• İletişim: info@guncelkadin.com.tr
Güncel Kadın
Advertisement
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
Güncel Kadın
No Result
View All Result

Nâzım Hikmet ve Ord. Prof. Dr. Osman Cevdet Çubukçu/Rengigül Yaltırık Ural-Bölüm-1

Rengigül Ural by Rengigül Ural
12 Ocak 2026
in Yazarlar
0
Nâzım Hikmet ve Ord. Prof. Dr. Osman Cevdet Çubukçu/Rengigül Yaltırık Ural-Bölüm-1
0
SHARES
21
VIEWS
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp PaylaşLinkedin'de PaylaşPaylaşPaylaş

Güncel Kadın Dergisi’nde  “Nâzım’ın Kedisi” başlıklı köşe yazımda; 20 Aralık 2025, Cumartesi akşamı Barış Manço Kültür Merkezi’nde izlediğimiz Okday Korunan’ın yazıp, yönettiği ve oynadığı “Nâzım’ın Kedisi” ilhamı ile hoş bir araştırma yazısı hazırlamanın faydalı olacağını düşündüğümü belirtmiştim. Suadiye’deki çalışma odamda ilgili bazı evrakları taradım. Sıradaki proje, kitap kayıtları, yayına hazırladığım makale ve inceleme yazılarına yeni yıl arası vermişken Levent’teki çalışma odamda Nâzım külliyatımı çıkarttım. Kitapları, daha önce kaleme almış olduğum yazıları tararken, notlar da aldım. Notlar alırken çok hoş bir sürprizle karşılaştım. Gerçekten de Boğaziçi Üniversitesi’nden Yaratıcı Yazarlık hocam Prof. Dr. Murat Gülsoy’un derslerin birinde dediği gibi “Yazmak bir serüven”.  Nâzım külliyatımdan ilgili olan kitaplara kısaca değineyim, RE Books Arts’tan kitap girişi yapılıp yapılmadığını da kontrol edeyim.

Nâzım Hikmet, Piraye’ye Mektuplar, YKY

“Nâzım’ın, 1933’ten 1950’ye kadar, on yedi yıl boyunca, çeşitli cezaevlerinden kendisine yazdığı mektupları, Piraye bir tahta bavulda saklardı. Ceviz ağacından yapılmış, 41 x 26 x 14 cm boyutlarında küçük bir tahta bavul. Küçük olduğu için, belki “çanta” demek daha doğru. Bu ceviz çantayı ona Nâzım sanırım Çankırı Cezaevi’ndeyken yapmıştı.

Bu kitaptakiler, Nâzım’ın Piraye’ye yazdığı mektupların hepsi mi? Çantadakilerin hepsi… Belki bir gün başka yerlerden de bir şeyler çıkar, bilemem.” Memet Fuat

Nâzım Hikmet, Bütün Şiirleri, YKY

“Tek kitap”la kitaplıklar kuran Delta Dizisi, bu kez dünya şairi Nâzım Hikmet’i ağırlıyor.

Şairin Bütün Şiirleri, eksiksiz olarak tek bir ciltte bir araya geliyor. Farklı tasarımı ve baskı kalitesiyle beğeni toplayan Delta Dizisi, Türk şiirinin yatağını değiştiren bu büyük dizelerin tamamını avucunuza bırakıyor, sekiz kitabı elinize sığdırıyor… Çağdaş şiirimizde bir klasik olan, dünya şairi Nâzım Hikmet’in kaynak metinler temelinde yeniden gözden geçirilerek yayımlanan şiirleri, Delta Dizisi’yle şimdi bir arada. İki bin sayfayı aşan Bütün Şiirleri, 835 Satır, Benerci Kendini Niçin Öldürdü, Kuvâyi Milliye, Yatar Bursa Kalesinde, Memleketimden İnsan Manzaraları, Yeni Şiirler, Son

Şiirleri ve İlk Şiirler’i içeriyor.

Nâzım Hikmet, Son Şiirleri (1959-1963), YKY

Türk şiirinin çizgisini değiştirmiş, çok yönlü, evrensel boyutlu bir şair ve yazarın bu basım için yeniden gözden geçirilmiş, kaynak metinler esas alınarak düzeltilmiş “külliyatı”…

Tanıdığım Nâzım Hikmet, Orhan Karaveli, DK

“Başını yakmaya çalışıyorlar. Ben tanırım, mert oğlandır o.” -Mustafa Kemal Atatürk-

“Orhan Karaveli ve Ömer Sami Coşar’la hemen her akşam yemeğe çıkıyorduk. Nâzım hastalığını unutmuştu. Şiirler okuyor; İstanbul’dan Boğaziçi’nden bahsediyordu. Canlanmış, neşelenmişti.” -Ekber Babayev-

“Orhan Karaveli, Nâzım’la Moskova’da konuşan son Türk gazetecisi. Nâzım’ı tanımak isteyenler için belgelere dayalı ayrıntılı bir çalışma.” -Yalçın Bayer-

Bir Dinozorun Anıları, Mîna Urgan, YKY

İngiliz edebiyatı ‘duayenimiz’ Mina Urgan, bu kez anılarıyla, bir yaşama ustası olarak karşımızda.

Mina Urgan ‘Bir Dinozorun Anıları”nda açık yürekli, yalın ve naif bir dille anlatıyor; kendini, çevresindekileri ve bir coğrafyada olan biteni… Halide Edip, Necip Fazıl, Abidin Dino, Neyzen Tevfik, Sait Faik, Yahya Kemal, Ahmet Haşim,

Atatürk ve başka pek çok isimle zenginleşmiş bir ömrü…”

Oğuz Atay’ı ayaküstü ve o kadar az gördüm ki, onunla ilgili ancak bir tek izlenim edindim: Koskocaman bir kediye benziyordu tıpkı. Çok kocaman ve çok güzel bir kediye, öyle benziyordu ki, ona elimi uzatınca ‘miyaaav’ diyeceğini sandım. Miyavlayacağı yerde ‘tanıştığımıza memnunum’ deyince şaşırıp kaldım.”

İzdüşümü, Balaban, Öncü Kitapevi

Bursa Cezaevinde tanıştığı Nâzım Hikmet´in sayesinde resim yeteneğini keşfeden İbrahim Balaban´ın (1921 – 2019), renkli ve siyah – beyaz desenlerle süslediği, kendi yaşamından kesitler içeren öyküleri… Balaban, “Sanat; yaşantının izdüşümüdür.” kuramını İzdüşümü’nde tanımlamaktadır. Bu kitapta Balaban Türk halkının ağır-aksaklığını ve yaşantısının şekillenmesini karasabana bağlamakta. İzdüşümü’nde okunacak olan öyküler, günlük şeklindeki anılar, konuşma şeklindeki yazılar ve görünecek resimler, sanatı sanat aracılığı ile öğretme amacını güder.

Balaban köyde doğduğu için ilkokul 3 sınıfından başka okullarda okuyamadı. Ama 13 yıl tutsak kaldığı mapus damları, sanki özel bir okul oldu ona. Bilinen klasik okullardan geçemeyişi ve yaşantısının çarpık oluşu, onu akademi çevresinin dışında bıraktı. Bunun için Balaban, resim sanatını tanımlayan yazılar yazarak suretsiz resim yapanların dışında halkın yaşantısının yansımasını suretli olabileceğini anlatmaktadır İzdüşümü’nde.

Balaban’ın daha önce yayımlanan kitapları: “Balaban”, “İz”, “Şair Baba ve Damdakiler”dir.

Balabanizm – 14 Ocak-14 Şubat 2012 – İbrahim Balaban, IFC

Kaybolan İstanbul’um, bir mimarın anıları (1947-1957), Enis Kortan, Boyut Yayınları

“Kaybolan İstanbul’um” 1947 ve 1957 yıllan arasında 20’li yaşlarındaki genç bir mimarın İstanbul’a ilişkin gözlemlerini ve yorumlarını bir araya getiriyor. Prof. Dr. Enis Kortan kişisel anılan aracılığıyla kritik bir dönemden geçen ve dramatik olaylara sahne olan İstanbul ve Türkiye’nin politik ve sosyal tarihine ışık tutuyor. Kortan eski İstanbul’u anlatırken, İstanbul mimarisini ve şehircilik anlayışını da eleştirel ve bilimsel bir yaklaşımla ele alıyor. Çizimleri ve fotoğraflarıyla zenginleştirdiği kitabında, Türk – Osmanlı mimarisine büyük ilgi duyan, 20. yüzyılın en önemli mimar ve kuramcılarından Le Corbusier’e ayrıcalıklı bir yer ayırıyor. 1978 yılında profesör olan ve araştırmalarını çoğunlukla modern Türk Mimarlığı üzerine yoğunlaştıran Kortan’ın “Türkiye’de Mimarlık Hareketleri ve Eleştirisi”, “Le Corbusier Gözüyle Türk Mimarlık ve Şehirciliği”, “Mimarlıkta Teori ve Form”, “20. Yüzyıl Mimarlığına Estetik Açıdan Bakış” gibi kitaplan da bulunuyor.

Celile Hanım, Aysel Hacır, Minval

“Yollarda kalan gözlerimin nûrunu yordum,

Kimdir o, nasıldır diye rüzgârlara sordum,

Hulyâmı tutan bir büyü var onda diyordum,

Gördüm: Dişi bir parsın elâ gözleri vardı.”

-Yahya Kemal Beyatlı-

Nihayete erememiş hüzünlü bir aşkın öyküsü. “Celile Hanım” tarihi roman meraklılarını 1900’lerin başındaki İstanbul’a götürüyor. Romanında edebiyat dünyamızın pek çok ismini bir araya getiren Aysel Hacır, Celile Hanım’la Yahya Kemal arasında yaşanan aşk hikâyesini romanına konu ediyor. Romanın öne çıkan karakterlerinden biri de Nâzım Hikmet.

 Bir Devrin Romanı, Halide Nusret Zorlutuna, Timaş

“Kadın Yazarların Annesi” Halide Nusret, edebiyatçı Pınar Kür’ün teyzesi, romancı Emine Işınsu’nun annesi ve Cumhuriyet’in ilk öğretmenlerinden.  “Bir Devrin Romanı”; hâlâ çok konuşulan ve daha da çok konuşulacağa benzeyen bir devrin tarihine tanıklık eden entelektüel bir öğretmenin, edebiyatçının ve en önemlisi de bir kadının kendi çarpıcı yaşam öyküsü… Öncü kadın yazarlarımızdan Zorlutuna, daha on sekiz yaşında bir genç kız iken işgale ve istiklalimizin kaybına dair isyanlarını hece veznine dökmüş ve Yahya Kemal’in şiirlerini ezberlediği ender şairlerimizden biri. Bu da eserin edebî değerine değer katan taraf… Romanı gerçekçi kılan en önemli unsur ise, Zorlutuna’nın pek çok kişinin gitmemek için istifayı göze aldığı yerlerde yıllarca kalıp yöre halkının dertlerine ortak olmuş, yurdun dört köşesini karış karış teneffüs etmiş bir öğretmen olması.  Halide Nusret, Trablusgarp Harbi’ni, 31 Mart Vak’ası’nı, Birinci Cihan Harbi’ni, Cumhuriyet yıllarını ve sonrasında Türk modernleşmesinin en sancılı dönemlerini cesaret ve samimiyet çerçevesinde satırlara döküyor bu kitabında. Yazarın kendi hayatından izler taşıyan bu eserde, bir yaşam öyküsünü okurken, aynı zamanda bir devrin tarihine de tanıklık edeceksiniz.

Yarısı Roman, İsmet Kür, Everest 

Anı kitapları, her ne kadar belli birinin anıları gibi düşünülse de hiçbir zaman bununa sınırlı değiller. İsmet Kür de Yarısı Roman’da sadece anılarını anlatmıyor, bir dönemin Türkiye’sine ışık tutuyor. Yaşananlar, ilişkiler, yazılanlar, çizilenler bir tek onun anıları değil, hepimizin ortak belleğinin kaybolmuş parçaları. Bir öğretmen, bir yazar ve bir yazarla bir heykeltıraşın annesi, bu rollerinin hepsiyle birlikte modern Türkiye’nin kuruluşundaki katkıları inkâr edilemez olan bir hanımefendinin anıları: Yarısı Roman. Yarısından çok daha fazlası gerçek.

Bir Cumhuriyet Kadını Şükûfe Nihal, Timaş

Bu kitap, imparatorluktan millî devlete geçişi ve Cumhuriyetin ilk elli yılını yaşamış olan Şükûfe Nihal’i özellikle bir yazar olarak ortaya koymak üzere hazırlanmıştır. Türk tarihinin siyasî, edebî ve kültürel anlamda son derece önemli bu geçiş döneminde öncü bir aydın olarak yer alan Şükûfe Nihal’in hayat hikâyesi ve eserleri, bu süreci ince ve çok şahsî yansımaları da taşıyan kadın duyarlığının arkasından verir. O, Fatma Aliye Hanım, Şair Nigâr Hanım ve Halide Edip’lerin başlattıkları Türk edebiyatının kadın yazarı olma çizgisini hemen onların yanı başında ama aynı öncü ve özverili kimlikle sürdürür. İstanbul İnas Darülfünunu (Kadınlar Üniversitesi)’nun ilk dönem öğrenci ve mezunu, Sultanahmet Mitingi’nin ateşli hatibi ve Cumhuriyet öğretmeni olan yazarın hayat hikâyesi, eşitlikçi Türk feminizminin ve Türk kadınının siyasî hayata kazandırılışının ciddî başlangıçlarıyla zenginleşir. Bütün bunlar Şükûfe Nihal’in hayatına ve eserine kadın-edebiyat-Cumhuriyet aydını olma noktalarından bakılmasını gerekli kılar. Cumhuriyetin aydınlarını ve ediplerini toplayan bir salonun kibar sahibi ve pek çok âşığın etrafında pervane olduğu Şükûfe Nihal, anlaşılmaz bir şekilde daha sağken unutuluşun en uzak iklimlerine düşer. Hayatının parlak başlangıçları mahiyeti açıklanamayan karanlıklarla gölgelenir. Arayışlar, beklentiler; kadın ruhunun dalgalı, çekingen çırpınışları ve hayatın bin türlü cilvesi ona derin sessizlikleri getirir. Ve susar Şükûfe Nihal… Kendisini anlamak, anlatmak, ona hayatının en güzel döneminin ışıltısını kazandırmak ve tam o noktada yeniden canlandırmak isteyenler için bile hâlâ suskun durmaktadır…

Bir Zamanların Kadıköy’ünde Edebiyatçılar ve Aşkları, Hicran Göze, Kubbealtı

Yahyâ Kemal’den Nâzım Hikmet’e, Şükûfe Nihâl’den Fâruk Nâfiz’e edebiyatçılar ve aşkları…

Bir Zamanlar Nişantaşı’nda, Hıfzı Topuz, Remzi Kitapevi

Vali Konağı’nın da yer aldığı modern bir semt olan Nişantaşı’ndan anılar, portreler… Hıfzı Topuz bu kitabında çocukluk ve gençlik yıllarındaki Nişantaşı’nı anlatıyor. Nişantaşı’nın 40’lı 50’li yıllarından konaklar, sokaklar, pastaneler, ünlü sakinler, renkli sosyal ilişkiler, akşam turları, göz aşinalıkları ve belki de yaşam boyu anımsanacak aşklardan buruk anılar…

Tiyatro Benim Hayatım – Yıldız Kenter’in Hayat Hikâyesi, Dikmen Gürün, YKY

Dikmen Gürün, Yıldız Kenter’in Ankara Halkevi ve ardından Ankara Devlet Konservatuarı’na adım attığı 1940’lı yıllardan başlayarak günümüze uzanıyor. Tiyatro ile dopdolu geçen bir yaşamı okurla paylaşırken ülkenin içinden geçtiği süreçleri de yansıtıyor. Yıldız Kenter şöyle diyor kitapla ilgili olarak: “Beni çocukluk yıllarımdan bu günlere duyarlı bir dille taşımış. Tiyatro çevresinde dönen bir hayatı doğrularıyla, yanlışlarıyla işlemiş. Mücadelemi, mücadelemizi paylaşmış. Titizlikle yapmış bunu.”, “Tiyatro Benim Hayatım”, yaşamı tüm renkleriyle yakalamış ve sahnenin merkezine yerleştirmiş güçlü bir sanatçının, Yıldız Kenter’in hikâyesini anlatıyor. Ankara Devlet Tiyatrosu yılları, İstanbul’a geliş, Karaca Tiyatrosu, Site Oyuncuları, Kent Oyuncuları olarak Dormen Tiyatrosu’nda paylaşılan yıllar ve büyük maddi zorluklarla kendi tiyatrolarının, Kenter Tiyatrosu’nun devletten tek kuruş destek almadan inşa edilişi ve bu adımı büyük bir cesaretle atan, elini taşın altına koyan Yıldız Kenter başta olmak üzere; Müşfik Kenter’in, Kâmran Yüce’nin, Şükran Güngör’ün, Kent Oyuncuları’nın uğraşları… İki büyük oyuncunun, iki kardeşin; Yıldız ve Müşfik Kenter’in birlikte ve ayrı ayrı sergiledikleri onca oyun, onca unutulmaz performans… Başarılı nice oyunlar, oyuncular…Kenter Tiyatrosu sahnesinden yetişen isimler… Yıldız Kenter’in tükenmek bilmeyen enerjisinden, öğretme ve öğrenme tutkusundan yararlanan öğrenciler… Böylesine yoğun bir tiyatro yaşamında sinemaya, ekrana ayrılan zamanlar ama yine de tiyatronun her zaman, her şeye galebe çaldığı gerçeği… Yıldız Kenter’in kendi sözleriyle: “Tiyatro Benim Hayatım sanki başkasına ait bir hayat hikâyesiymiş gibi merak uyandırdı bende. İlgiyle okudum. Biyografimin yazılmasını heyecan verici buluyorum. Biyografilerin ders anlamında da önemli olduğunu düşünüyorum. O nedenle kitabın benim hayatımdan öte, o dönemin tiyatro yaşantısını veriyor olması çok önemli.”

Türkiye Cumhuriyeti Mimarlığının Modernleşme Sürecinde Mimar Giulio Mongeri: Bursa Çelik Palas Oteli ve Kaplıcası, Damla Çinici, Bursa Nilüfer Belediyesi

Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında İstanbul’da yapılar inşa eden Mongeri, bu dönem çoğunlukla batı kaynaklı seçmeci üslubu tercih etmiştir. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte, mimarlık etkinliklerini yeni başkent Ankara’da ve Türkiye’nin çeşitli kentlerinde sürdüren Mongeri’nin dönemin benimsenen akımı olan I. Ulusal Mimarlık Akımı’nda eserler verdiği görülmektedir. 1920’lerin sonuna gelindiğinde modern üslubun benimsenmesi Mongeri’yi de Modern Mimari’ye yönlendirmiştir. Çalışmamız Mongeri’nin modern üslupta tasarladığı tek ve kendisinin son yapısı olan Bursa Çelik Palas Oteli ve Kaplıcası’na odaklanmıştır. Mongeri’nin dönemin mimarlık anlayışına uygun Art Deco üslubunu da kullandığı bu yapı, mimari özellikleri ile değerlendirilirken, hem seçmeci üslupta, hem I. Ulusal Mimarlık Akımı’nda yapılar tasarlamış bir mimar olarak Mongeri’nin Modern Mimari’ye yaklaşımı da tartışılmıştır.  1935 yılında hizmete giren Bursa Çelik Palas Oteli ve Kaplıcası aynı zamanda ülkemizin ilk kaplıca otel tasarımı olması açısından da önemlidir. Kuruluşundan beri balolara, toplantılara, kongrelere ev sahipliği yapmıştır. Pek çok onarım ve yenileme geçiren yapı topluluğu günümüzde de Bursa’nın önemli imgelerinden biri olarak varlığını korumaktadır.

“Nâzım’ın Kedisi” bir devre ayna tutuyor, Aylin Saraçoğlu, Güncel Kadın

 Sintinenin Dibinde (1938 Donanma Davası) Yazı Dizisi, Cumhuriyet, 1993, Taha Toros Arşivi

Nâzım Hikmet’in Yankısı İspanya’da, Tahsin Aydoğdu, A. Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi

1902 yılında doğan Nâzım Hikmet, dedesinden Mevlevî deyişlerini, annesinden Fransız klasiklerini öğrenmiştir.

Çanakkale’de dayısı şehit düşmüş, İstanbul işgâl edilmiştir. Dünya sürekli ve hızlı bir değişim süreci içerisindedir. Nâzım bu değişime uygun farklı, yeni bir biçim geliştirme arzusundadır. Dünyanın her yerinde hangi dilde olursa olsun şiirlerin söylenişlerindeki ustalığa saygı duymuş, o şiirlerin yaratıcılarını ustası bilmiştir. Dünyada “Türk Şair” olarak anılan Nâzım’ın kendisi de zamanla evrensel bir değer haline gelmiş, “Dünya Şairi” olarak kabul görmeye başlamıştır. Biz bu çalışmamızda “Dünya Şairi” Nâzım Hikmet’in İspanya’da nasıl yankılandığını, onun için yazılan şiirlerde Nazım’ı nasıl andıklarını, onu okuyucuya nasıl sunduklarını inceleyeceğiz.

Kişiye Özel Mektupların,  Anı – İnceleme Yazılarının  Önemi

Arşivimdeki özel mektuplara, belgelere, anıları içeren kitaplar, dosyalara önem vermekteyim. Bir devre ışık tutuyorlar.  Mektuplar özel. Belki gizli kalmalı diye de düşünülebilir ama çok içten duyguları ve o dönemi yansıtıyor. Reşat Nuri’nin Hadiye Hanım teyzeye yazdığı mektuplar gibi… Einstein’ın Mileva Marić’e yazdığı mektuplar gibi… Ömer (M. Koç) Bey, eksik olmasın kitaba, yazmaya, çizmeye tutkumu bildiği için “Bakî

Muhabbet” kitabını imzalayarak zarafetle takdim etmişti. Böyle nice kıymetli kitaplar arşivimde. Nâzım

Hikmet – Piraye’ye Mektuplar’ı tekrar okudum. Notlar aldım. Teker teker ayırdığım kitapları taradım. İçinden

Nâzım ile ilgili olanları işaretledim. Ayrıca Yahya Kemal’in iki kitabını, Kemal Tahir’in üç kitabını, Falih Rıfkı’nın kitaplarını taradım. Daha önce kaleme aldığım araştırma-inceleme yazılarımın içinde Nâzım ile olanları da bir dosyada topladım. Bunları aktarmaktaki gayem “edebi konsültasyon” adını verdiğim araştırmaya dayalı yazıların sistemini gençlere aktarma içgüdüsü.

Nâzım Hikmet odaklı bu yazımda;  “Piraye’ye Mektuplar” içinde geçen soyadı yazılmamış bir ismin, yıllar sonra anısına hürmeten yayınlanan kitabından kıymetli bir hekimimizi irdeleyeceğiz.

Nâzım Hikmet, Piraye’ye Mektuplar, s. 126 – 111

28 Mart 1939

“Karıcığım,

Doktor Hikmet bugün altı ay tebdili hava alarak çıktı. Belkemiğinde verem varmış. Acıdım.

Benim ellerim ve ayaklarım şişmekte devam ediyor. Siyatik ağrım da keskinleşmekte.

Dr. Fahrettin Kerim’i gör. Beni o tedavi etmişti. Sağ bacağımda belimden topuğuma kadar siyatiğimi pekâlâ bilir. Bizim hapisane doktoru Zati Bey’e vaziyeti lütfen söylesin. Sonra bir de beni vaktiyle tedavi ettiğine dair bir rapor versin. Sonra Doktor Osman Cevdet de beni iki sene tedavi etmişti ondan da – yazıhanesi Beyoğlunda Tünel civarındaydı. Telefon kataloğundan tam adresini bulursun. Ondan da bir rapor al. Fahrettin Kerim bugünlerde Ankara’ya gidecek. Acele edersen iyi olur. Seni yine bir yığın zahmete sokuyorum sevgilim.

Haydar Beyle ikimiz kaldık. O sen de çıkarsın, kızıma kavuşursun, diye beni teselli ediyor. Ama kalp hastalığım siyatiğin tesiriyle eğer hakikaten ciddi bir mahiyette ise, bu zar zor işleyen kalple de seni dünyalar kadar sevmeye devam edeceğim.

Çocuklarımı kucaklarım.”

(imza)

23 Mart 1939 tarihli mektubunda “vapurun ambarında” olmadığına seviniyor. Piraye’yi göreceği için.

Haydar Bey hariç diğerleri Sinop’a naklediliyorlarmış, vapurun ambarındalarmış.

Sonraki tarihsiz mektubunda “Sultanahmet’e nakledildim. Pazar günü bermutad oraya gel” diye yazmış.  5 Haziran 1939 tarihli mektubunu Cerrahpaşa Hastanesi’nden eski yattığı karantina koğuşundan yazmış.

 1939 Yazı. Nâzım Hikmet ve Yusuf Ziya Öniş

2020 yılında 27 sayfalık “YUSUF ZİYA ÖNİŞ  ve  Prof. Dr. ZİYA ÖNİŞ”  başlıklı anı-inceleme-röportaj yazımda geçiyor. İlgili bölümü aktarıyorum, dileyen bütününü RE Books Arts’tan okuyabilir.

Nâzım’ın yolu şehit dayısına yazdığı şiirden yıllar sonra Yusuf Ziya Öniş ile kesişecekti.

“Bu akşam iki erkekten bahsetmek istiyorum. Bu iki kişi olağandışı şart ve koşullarda tanıştılar. Birisi bir bankanın başı, gerçekçi, organizatör. O aynı zamanda spora gönül vermişti. Türk Milli Futbol

Federasyonu’na form verdi. Türk Milli Futbol Takımı’nı ilk defa 1924’te Paris Olimpiyatları’nda yer almasını sağladı. Diğer kişi ise bir şairdi. Büyük şair. Sadece bir şair değildi. Kendisi hakkında daha çok şey söylemem gerek. Şiir ve şairler hakkında düşündüğümüzde; aşk, doğa, romantizm gibi simgeler aklımıza gelir. Fakat bu şairin şiirleri, şairliği değişikti. O ülkesi, dünya kadın ve erkekleri, acıları, özlemleri dile getirdi. O bir hayalperestti. Fakat hayalleri insanlığın yararına, insanca yaşama ve onların problemlerini derinden hissettiğine dairdi.  Her ikisi de dünyada çekilen acıları ortadan kaldırmaya yardımcı olmak istiyorlardı. Fakat her ikisi de ideolojik/siyasi görüş farklılıkları ile bu ortak acılara bakıyorlardı. Ve gerçek şu ki bu olağandışı durum olmasaydı hiçbir zaman buluşamazlardı. Buluşma aslında eski tevkifhane denilen bugün İstanbul Sultanahmet’teki çok lüks bir otelin olduğu yerde gerçekleşmişti. Tevkifhane kişilerin tutuklu olarak tutuldukları ancak henüz mahkemedeki duruşmaya gönderilmedikleri bir binaydı.

Detaylara girmek istemiyorum. İşte bu iki erkek, 1939 yılının yazında burada tanıştılar ki dünya II. Dünya Savaşı’na doğru gidiyordu. Ve inanıyorum her ikisi de arkadaş oldular.  Mutlaka aralarında uzun uzun ve hararetli konuşmalar yapmışlardır. Ancak inanıyorum ki her ikisi de birbirinin görüş ve inançlarını değiştirememiştir. Ve inanıyorum ki ikisi de dost olmuşlardır.  Nâzım Hikmet tarafından resmedilmiş ve babam Yusuf Ziya Öniş’e armağan edilmiş bu değerli eseri nasıl tarif edeyim? Bu tabloyu eve getirmiş, çerçeveletmiş ve ölene kadar korumuştu. Vefatından sonra da bana intikal etti. Bu tablo, övgü olarak armağan edilen bir tablo değildi. İçindeki öfke ve hüsranın simgesiydi. Kendisine saygı besleyen arkadaşından armağan. Babama daha çok soru sorabilmek isterdim. Neler hakkında konuştuklarını da öğrenebilmeyi. Nâzım’ın karakteri hakkında da daha fazla bilgi edinebilmeyi. Fakat çok vatansever olan evimizin ortamında ben, o kara günleri kendisine hatırlatmak arzu etmiyordum. Evet, işte benim minik hikâyem. Geriye dönüp düşündüğümde; bu iki  iyi niyetli, akıllı insanın görüş ayrılıkları ne olursa olsun dostça dertleştiklerini, konuştuklarını tahmin edebiliyorum. Daha da önemlisi birbirlerine saygı duymuş olduklarını. Babam temiz geçmişini, adını beş yıl aklamakla geçirdi. Herkes Nâzım’a ne olduğunu da biliyor. O, dünyaca temize çıktı.” Latife Mardin, 14 Nisan 2002, “Unutulmayan Şair Nâzım’ı Anma”, Kaye Playhouse New York

Nâzım Hikmet’in doğumunun 100. yılı nedeniyle Güngör Mimaroğlu ve Serdar İlhan tarafından organize edilmiş etkinlikte değerli dostum Tilbe Saran’ın da konuk sanatçı olarak katıldığını bildiğimden kendisinden rica ettim. Bana İngilizce olarak gerçekleşen bu güzel etkinliğin videosunu iletti. Latife Hanım’ın konuşmasını dinledim, dilimize çevirirken yumuşak ses tonundan hüzün ve gurur yansımalarından etkilenerek gözlerim doldu. Kendimden biliyorum ki insan babası hakkında konuşurken onun küçük kızı oluyor. Emeği geçenlere teşekkür ederim.  Nâzım Hikmet ile Yusuf Ziya Öniş’in dostlukları beni aslında hiç şaşırtmadı. Her ikisinin de kökleri Makedonya’dan gelmekteydi. Ali Sami Yen (Dil bilgini, gazeteci, sözlükçü, tiyatro ve sinema yazarı Yanyalı Sâmi Frashëri’nin oğlu), Selim Sırrı Tarcan (Mora Yenişehir gibi… Ve bu köklerde Mevlevîlik vardı. Her ikisi de vatanperverdi. Yenilikçiydi.”

 

Önceki Yazı

Aşkım Tan: En ürkütücü senaryo: İran

Rengigül Ural

Rengigül Ural

Plugin Install : Widget Tab Post needs JNews - View Counter to be installed
  • Popüler
  • Yorum
  • En Son
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

21 Kasım 2024
İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

4 Eylül 2024
Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 28 Temmuz-3 Ağustos Gökyüzü Gündemi

Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 2024’de Burçları Neler Bekliyor?

27 Temmuz 2025
Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

22 Ocak 2024
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

0
Duygu Şengül: Türkiye’de kadının var olma sorunu

Duygu Şengül : Duygu’sal Aforizmalar

0
Ayşe Demir: DO-ra-to

Ayşe Demir: DO-ra-to

0
Buket Keskinol: Toprak Ana Gaia

Buket Keskinol : İskenderunlu olmak

0
Nâzım Hikmet ve Ord. Prof. Dr. Osman Cevdet Çubukçu/Rengigül Yaltırık Ural-Bölüm-1

Nâzım Hikmet ve Ord. Prof. Dr. Osman Cevdet Çubukçu/Rengigül Yaltırık Ural-Bölüm-1

12 Ocak 2026
Aşkım Tan: En ürkütücü senaryo: İran

Aşkım Tan: En ürkütücü senaryo: İran

12 Ocak 2026
İzmir’de tarihi koruyanlar ödüllendirildi

İzmir’de tarihi koruyanlar ödüllendirildi

12 Ocak 2026
Doç. Dr. Şenay Balbay: “Yeşil Dönüşümde Dijitalleşme Vizyonu Güçlü, Ancak Yetkin Uzman ve Veri Güvenliği Kritik Eşik”

Doç. Dr. Şenay Balbay: “Yeşil Dönüşümde Dijitalleşme Vizyonu Güçlü, Ancak Yetkin Uzman ve Veri Güvenliği Kritik Eşik”

12 Ocak 2026

Son Yazılar

Nâzım Hikmet ve Ord. Prof. Dr. Osman Cevdet Çubukçu/Rengigül Yaltırık Ural-Bölüm-1

Nâzım Hikmet ve Ord. Prof. Dr. Osman Cevdet Çubukçu/Rengigül Yaltırık Ural-Bölüm-1

12 Ocak 2026
Aşkım Tan: En ürkütücü senaryo: İran

Aşkım Tan: En ürkütücü senaryo: İran

12 Ocak 2026
İzmir’de tarihi koruyanlar ödüllendirildi

İzmir’de tarihi koruyanlar ödüllendirildi

12 Ocak 2026
Doç. Dr. Şenay Balbay: “Yeşil Dönüşümde Dijitalleşme Vizyonu Güçlü, Ancak Yetkin Uzman ve Veri Güvenliği Kritik Eşik”

Doç. Dr. Şenay Balbay: “Yeşil Dönüşümde Dijitalleşme Vizyonu Güçlü, Ancak Yetkin Uzman ve Veri Güvenliği Kritik Eşik”

12 Ocak 2026
Güncel Kadın

Güncel Kadın

Sosyal Medya

Kategoriler

  • Anasayfa
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Genel
  • Güncel Haberler
  • Güncel Sağlık
  • Güzellik
  • İş Dünyası
  • Magazin
  • Moda
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Sanat
  • Yaşam
  • Yazarlar

Son Haberler

Nâzım Hikmet ve Ord. Prof. Dr. Osman Cevdet Çubukçu/Rengigül Yaltırık Ural-Bölüm-1

Nâzım Hikmet ve Ord. Prof. Dr. Osman Cevdet Çubukçu/Rengigül Yaltırık Ural-Bölüm-1

12 Ocak 2026
Aşkım Tan: En ürkütücü senaryo: İran

Aşkım Tan: En ürkütücü senaryo: İran

12 Ocak 2026
  • İletişim: info@guncelkadin.com.tr

© 2023 Güncel Kadın.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj

© 2023 Güncel Kadın.