
SANAT, DUVARA ASILMAZ.
SANAT, BAKANIN NE GÖRDÜĞÜNÜ ORTAYA KOYAR.
Salondaydım.
Kalabalığın içindeydim.
Ama kalabalığa bakmadım.
Detaya baktım.
Bir sergi açıldı.
Adı:
“Hattuşalı Hititler Başkentte”
48 sanatçı.
48 eser.
Mesele sayı değil.
Mesele şu:

BU ÜLKE, KENDİ KÖKLERİNE GERÇEKTEN BAKABİLİYOR MU?
BİR MEDENİYETİN İZİ
Hititler…
M.Ö. 1600’lerde
Anadolu’nun kalbinde
büyük bir uygarlık kurdu.
Hukuk yazdı.
Devlet kurdu.
Kayıt tuttu.
Bugün Ankara’nın simgesi olan
Hitit Güneş Kursu,
o hafızanın izidir.
Ama mesele sadece bir simge değildir.
Mesele şudur:
Hattuşa’dan çıkan bir medeniyet aklı, binlerce yıl sonra hâlâ bu şehirde yaşamaktadır.

Salonda dolaşırken şunu düşündüm:
BU ŞEHİR, SİMGESİNİN NE KADAR FARKINDA?
NEDEN HİTİT?
Bu sergide yapılan tercih açıktır.
Geçmiş, bugünün içine yerleştirilmiştir.
Bu bir nostalji değildir.
Bu,
BİLİNÇLİ BİR HAFIZA İNŞASIDIR.
Çünkü unutulan her şey, yeniden kaybedilir.
48 SANATÇI, 48 TANIKLIK
Birbirinden değerli 48 sanatçı.
Birbirinden güçlü 48 yorum.
Her eser, bir tarih parçasını yeniden kuruyor.
Her sanatçı, geçmişle bugünün arasına kendi dilini koyuyor.
Sanatın gücü burada başlar:
AYNI GERÇEĞİ, FARKLI BİÇİMLERDE SÖYLEYEBİLMEK.
Bu sergide yalnızca eser yok.
Bir duruş var.
Bir hafıza var.
Bir çağrı var.
BİR İLK: MEKÂNIN ANLAMI
Sergi, Ankara Büyükşehir Belediyesi binasının fuaye alanında açıldı.
Bu detay sıradan değildir.
Bu alan, ilk kez bu ölçekte bir sergiye ev sahipliği yaptı.
Bu tercih tesadüf değildir.
Kamu, sanatın içine çekilmiştir.
Sanat, kapalı salonlardan çıkmış, doğrudan kamunun karşısına çıkmıştır.
BİR EMEK, BİR İRADE

Bu tür bir buluşma kendiliğinden oluşmaz.
Arkasında bir akıl vardır.
Bir ısrar vardır.
Bir yön tayini vardır.
Sürecin oluşmasına katkı sunan
Sayın Alper Bilan
(Vakıf 19 Yönetim Kurulu Başkanı)
Bu emeği görmemek mümkün değildir.
Çünkü kültür taşımak, bir etkinlik değil, bir sorumluluk meselesidir.
BİR TEMAS
Salonda bir hareket oldu.
Ama dikkatimi çeken hareket değildi.
Mesafeydi.
Sayın Mansur Yavaş
(Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı)
eşiyle sergiye teşrif etti.
Sanatçılar yaklaştı.
Eserler anlatıldı.
Bir kitapçık sunuldu.
İstekler vardı.
Beklentiler vardı.
O an şunu fark ettim:
Bu sadece bir ziyaret değildi.
Bu,
SANATIN YÖNETİME DOĞRUDAN TEMAS ETTİĞİ BİR ANDI.
Her temas, bir sorumluluk doğurur ve her sorumluluk, bir karşılık ister.
Soru hâlâ aynı:
BU TEMAS, BİR KARŞILIK BULACAK MI?
BU SADECE ANKARA DEĞİL
Bu sergi, Ankara ile sınırlı kalmıyor.
Aynı isimle, 15 Nisan itibariyle Çorum’da sanatseverlerle buluşacak.
Bu önemli.
Çünkü Hitit’in doğduğu topraklara sanat yeniden dönüyor.
Bu bir sergi taşınması değildir.
Bu,
HAFIZANIN KENDİ MERKEZİNE GERİ DÖNÜŞÜDÜR.
SANAT NE İSTER?
Sanatçı şunu istemez:
Gösteri.
Protokol.
Geçici ilgi.
Sanatçı şunu ister:
CİDDİYET.
SÜREKLİLİK.
ANLAŞILMAK.
Sanat, alkışla değil,
KARŞILIK BULDUĞUNDA YAŞAR.
Salondan çıkarken tek bir şey netleşmişti:
Bu sergi, geçmişi anlatmıyordu.
Bu sergi,
BUGÜNÜN NEYİ HATIRLAYIP NEYİ UNUTTUĞUNU GÖSTERİYORDU.
Sanat, unutmaz.
Ama toplum unutabilir.
İşte mesele budur:
Bir toplum, kendi hafızasını kaybettiğinde sanat onu geri çağırabilir mi?
Eğer çağırabiliyorsa, bu sergi anlamlıdır.
Çağıramıyorsa…
Sadece bakılmıştır.
Ama görülmemiştir.
Belki de en büyük mesele budur.













