Yarım kalmış bir çayın buğusunda,
Saat kaç oldu bakmadım bile.
Masanın üzerinde eski bir çerçeve sararmış bir fotoğraf içinde unuttuğum o eski anılar.
Rüzgâr estikçe kımıldıyor yine.
Birkaç yaprak düşüyor bahçedeki betona,
Sesini yalnızca duymak isteyen duyuyor.
Bütün büyük sözler bitti sanki,
Geriye sadece gecenin sessizliği kalıyor.
Mutfakta kendi hâlinde damlayan musluk,
her damla sesinde,
cebimde unutulmuş bir iki hatırayı anımsatıyor.
Bir şeyleri düzeltmeye çalışmak anlamsız,
zaten her şey durduğu yerde eskiyor zamanla.
Yoldan geçen tek tük arabaların ışığı,
perdeden süzülüp duvarda kayboluyor.
Ne bir haber bekliyorum artık kimseden
ne de yolunu gözlediğim biri var.
Dünya bildiği gibi dönüp duruyor odamın dışında.
İçeride kendi gölgesiyle geçiniyor insan.
Ne bağırıp çağırmaya gerek var şimdi,
ne de kaderi suçlamaya baştan.
Günü kapattım, ışığı söndürdüm az önce,
Sokak lambasının sarısı sızıyor içeriye.
Hayat dediğin tam da bu kadar işte;
Sessizce durup geçen ömrün dolmasını beklemek.
Hatıraların gölgesinde.













