• İletişim: info@guncelkadin.com.tr
Güncel Kadın
Advertisement
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
Güncel Kadın
No Result
View All Result

Aşkım Tan:: Suçsuz çıkarsa, o sabahı kim geri verecek?

Aşkım Tan by Aşkım Tan
24 Eylül 2026
in Yazarlar
0
Aşkım Tan:: Suçsuz çıkarsa, o sabahı kim geri verecek?
0
SHARES
15
VIEWS
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp PaylaşLinkedin'de PaylaşPaylaşPaylaş

Gözaltına alındı. Emniyete götürüldü. Adli Tıp’a sevk edildi. Kanı, saçı, idrarı incelendi. Adı bir suçla yan yana yazıldı. Görüntüsü yayımlandı. Sonra kapı açıldı: “Serbest.” Peki o kapıdan çıkan insan, birkaç saat önce içeri giren insan mıydı?

Bu bir ünlüler yazısı değildir.

Bu bir uyuşturucu operasyonları yazısı da değildir.

Bu, henüz hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan bir insanın itibarının, mahremiyetinin, geleceğinin ve ruhsal bütünlüğünün soruşturma sürecinde nasıl korunacağına ilişkin bir hukuk yazısıdır.

Özellikle hiçbir isim vermiyorum.

Bilinçli olarak.

Son operasyonlarda gözaltına alınanların isimleri önemli değil.

Geçmişte alınanların da.

Yarın kimin hakkında hangi soruşturmanın açılacağını hiçbirimiz bilmiyoruz.

Mesele isimler değil.

Mesele, bir insan henüz yalnızca şüpheli iken adının neden bir suçla birlikte bütün ülkeye servis edilebildiğidir.

Sabahın bir saatinde evinden alınıyor.

Emniyete götürülüyor.

Adli Tıp’a sevk ediliyor.

Kan örneği alınıyor.

Saç örneği alınıyor.

İfade veriyor.

Daha laboratuvar sonucu çıkmadan görüntüler dolaşıma giriyor.

İsimler yazılıyor.

Fotoğraflar yayımlanıyor.

Manşetler atılıyor.

Henüz iddianame yok.

Henüz mahkeme yok.

Henüz hüküm yok.

Ortada şüphe var.

Ama isim var.

Fotoğraf var.

Görüntü var.

Manşet var.

Hüküm yok ama teşhir var.

Tam burada sorulması gereken ilk soru şu:

Bu insanlar hakkında yürütülen adli işlemlerin ayrıntıları basına nasıl ulaşıyor?

Bir soruşturmanın varlığının haber olması başka şeydir.

Bir insanın hangi saatte nereden alındığının, nereye götürüldüğünün, hangi işlemlerden geçirildiğinin neredeyse adım adım kamuoyuna aktarılması başka şey.

Kim veriyor bu bilgileri?

Hangi ölçüyle veriliyor?

Hangi kamu yararı gözetiliyor?

Sınırı kim çiziyor?

Bir insanın gözaltına alınması haber değeri taşıyabilir.

Peki her haber değeri taşıyan olay, o insanın kimliğinin bütün ülkeye teşhir edilmesini de zorunlu kılar mı?

Kamuoyunun haber alma hakkı nerede biter?

Bir insanın lekelenmeme hakkı nerede başlar?

Anayasa Mahkemesinin yaklaşımı açık:

Ceza soruşturması hakkında kamuoyuna bilgi verilebilir.

Fakat soruşturma aşamasında da masumiyet karinesi geçerlidir.

Bilgi verilirken dikkat ve ihtiyat gösterilmelidir.

Daha açık söyleyelim:

Soruşturma var diye masumiyet karinesi ortadan kalkmaz.

Gözaltı ceza değildir.

Adli Tıp’a sevk mahkûmiyet değildir.

İfade vermek suçluluk değildir.

Şüpheli olmak suçlu olmak değildir.

Serbest bırakılmak da her zaman beraat etmek değildir.

Hukukun kelimeleri önemlidir.

İnsanların hayatları o kelimelerin arasındaki farklara bağlıdır.

Fakat toplum her zaman hukuk sözlüğüyle düşünmüyor.

Birinin adı bir suçla yan yana geldiğinde kaç kişi şöyle diyor:

“Durun, henüz yalnızca şüpheli.”

Kaç kişi doğrudan:

“Demek ki bir şey var.”

diyor?

Asıl korkutucu soru bundan sonra geliyor:

Aynı kişi hakkında daha sonra suçlamayı destekleyen yeterli delil bulunmazsa, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilirse ya da yargılandığı davadan beraat ederse kaç kişi ilk haberi hatırladığı kadar bu sonucu da hatırlıyor?

İnsan zihninde hangisi daha güçlü kalıyor?

Suçlama mı?

Aklanma mı?

Birinci haber mi?

Sonuç mu?

Bu sorunun cevabını bilmiyoruz.

Ama internetin hafızasını biliyoruz.

İsim arama motoruna yazıldığında eski haberler çıkıyor.

Fotoğraflar duruyor.

Başlıklar duruyor.

Sosyal medya paylaşımları duruyor.

Şüphe ortadan kalkabiliyor.

Şüphenin dijital izi kalıyor.

Bir de o insanın soruşturma öncesinde kurduğu hayat var.

Bazıları yıllarca özel hayatını gözlerden uzak tutuyor.

Toplum önünde ölçülü yaşamaya çalışıyor.

Mesleki itibarını koruyor.

Ailesini kamusal tartışmaların dışında tutuyor.

Bir sanatçı olabilir.

Bir doktor olabilir.

Bir öğretmen olabilir.

Bir esnaf olabilir.

Bir şirket çalışanı olabilir.

Bir anne olabilir.

Bir baba olabilir.

Hiç fark etmez.

Saygınlık meslek seçmez.

Saygınlık zor kazanılır.

Yıllarca inşa edilir.

Bazen tek bir sabah sarsılır.

Bir insanın itibarı yıllarca inşa edilir.

Yıkılması bazen tek bir manşet sürer.

Bir sanatçıysa yapımcı ne yapacak?

Marka sözleşmesini sürdürecek mi?

Organizatör konseri iptal edecek mi?

Yeni rol verilecek mi?

Bir şirket çalışanıysa işvereni arkasında duracak mı?

Bir esnafsa müşterileri aynı kapıdan girmeye devam edecek mi?

Bir öğretmense veliler aynı gözle bakacak mı?

Bir anne ya da babaysa çocuğunun çevresinde neler konuşulacak?

İnsanlara da kurumlara da burada sorumluluk düşüyor.

Henüz suçu sabit olmayan bir insanı ilk manşetten mahkûm etmemek.

Şüpheyi hükme çevirmemek.

İddia ile gerçeği birbirinden ayırmak.

Sonucu beklemek.

Zor mu?

Asıl sorumluluk ise kamu gücünü kullananlarda.

Devlet suç şüphesini araştırmak zorundadır.

Delil toplamak zorundadır.

Gerekiyorsa gözaltına almak zorundadır.

Gerekiyorsa Adli Tıp’a sevk etmek zorundadır.

Bunların hiçbiri tartışmanın konusu değil.

Tartışmanın konusu başka:

Devletin suç şüphesini araştırma yetkisi, henüz suçlu olduğu bilinmeyen insanın itibarını koruma sorumluluğunu ortadan kaldırır mı?

Kaldırmaz.

Devletin görevi yalnızca soruşturmak değildir.

İnsan onurunu da korumaktır.

Soruşturmanın başında kamuoyuna bilgi veriliyorsa, sonunda da verilmelidir.

Bir insanın gözaltına alındığı nasıl duyurulduysa, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı da aynı açıklıkla duyurulmalıdır.

Bir suçlama nasıl görünür kılındıysa, o suçlamanın hukuki karşılığının kalmadığı da görünür kılınmalıdır.

Birkaç satırlık:

“Serbest bırakıldı.”

haberi yetmez.

İsnat ne kadar görünürse, akıbet de o kadar görünür olmalıdır.

Gerekirse kamu otoritesi açıkça söylemelidir:

Bu kişi hakkında yürütülen soruşturmada suçlamayı destekleyen yeterli delil bulunmamıştır.

Bu kişinin suçlu olduğu yönünde bir hüküm yoktur.

Kamuoyunda oluşabilecek yanlış kanaatlere karşı kişinin itibarı korunmalıdır.

Bu bir lütuf değildir.

Hukuk devletinin sorumluluğudur.

Medyanın da aynaya bakması gerekiyor.

Gazeteciyiz.

Haberi vereceğiz.

Kamuoyunun haber alma hakkını savunacağız.

Fakat haber vermekle hüküm vermek arasındaki çizgiyi de koruyacağız.

“Gözaltına alındı” demek başka şeydir.

Bir insanı daha hüküm verilmeden suçun failiymiş gibi sunmak başka şeydir.

Birincisi haberdir.

İkincisi bir insanın hayatına müdahale edebilir.

O nedenle bu yazıda hiçbir isim yok.

Eleştirdiğim şeyi yaparak bu yazıyı yazamam.

İlke, isimden daha önemlidir.

Bir de işin aile tarafı var.

Eşi var.

Çocuğu var.

Annesi var.

Babası var.

Arkadaşları var.

Komşuları var.

İş çevresi var.

Bir insan gözaltına alındığında yalnızca o insan götürülmüyor.

Bazen arkasında onlarca insanın güveni, korkusu ve kaygısı da sürükleniyor.

Sonra dosya kapanıyor.

Peki hayat gerçekten kaldığı yerden devam ediyor mu?

Edebiliyor mu?

Kim arayıp:

“Yanılmışız, kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.”

diyecek?

Daha önemlisi:

Gerçekten kaldığı yerden devam edebilecek mi?

Kaybettiği işi kim geri verecek?

Kaçırdığı mesleki fırsatların hesabını kim tutacak?

Bozulan sözleşmeyi kim yenileyecek?

Arama motorlarında kalan haberleri kim temizleyecek?

Çocuğunun hafızasından o sabahı kim silecek?

Ailesinin yaşadığı korkuyu kim geri alacak?

İnsanların bakışını kim değiştirecek?

Bir özür mü?

Özür gereklidir.

Ama özür telafi değildir.

Hele mesele birkaç saat değil de yıllarsa?

Yıllarca özgürlüğünden mahrum kaldıktan sonra beraat eden bir insana ne vereceksiniz?

Kaybettiği yılı mı?

Çocuğunun büyümesini mi?

Mesleğini mi?

Gençliğini mi?

İtibarını ne zaman iade edeceksiniz?

Mezarda mı?

Suçla mücadele edilsin.

Sonuna kadar.

Suç işleyen kim olursa olsun hukuk önünde hesabını versin.

Ama hukuk yalnızca suçluyu cezalandırmak için yoktur.

Suçlu olduğu henüz kanıtlanmamış insanı korumak için de vardır.

Masumiyet karinesi bunun için vardır.

Lekelenmeme hakkı bunun için vardır.

İnsan onuru bunun için vardır.

Bir hukuk devletinin kalitesi yalnızca suçluyu bulma gücüyle ölçülmez.

Henüz suçlu olduğu bilinmeyen insana nasıl davrandığıyla da ölçülür.

O nedenle mesele yalnızca:

“Suçlu mu, suçsuz mu?”

değildir.

Bir hukuk devletinin kendisine sorması gereken başka bir soru daha vardır:

“Ya suçsuzsa?”

Çünkü bazen insan cezaevine hiç girmez.

Ama adı çoktan içeri atılmıştır.

 

 

 

 

 

Önceki Yazı

Moda endüstrisi 2027 için iki koldan pazarlama atağında

Sonraki Yazı

Duygu Şengül: Sessizliğin payına düşen

Aşkım Tan

Aşkım Tan

Sonraki Yazı
Duygu Şengül: Sessizliğin payına düşen

Duygu Şengül: Sessizliğin payına düşen

Plugin Install : Widget Tab Post needs JNews - View Counter to be installed
  • Popüler
  • Yorum
  • En Son
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

21 Kasım 2024
İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

4 Eylül 2024
Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 28 Temmuz-3 Ağustos Gökyüzü Gündemi

Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 2024’de Burçları Neler Bekliyor?

27 Temmuz 2025
Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

22 Ocak 2024
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

0
Duygu Şengül: Türkiye’de kadının var olma sorunu

Duygu Şengül : Duygu’sal Aforizmalar

0
Ayşe Demir: DO-ra-to

Ayşe Demir: DO-ra-to

0
Buket Keskinol: Toprak Ana Gaia

Buket Keskinol : İskenderunlu olmak

0
Duygu Şengül: Sessizliğin payına düşen

Duygu Şengül: Sessizliğin payına düşen

24 Eylül 2026
Aşkım Tan:: Suçsuz çıkarsa, o sabahı kim geri verecek?

Aşkım Tan:: Suçsuz çıkarsa, o sabahı kim geri verecek?

24 Eylül 2026
Türk Moda Endüstrisi Sektörü Almanya yolcusu

Moda endüstrisi 2027 için iki koldan pazarlama atağında

24 Eylül 2026
Lug Von Siga Lug Von Siga, Milona moda haftası’nda  “Il Silenzio”yu tanıttı

Lug Von Siga Lug Von Siga, Milona moda haftası’nda “Il Silenzio”yu tanıttı

23 Eylül 2026

Son Yazılar

Duygu Şengül: Sessizliğin payına düşen

Duygu Şengül: Sessizliğin payına düşen

24 Eylül 2026
Aşkım Tan:: Suçsuz çıkarsa, o sabahı kim geri verecek?

Aşkım Tan:: Suçsuz çıkarsa, o sabahı kim geri verecek?

24 Eylül 2026
Türk Moda Endüstrisi Sektörü Almanya yolcusu

Moda endüstrisi 2027 için iki koldan pazarlama atağında

24 Eylül 2026
Lug Von Siga Lug Von Siga, Milona moda haftası’nda  “Il Silenzio”yu tanıttı

Lug Von Siga Lug Von Siga, Milona moda haftası’nda “Il Silenzio”yu tanıttı

23 Eylül 2026
Güncel Kadın

Güncel Kadın

Sosyal Medya

Kategoriler

  • Anasayfa
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Genel
  • Güncel Haberler
  • Güncel Sağlık
  • Güzellik
  • İş Dünyası
  • Magazin
  • Moda
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Sanat
  • Yaşam
  • Yazarlar

Son Haberler

Duygu Şengül: Sessizliğin payına düşen

Duygu Şengül: Sessizliğin payına düşen

24 Eylül 2026
Aşkım Tan:: Suçsuz çıkarsa, o sabahı kim geri verecek?

Aşkım Tan:: Suçsuz çıkarsa, o sabahı kim geri verecek?

24 Eylül 2026
  • İletişim: info@guncelkadin.com.tr

© 2023 Güncel Kadın.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj

© 2023 Güncel Kadın.