekme çabasıydı. Çünkü aşağıya çekmek, tırmanıp yukarıya çıkmaktan çok daha kolay olandı.

Nietzsche “Böyle Buyurdu Zerdüşt ”’ünde çok güzel bir imge yaratmıştır: tarantulalar.

Ve Zerdüşt’te onların inlerini anlatır bize.

Tarantulalar adaletten bahsederler, eşitlikten konuşurlar, erdemden söz ederler.

İşte Nietzsche tam da burada sorar:

Ya bütün bu güzel kelimelerin altında başka bir şey varsa?

Ya adalet diye bağıran sesin arkasında intikam arzusu saklanıyorsa?

Çünkü ressentiment kendisini nadiren olduğu gibi göstermektedir.

Asla;

 “Onu kıskanıyorum,” demez.

 “Onun sahip olduğu şeye sahip olmak istiyorum,” demez.

 “Onun yerinde olmak istiyorum,” hiç demez.

Kendisine çok daha soylu gerekçeler bulur.

İlk olarak hedefindeki insanı ahlaken küçültür ve sonra onun başarısına bir kusur iliştirip niyetlerini sorgular, daha sonrasındaysa hikâyeler anlatmaya başlar.

Bir süre sonra gerçek ile söylenti arasındaki sınır tamamen bulanıklaşır.

Ve sonunda tek bir kişinin bile söylemeye cesaret edemeyeceği şey, kalabalığın içinde kolaylıkla söylenebilir hale gelir.

Çünkü sürünün çok tuhaf bir ahlakı vardır:

Bir yalanı birlikte söylemek, söyleyenlerin gözünde yalanı küçültür.

Herkes birer parça ekler:

Birisi duymuştur.

Birisi öyle olduğunu düşünmektedir.

Bir başkası zaten hep şüphelenmiştir.

Bir diğeri ise birinden duyan birinden duymuştur.

Ve sonunda ortada artık bir insan değil, hakkında anlatılan hikâyelerden ibaret bir suret var edilmiştir.

Gerçek varlığa sahip olan kişi artık ortadan kaybolmuştur.

Bu durumda, belki Eris bugün yaşasaydı altın elmaya bile hiç ihtiyaç duymazdı.

Bir cümle atıverirdi ortaya.

Bir ima.

Bir söylenti.

Bir ekran görüntüsü.

Belki yalnızca küçücük bir şüphe.

Gerisini insanlar zaten hallederlerdi.

Çünkü insanın diğerini değersizleştirmek için her zaman nefret etmesi de gerekmez.

Bazen kıskançlık yeter.

Bazen hırs.

Bazen korku.

Bazen kendi sıradanlığının karşısında başka birinin varlığının fazlasıyla görünür olması…

İşte Nietzsche’nin üstinsanı tam burada yanlış anlaşılmaya yol açabilir.

Üstinsan diğerlerinin üzerinde duran kişi değildir.

O, bir tahtta oturmaz.

Kalabalığın ezildiği bir piramidin tepesindeki kişi değildir.

Nietzsche’nin Übermensch’i, her şeyden önce kendini aşma düşüncesidir.

Burada insan, olduğu şey ile olabileceği şey arasında köprü vazifesi görür.

Bu yüzden asıl mücadele diğerleriyle değil, insanın kendi içindeki ağırlıklarla, kendi varoluşuyla yapılır; korkusuyla, kindarlığıyla, kıskançlığıyla, başkalarının gözündeki değerine duyduğu açlıkla yapılmaz.

Ve işte belki de insanın kendisini aşmasının en zor tarafı da budur.

Çünkü bir başkasını aşağı çekmek için çevresindeki birkaç kişi yeterlidir.

Kendini yukarı taşımak içinse insan çoğu zaman oldukça yalnızdır.

Üstelik sürü yalnızlığı sevmez…

Farklı olanı da pek sevmez.

 Kendisine benzemeyeni önce anlamaya çalışıyormuş gibi yapar; anlayamazsa sınıflandırır, sınıflandıramazsa şüphe eder, şüphe de yetmezse hikâyesini yeniden yazar.

Çünkü bir insanı gerçekten yenemediğinizde başka bir yol daha vardır:

Onun kim olduğunu başkalarına siz anlatırsınız.

İftira belki de ressentiment’ın en karanlık biçimlerinden biridir.

Çünkü iftira, rakibin yaptığı bir şeyle mücadele etmez.

Ona yapmadığı bir şeyi armağan eder.

Bir söz, bir davranış, bir niyet ve bir karakter…

Sonra da yarattığı bu hayaletle savaşmaya başlar.

Ve insanı, kendisinin bile tanımadığı bu yabancı sureti savunmaya zorlar.

Ne tuhaf…

Bir zamanlar Mitolojide tanrılar insanlara biçim verirken, bugün insanlar birbirlerine biçim veriyorlar.

Kimi kahramanlar yaratıyor, kimi ise canavarlar.

Eris ise şu anda bir köşede oturup gülümsüyor olmalı.

Çünkü altın elması hâlâ masanın üzerinde dururken, yalnızca üzerindeki yazı değişmiş gibi.

Artık sadece “En güzele” yazmıyor belki de.

“En başarılıya.”, “En sevilene.”, “En görünür olana.”, “En farklı olana.”

 Ya da yalnızca:

“Neden o?”

Fakat Nietzsche bize başka bir soru daha bırakıyor.

Neden o? diye sormak yerine:

Ben ne olabilirim?

Belki soyluluk tam da bu soruda başlıyordur.

Başkasının ışığını söndürerek aydınlanmaya çalışmamakta, bir insanı küçülterek büyümeyi reddetmekte, kalabalık adı verilen birkaç insan parçasının verdiği cesareti güç sanmamakta ve gerçekten dönüp kendimize bakmaya cesaret etmekte…

Çünkü insanın önünde uzanan iki yol vardır:

Kendi dağını tırmanabilir ya da dağın tepesindekine taş atıp onu düşürmeye çalışabilir.

Taş atmak kolay olanıdır.

Ama bütün atılan taşlara rağmen değişmeyen küçük de bir gerçek vardır:

Bir dağı taşlayarak onun yüksekliği azaltılamaz.

İşte belki de Eris’in çocuklarının anlayamadığı şey tam olarak budur.

 

Önceki Yazı

Kültürel arşivcilikte fotoğraf okumaları metodolojisi ve çapraz soru yöntemi-Rengigül Yaltırık Ural

Sonraki Yazı

Aydan Baktır: Kaderin görünmeyen haritası

Buket Keskinol

Buket Keskinol

Sonraki Yazı
Aydan Baktır: Kaderin görünmeyen haritası

Aydan Baktır: Kaderin görünmeyen haritası

Plugin Install : Widget Tab Post needs JNews - View Counter to be installed
  • Popüler
  • Yorum
  • En Son
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

21 Kasım 2024
İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

4 Eylül 2024
Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 28 Temmuz-3 Ağustos Gökyüzü Gündemi

Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 2024’de Burçları Neler Bekliyor?

27 Temmuz 2025
Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

22 Ocak 2024
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

0
Duygu Şengül: Türkiye’de kadının var olma sorunu

Duygu Şengül : Duygu’sal Aforizmalar

0
Ayşe Demir: DO-ra-to

Ayşe Demir: DO-ra-to

0
Buket Keskinol: Toprak Ana Gaia

Buket Keskinol : İskenderunlu olmak

0
Aydan Baktır: Kaderin görünmeyen haritası

Aydan Baktır: Kaderin görünmeyen haritası

4 Ekim 2026
Buket Keskinol: Eris’in çocukları: İftiranın soy kütüğü

Buket Keskinol: Eris’in çocukları: İftiranın soy kütüğü

4 Ekim 2026
Kültürel arşivcilikte fotoğraf okumaları metodolojisi ve çapraz soru yöntemi-Rengigül Yaltırık Ural

Kültürel arşivcilikte fotoğraf okumaları metodolojisi ve çapraz soru yöntemi-Rengigül Yaltırık Ural

4 Ekim 2026
Duygu Şengül: Dikiş tutmayan yen

Duygu Şengül: Dikiş tutmayan yen

3 Ekim 2026

Son Yazılar

Aydan Baktır: Kaderin görünmeyen haritası

Aydan Baktır: Kaderin görünmeyen haritası

4 Ekim 2026
Buket Keskinol: Eris’in çocukları: İftiranın soy kütüğü

Buket Keskinol: Eris’in çocukları: İftiranın soy kütüğü

4 Ekim 2026
Kültürel arşivcilikte fotoğraf okumaları metodolojisi ve çapraz soru yöntemi-Rengigül Yaltırık Ural

Kültürel arşivcilikte fotoğraf okumaları metodolojisi ve çapraz soru yöntemi-Rengigül Yaltırık Ural

4 Ekim 2026
Duygu Şengül: Dikiş tutmayan yen

Duygu Şengül: Dikiş tutmayan yen

3 Ekim 2026
Güncel Kadın

Güncel Kadın

Sosyal Medya

Kategoriler

  • Anasayfa
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Genel
  • Güncel Haberler
  • Güncel Sağlık
  • Güzellik
  • İş Dünyası
  • Magazin
  • Moda
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Sanat
  • Yaşam
  • Yazarlar

Son Haberler

Aydan Baktır: Kaderin görünmeyen haritası

Aydan Baktır: Kaderin görünmeyen haritası

4 Ekim 2026
Buket Keskinol: Eris’in çocukları: İftiranın soy kütüğü

Buket Keskinol: Eris’in çocukları: İftiranın soy kütüğü

4 Ekim 2026
  • İletişim: info@guncelkadin.com.tr

© 2023 Güncel Kadın.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj

© 2023 Güncel Kadın.