Şiddeti durdurun ve buna önce kendinizden başlayın.
Kontrolsüz öfke, tahammülsüzlük, sosyal çürüme, bireysel silahlanma, şiddeti özendiren, güzelleyen yayınlar, korunma ve emniyet eksikliği, cezasızlık, şiddete alışmak ve normalleştirmek.
Konu uzun, başlıkları fazla.
Sevgili dostlar, bugünden itibaren tüm bu başlıkları ayrı ayrı irdeleyen bir yazı dizisine başlıyorum. Bu yazı dizisinin ilki, davranış sebeplerimizin başlangıç yeri olan çocukluğumuz ve çocuklarımız olacak.
Öncelikle bir öğretmen olduğumu, konuya hassasiyetimi, bu yazı dizisini pedagojik eğitimim ve birikimimle kaleme aldığımı bilerek okumanızı rica ederim.
İHMAL VE İSTİLA ARASINDA KAYBOLAN ÇOCUK
Genel bir bakışla ebeveynlik, iki uç arasında savrulmaktadır.
1- İhmal Eden Ebeveyn
2- Aşırı Müdahil Ebeveyn
1- İhmal Eden Ebeveyn:
‘’Çocuğun fiziksel olarak var olduğu ama psikolojik olarak yok sayıldığı ebeveynlik biçimi’’
Bu modelde çocuk;
Ne yediği, ne izlediği, kimlerle vakit geçirdiği bilinmeyen, duyguları duyulmayan, anlatıları kesilen, rehbersiz bırakılmış biri haline gelir, sınırları dış dünyadan öğrenir.
Bu durum, bağlanma kuramı çerçevesinde ‘’ güvensiz bağlanma’’ üretir ve çocuk, dünyayı güvenli bir yer olarak kodlayamadığı için, ya korunma iç güdüsüyle saklanır ve içe kapanıklaşır ya da saldırganlaşır.
2- Aşırı Müdahil Ebeveyn:
‘’Kendine yer açamayan çocukların yetiştiği ebeveynlik biçimi’’
Bu modelde çocuk;
İhmal edilmez, aksine fazlasıyla işgal edilir. Ebeveyn; çocuğun hayatını kendi varoluşunun merkezi yapar. Her duygusuna, her yaptığına müdahale eder, çocuğun yaptığı önemli, önemsiz her şeyi büyütür, olmayan bir güç hissi yüklemesi yapar. Sınır koymayı sevgisizlik zanneder. Bu durum Diana Baumrind’in tanımladığı ‘’sınır koymayan izin verici ebeveynlik’’ ile örtüşür. Çocuk kendi benliğini oluşturamaz. Empati gelişimi sekteye uğrar (çünkü sürekli merkezdedir) Sınır koyulmadığından, hayatın sınırlarına çarptığında, kabullenmez, kırılgan ve öfkeli olur.
Sonuç:
Artık ihmal edilen çocuk da işgal edilen çocuk da dengesizdir, sağlıksızdır.
Çocuk yetiştirmek zor bir denge sanatıdır. Hiç kimsenin ‘’tam olarak budur’’ diyemeyeceği, her ebeveynin kendi yaşam koşullarına göre deneye yanıla, gözlemleyerek, öğrenerek, tartarak, belkide belli zamanlarda taktik değiştirerek, geliştirerek, deneyimleyeceği uzun bir yolculuk. Çocuğu hayatın merkezine koyarak değil, hayatın içine doğru yerleştirmeye çalışarak geçecek uzun bir yolculuk…
EĞİTİM OKULDA DEĞİL, AİLEDE BAŞLAR
Eğitim ailede başlar, okulda şekillenir, toplumda tamamlanır. Öğretmen çocuğu sıfırdan yaratmaz, var olanı işler.
Aile:
0-10 yaş arası, çocuğun karakterinin omurgasının kurulduğu dönemdir, bu süreçte çocuk;
sevgi kavramını, öfke kontrolünü, iletişim kurma biçimini, sınırlarını, paylaşımı, dinlemeyi, saygıyı, kuralları ve daha birçok temel davranış biçimini ebeveynden öğrenir. Erik Erikson’un gelişim kuramına göre bu dönemde güven, özerklik, utanç, girişkenlik, çekingenlik, suçluluk gibi temel çatışmalar çözülür.
Yani çocuk okula başladığında boş bir sayfa değildir, zaten yazılmış bir metindir.
Okul ve Öğretmen:
Dil öğretir ama iletişim tarzı oluşturmaz, bilgi verir ama karakter yaratmaz, disiplin uygular ama topluluk içi disiplin kurdurur temel sınır algısı yaratmaz.
Yani aile insan, okul öğrenci yetiştirir. Aile çocuğun karakter gelişimini, okul akademik gelişimini düzenler.
Bugünün sisteminde öğretmenden beklenenler, aynı anda ders müfredatını eksiksiz öğretmesi, disiplin vermesi, ahlak öğretmesi, travma çözmesi, psikolog olması, fiziki taşkınlıklarını durdurması, öfke kontrolsüzlüklerini sakinleştirmesi, kısaca; eksik yetişmiş çocuğu tamir etmesi.
Geçmişte öğretmen yalnızca bir mesleği değil saygın bir makamı da temsil ederken bugün ne değişti de bu otoritenin yerini herkes tarafından kontrolsüzce sorgulanan bir müdahale aldı?
Veliler eğitim yöntemine karışıyor, sınıf içi disipline müdahale ediyor, öğretmeni çocuğun karşısında sorgulayabiliyor, sınır bilmez halleriyle çocuğa rol model olabiliyorlar. Yeni modern eğitim sistemi geçmişin sert eğitim sistemini düzeltmek yerine öğretmenin sınıf içi otoritesini yok ederek taşları yerinden doğru oynatmak değil duvarı yıkmaya doğru gidiyor. Öğretmene veli müdahalesi, sürekli şikayet sebebi olup kurumsal baskıyla karşı karşıya getirmek, tüm yetkilerini elinden alıp üzerine büyük sorumluluklar yükleyerek, eğitimden uzak bir, müşteri veli, hizmet sağlayıcısına indirgemek, sistemi de, çocukları da, öğretmenleri de günden güne çökertiyor.
Herkes üzerine düşeni doğru ve dengeli yaptığında yükler hafifleyip sistem sorunsuz şekilde ilerleyebilir. Herkesin doğru yerde, doğru zamanda, doğru biçimle işlevini gerçekleştirmesiyle sağlıklı bireyler büyüyecek ve topluma karışacak. Ya da karışmadan evvel düzeltilmeye çalışılacak. Daha şiddet konusuna girmedik bile, çünkü konuşmamız gereken, olay mahali değil olay mahalinden çok öncesi. Biz olay anına ve sonrasına değil öncesine konsantre olmalıyız. Yanlışların sebeplerini bugünde değil dünde aramalıyız. Heyecanla bir dram, korku, polisiye filmi izler gibi olay anlarını izlemek yerine, neden olduğunun psikolojik, sosyolojik, ekonomik sebeplerine konsantre olmalıyız. Soruna değil çözüme odaklanmalıyız. Toplumda yaşanan acı olayları normalleştirmeden, magazinleştirmeden, acıdan değil bilgiden beslenerek düzeltmeye çalışmalıyız.
Özetle; en başa dönmek, çocuk yetiştirmeden önce kendimizi yetiştirmek, kendimizi eğitmek zorundayız.












