Eylül’ün daralan vaktinde saatin hızlanan tik takları,
kendi sesini arayan bir suskunluk sarıyor dar sokakları,
Eylül Denizi’nin sıkıntıları dindiren nefesiyle serinliyor içim,
bir lahza için.
Kırılgan bir lahzanın ince sızıntısı,
Bana hep dargın unutulan anlar.
Eskimiş dantelde kayıp bir zaman.
Kimin vakti var ki dantelleri ütülemeye,
beni teğet geçen alaycı bir tebessüm şimdi yaşanmadan hızlanan tik taklar.
Ve ertelenmiş bir vicdanın benimle çetin hesaplaşması.
Her zamanda geçer akçe.
Ben ki kendime hep uzaktan baktım,
yırtık bir takvim sayfasında unuttum hatıraların yüzüme vuran gölgesini.
Buna rağmen eksilerek tamamlandım.
Bütün çaresizliklerin ortasında,
yalnızca o eğilmeyen düstur:
“Her şeye karşın”, direniyor zamana.
Bu düstur olmasa nasıl tutunurdum hayata?
“Her şeye karşın” yaşıyorum.













