• İletişim: info@guncelkadin.com.tr
Güncel Kadın
Advertisement
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
Güncel Kadın
No Result
View All Result

Aşkım Tan: Şövalye Adası’nda neyi kime kiralıyorsunuz?

Aşkım Tan by Aşkım Tan
3 Haziran 2026
in Yazarlar
0
Aşkım Tan: Şövalye Adası’nda neyi kime kiralıyorsunuz?
0
SHARES
29
VIEWS
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp PaylaşLinkedin'de PaylaşPaylaşPaylaş

FETHİYE’NİN HAFIZASINA KİM İMZA ATIYOR?

Bu bir turizm yazısı değildir.

Bu bir yatırım karşıtlığı yazısı hiç değildir.

Bu, koruma altındaki bir adanın kaderinin kimlerin masasında, hangi raporlarla, hangi izinlerle ve hangi sessizliklerle değiştirilmeye çalışıldığını sorgulama yazısıdır.

Çünkü ortada sıradan bir ada yok.

Ortada sıradan bir kıyı yok.

Ortada sıradan bir arazi yok.

Ortada Fethiye Körfezi’nin girişinde duran, körfeze doğal dalgakıran görevi yapan, tarihî mirası denizin altında ve üstünde yaşamaya devam eden Şövalye Adası var.

Şimdi soruyorum:

Koruma altındaki bir adaya yaklaşık bin kişilik kullanım yükü bindirmeyi kim düşündü?

Bu hesabı kim yaptı?

Bu projeyi kim hazırladı?

Bu kiralama ihalesini kim açtı?

İhaleyi kim aldı?

Projeyi uygulamak isteyen özel ya da tüzel kişi kimdir?

Bu projenin arkasındaki isim ya da şirket kamuoyuna neden açıklanmıyor?

Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü hangi gerekçeyle böyle bir alanı kiralamaya açtı?

Muğla’daki ilgili kurumlar bu planı gördü mü?

Fethiye Belediyesi’nin resmi görüşü nedir?

Muğla Büyükşehir Belediyesi ne diyor?

Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu ne diyor?

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ne diyor?

Kültür ve Turizm Bakanlığı ne diyor?

Ada sakinlerine soruldu mu?

Fethiye halkına soruldu mu?

Bilim insanlarına soruldu mu?

Deniz altındaki arkeolojik miras için güncel envanter çıkarıldı mı?

Taşıma kapasitesi raporu nerede?

Atık yönetimi raporu nerede?

Su ihtiyacı hesabı nerede?

Tekne trafiği etki analizi nerede?

ÇED süreci nerede?

Halkın katılımı nerede?

Şeffaflık nerede?

Bu soruların cevabı yoksa, ortada proje değil, kamu vicdanını yaralayacak bir oldubitti ihtimali vardır.

Basına yansıyan bilgilere göre Şövalye Adası’nda gündeme gelen plan, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nün açtığı kiralama ihalesi sonrası hazırlanan bir vaziyet planı üzerinden tartışılıyor.

Projede ne var?

10 adet glamping ünitesi.

20 tekne kapasiteli yanaşma alanı.

100 şezlong.

50 şemsiye.

12 cabana alanı.

480 kişilik açılır-kapanır restoran.

240 kişilik açık hava restoranı.

15 kişilik bar alanı.

Bütün alanların aynı anda kullanılması halinde yaklaşık 1000 kişilik bir yoğunluktan söz ediliyor.

Şimdi tekrar soruyorum:

Yaklaşık 200 kişilik yerleşik nüfusu olan, üzerinde sınırlı sayıda yapı bulunan, marketi dahi olmayan, temel ihtiyaçlarını anakaradan karşılayan küçük bir adaya bin kişilik kullanım yükü hangi akılla planlanıyor?

Bu ada bir turizm kompleksi midir?

Bu ada bir marina arka bahçesi midir?

Bu ada bir restoran işletmesi genişleme alanı mıdır?

Bu ada kıyı ticareti için boş bekleyen bir hazine parçası mıdır?

Hayır.

Şövalye Adası boş değildir.

Şövalye Adası sahipsiz değildir.

Şövalye Adası yalnızca tapu kayıtlarından ibaret değildir.

Şövalye Adası Fethiye’nin hafızasıdır.

Üstelik bu hafıza yalnızca geçmişe ait değildir.

Şövalye Adası bugün üzerinde yerleşim bulunan Fethiye’nin tek adasıdır.

Yaklaşık 70 civarında konutun, villanın, küçük işletmenin ve turizm yapısının bulunduğu bu ada yaşayan bir kültürel peyzajdır.

Burada korunması gereken yalnızca sur kalıntıları değildir.

Korunması gereken yalnızca sarnıçlar değildir.

Korunması gereken yalnızca denizin altındaki tarih değildir.

Korunması gereken; tarih, doğa ve insanın yüzyıllar içinde oluşturduğu eşsiz bütündür.

Bu bütün bozulduğunda kaybedilen yalnızca bir manzara olmaz.

Bir yaşam biçimi kaybolur.

Bir hafıza kaybolur.

Bir kimlik kaybolur.

İşte bu nedenle Şövalye Adası sıradan bir emlak konusu değildir.

Bir medeniyet meselesidir.

Bir koruma meselesidir.

Bir gelecek meselesidir.

 Bilmeyenler için hatırlatalım.

Şövalye Adası’nın hikâyesi bugünkü turizm haberleriyle başlamadı.

Bu adanın geçmişi Antik Çağ’a uzanır.

Fethiye’nin eski adı Telmessos’tur.

Şövalye Adası ise bu tarihî coğrafyanın deniz kapılarından biridir.

Fethiye Körfezi’nin girişinde durduğu için yalnızca doğal bir güzellik değil, stratejik bir noktadır.

Likya dünyasının izlerini taşır.

Roma döneminin izlerini taşır.

Bizans döneminin izlerini taşır.

15. yüzyılda Rodos ve Onikiada hattında etkili olan şövalyeler için bir ön karakol, gözetleme ve savunma noktası olarak değerlendirilmiştir.

Adını da bu tarihî dönemden alır.

Fethiye Körfezi’ne giren her gemi, her tekne ve her ticaret rotası yüzyıllar boyunca bu adanın gözetimi altından geçmiştir.

Bu nedenle Şövalye Adası yalnızca bir yerleşim alanı değil, Doğu Akdeniz tarihinin yaşayan tanıklarından biridir.

Bugün hâlâ adanın farklı noktalarında sur izlerinden, sarnıçlardan, kilise kalıntılarından, hamam kalıntılarından, tarihî yapı parçalarından söz ediyorsak, burada yalnızca bir rivayet anlatmıyoruz demektir.

Burada anlatılan şey masal değildir.

Burada anlatılan şey efsane değildir.

Burada anlatılan şey turizm broşürü değildir.

Burada anlatılan, somut tarihin kendisidir.

Taşta duran tarihtir.

Suda görülen tarihtir.

Kıyıda nefes alan tarihtir.

Denizin altında devam eden tarihtir.

Şövalye Adası’nın koruma statüsü de tesadüf değildir.

Bu ada yıllar önce arkeolojik sit olarak tescillenmiştir.

Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde yer almaktadır.

Doğal sit statüsü vardır.

Koruma amaçlı imar planlarında arkeolojik sit, doğal sit ve kentsel sit bütünlüğü içinde ele alınan bir alandan söz ediyoruz.

Şimdi soruyorum:

Bir yer neden sit alanı ilan edilir?

Boş olduğu için mi?

Üzerinde istenildiği gibi proje yapılsın diye mi?

Kıyısı ticarileştirilsin diye mi?

Denizi teknelerle doldurulsun diye mi?

Sarnıçlarının, kalıntılarının, kıyı dokusunun, peyzajının ve tarihî hafızasının üzerine kullanım yoğunluğu bindirilsin diye mi?

Hayır.

Bir yer sit alanı ilan ediliyorsa, devlet o yere şunu söylemiş demektir:

“Sen sıradan değilsin.”

“Sen korunmalısın.”

“Sen gelecek kuşaklara aktarılmalısın.”

O halde bugün sorulması gereken soru çok nettir:

Koruma kararları alınırken korunmak istenen değer neydi?

Bugün o tarihî, doğal ve arkeolojik miras gerçekten korunuyor mu?

Yoksa koruma kavramı tabelada dururken, alan fiilen yoğun kullanıma mı açılıyor?

Burada bir başka kritik nokta daha var.

Basına yansıyan iddialara göre ihaleye konu alan yaklaşık 1000 metrekarelik deniz feneri arazisi iken, sızdırıldığı belirtilen vaziyet planında yan taraftaki hazine arazilerinin de kullanım planına dahil edildiği öne sürülüyor.

Bu iddia doğruysa, soru daha da ağırlaşır.

İhale edilen alan neresi?

Projeye dahil edilen alan neresi?

Hazine arazisi hangi yetkiyle plana sokuluyor?

Bu genişleme kimin bilgisiyle yapılıyor?

Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nün ihale ettiği alan ile projede görülen alan aynı mı?

Aynı değilse, burada kim hangi kamu malı üzerinde tasarruf etmeye çalışıyor?

Bu soruların yanıtı yazılı olarak açıklanmalıdır.

Çünkü kamu malı sessizce kullanıma açılamaz.

Koruma altındaki alanlar kulaktan dolma bilgilerle yönetilemez.

Kıyılar kapalı kapılar ardında paylaşılamaz.

Şövalye Adası’nın gerçeğini yalnızca evraklardan okumadım.

Bu satırları masa başında, haritaya bakarak yazmıyorum.

Gençliğimin önemli bir bölümü bu adada geçti.

Bu adada yaşadım.

Bu adada çalıştım.

Bu adanın suyunu, rüzgârını, sığlığını, taşını, kıyısını, sessizliğini, zorluğunu ve güzelliğini gördüm.

Bunu kendimi öne çıkarmak için söylemiyorum.

Tanıklık etmek için söylüyorum.

Çünkü bazı yerleri anlamak için yalnızca imar planı okumak yetmez.

Bazı yerlerin sınırlarını yaşamak gerekir.

Şövalye Adası da böyle bir yerdir.

Adanın uzun yıllar boyunca en temel meselesi suydu.

Yaşam, sarnıçlarda biriken yağmur sularına ve taşıma suya bağlıydı.

Yağmur yağarsa su vardı.

Yağmazsa sorun başlıyordu.

Adaya suyun daha sağlıklı biçimde ulaştırılması ise sonradan verilen ciddi emeklerle mümkün oldu.

Demek ki bu adanın taşıma kapasitesi teorik bir konu değildir.

Bu adanın sınırları kâğıt üzerinde değil, hayatın içinde öğrenilmiştir.

Bugün bin kişilik kullanım yoğunluğundan söz eden herkes önce bunu bilmelidir.

Bu ada geçmişte suyu bile ölçerek yaşamış bir adadır.

Bugün bu adaya bin kişilik yük bindirmeyi düşünenler, önce bir bardak suyun tarihini öğrenmelidir.

Denizin altındaki kalıntıları da gördüm.

Şatburnu diye bildiğimiz Çalış Burnu ile ada arasındaki sığ sularda, bazı dönemlerde tarih neredeyse göz hizasına çıkardı.

Şnorkelle yüzerken kalıntıların dokunulacak kadar yakında olduğunu görürdüm.

Bazı taş izleri kıyıdan bile seçilebilirdi.

Bu nedenle Şövalye Adası’nın arkeolojik değeri yalnızca karada değildir.

Sualtında da devam eder.

O halde soruyorum:

Bu projenin sualtı arkeolojisi raporu var mı?

Deniz tabanı tarandı mı?

Yanaşma alanı planlanan bölgede arkeolojik envanter güncellendi mi?

Tekne çapalarının, iskele sistemlerinin, platformların, yoğun deniz trafiğinin sualtı kültür varlıklarına etkisi hesaplandı mı?

Fethiye Müze Müdürlüğü bu konuda görüş verdi mi?

Koruma Kurulu bu alanı yerinde inceledi mi?

Bağımsız arkeologlar çağrıldı mı?

Üniversitelerden rapor istendi mi?

Bu soruların cevabı yoksa, “proje” denilen şey eksiktir.

Eksik proje, koruma alanında risk demektir.

Bu risk yalnızca idari bir eksiklik değildir.

Bu risk, tarih karşısında ağır bir sorumluluktur.

Yıllarca bu adaya yabancı turistler geldi.

Onları etkileyen şey kalabalık değildi.

Konfor gösterisi değildi.

Tüketim imkânı değildi.

Zaten adada market bile yoktu.

Ada sakinleri temel ihtiyaçlarını anakaradan karşılardı.

Şövalye Adası’nı özel yapan şey de buydu.

Azlığıydı.

Sessizliğiydi.

Doğal haliydi.

Tarihî dokusuydu.

Bozulmamışlığıydı.

Kendine yetmeye çalışan kırılgan yapısıydı.

O adaya gelen insanlar, eksiklik sandığımız şeylerin aslında değer olduğunu görürdü.

Çünkü bazı yerler fazla şey sunduğu için değil, hâlâ kendisi kalabildiği için büyüler.

Şövalye Adası böyle bir yerdi.

Şimdi soruyorum:

Bu adayı değerli yapan şeyleri ortadan kaldırırsanız geriye ne kalır?

100 şezlong mu?

50 şemsiye mi?

12 cabana mı?

720 kişilik restoran kapasitesi mi?

20 teknelik yanaşma alanı mı?

Bunların hangisi Şövalye Adası’nın tarihinden daha değerlidir?

Hangisi denizin altındaki kalıntılardan daha değerlidir?

Hangisi sarnıçların hafızasından daha değerlidir?

Hangisi Fethiye Körfezi’nin doğal dengesinden daha değerlidir?

Türkiye bu soruları daha önce sormadığı için çok şey kaybetti.

Karamürsel’de eski kiliselerin, manastırların ve tarihî yapıların yerinde bugün yalnızca anlatılar kaldığını gördüm.

Kaybedilenin değeri çoğu zaman yok olduktan sonra anlaşılıyor.

Türkiye’nin birçok yerinde aynı hikâyeye rastlamak mümkün.

Önce tarih görünmez oluyor.

Sonra değersizleştiriliyor.

Sonra parçalanıyor.

Sonra yok oluyor.

En sonunda ise geriye yalnızca fotoğraflar kalıyor.

Hasankeyf’i kaybettik.

Allianoi’yi kaybettik.

Zeugma’nın bazı bölümlerini sulara bıraktık.

Nice antik yapıyı, nice kiliseyi, nice manastırı, nice sivil mimarlık örneğini yok ettik.

Nice tarihî dokuyu apartmanların, yolların, barajların, otellerin, imar hırsının altında bıraktık.

Sonra ne oldu?

Pişman olduk.

Fotoğraflara baktık.

Eski haritalara baktık.

Büyüklerimizin anlattığı hikâyeleri dinledik.

“Buralarda bir zamanlar…” diye başlayan cümleler kurduk.

Ama tarih geri gelmedi.

Çünkü tarihin kötü bir huyu vardır.

İkinci şans vermez.

Yıkılan bir bina yeniden yapılabilir.

Bozulan bir yol yeniden yapılabilir.

Kesilen bir ağacın yerine yenisi dikilebilir.

Ama yok edilen tarih yeniden üretilemez.

Bir Roma kalıntısını yeniden yapamazsınız.

Bir Bizans sarnıcını yeniden yaratamazsınız.

Bir şövalye surunu yeniden inşa edemezsiniz.

Bir medeniyetin hafızasını fabrikada üretemezsiniz.

Tarih bir yapı malzemesi değildir.

Tarih zamanın kendisidir.

Zamanın yedeği yoktur.

 

Dünyaya bakın.

Bir İtalyan Roma kalıntısını yük görmez.

Bir İspanyol tarihî meydanını ortadan kaldırmaz.

Bir Fransız katedralini rant alanı saymaz.

Bir Yunan antik taşını dekor malzemesi yapmaz.

Gelişmiş toplumlar tarihten kurtulmaya çalışmaz.

Tarihle birlikte yaşamayı öğrenir.

Tarihi güzelleştirerek yaşatır.

Tarihi görünür kılar.

Tarihi kentin kimliğine katar.

Biz ise çoğu zaman tarihe şu gözle bakıyoruz:

“Buradan ne çıkar?”

“Buraya ne yapılır?”

“Kaç kişilik işletme olur?”

“Kaç masa konur?”

“Kaç şezlong sığar?”

“Kaç tekne yanaşır?”

İşte asıl zihniyet sorunu budur.

Bir medeniyet mirasına önce gelir hesabıyla bakarsanız, sonunda elinizde ne medeniyet kalır ne miras.

Bu benim ilk uyarım değil.

Caretta carettaları yazdım.

Kumun Bekçileri’ni yazdım.

Çevreyi yazdım.

Doğanın, canlının, kamusal alanın, tarihî hafızanın yanında durdum.

Çünkü mesele hiçbir zaman yalnızca bir kaplumbağa olmadı.

Mesele hiçbir zaman yalnızca bir plaj olmadı.

Mesele hiçbir zaman yalnızca bir ağaç olmadı.

Mesele hiçbir zaman yalnızca bir ada olmadı.

Mesele insanın kendisine emanet edilen şeyi koruyup koruyamadığı oldu.

Bugün aynı soruyu Şövalye Adası için soruyorum.

Biz gerçekten koruyor muyuz?

Yoksa koruyor gibi mi yapıyoruz?

Burada yalnızca projeyi hazırlayanlara değil, susanlara da sözüm var.

Fethiye nerede?

Ada sakinleri nerede?

Fethiye’nin turizmcileri nerede?

Meslek odaları nerede?

Kent konseyi nerede?

Çevre örgütleri nerede?

Tarihçiler nerede?

Arkeologlar nerede?

Denizciler nerede?

Bu körfezin ekmeğini yiyenler nerede?

Bu kentin güzelliğiyle reklam yapanlar nerede?

Şövalye Adası’nın fotoğrafını afişlere koyanlar nerede?

Fethiye’nin hafızası tehdit altındaysa, bu yalnızca adada evi olanların meselesi değildir.

Bu, bütün Fethiye’nin meselesidir.

Çünkü bazı yerler tapu sahiplerinden daha büyüktür.

Bazı yerler kentin ortak hafızasıdır.

Şövalye Adası da onlardan biridir.

Bugün susan herkes şunu bilmelidir:

Tarih yalnızca yanlış kararlarla kaybedilmez.

Sessizlikle de kaybedilir.

İhmalle de kaybedilir.

“Bana dokunmuyor” duygusuyla da kaybedilir.

Bir gün bu ada zarar görürse, hiç kimse “haberimiz yoktu” diyemeyecek.

Çünkü haberimiz var.

Hiç kimse “bilmiyorduk” diyemeyecek.

Çünkü biliyoruz.

Hiç kimse “görmedik” diyemeyecek.

Çünkü görüyoruz.

Şimdi çözüm bellidir.

Önce bu proje bütün ayrıntılarıyla kamuoyuna açıklanmalıdır.

İhaleyi alan özel ya da tüzel kişinin ticari unvanı açıklanmalıdır.

Kiralama sözleşmesinin kapsamı açıklanmalıdır.

İhale edilen alan ile projede kullanılan alanın aynı olup olmadığı açıklanmalıdır.

Varsa hazine arazisi kullanım iddiası yanıtlanmalıdır.

Vaziyet planı tam olarak yayımlanmalıdır.

Koruma Kurulu’na başvuru yapılıp yapılmadığı açıklanmalıdır.

Fethiye Müze Müdürlüğü’nün görüşü kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

Sualtı ve kara arkeolojisi envanteri güncellenmelidir.

Bağımsız bilim insanlarından rapor alınmalıdır.

Taşıma kapasitesi raporu hazırlanmalıdır.

Su, atık, enerji ve ulaşım etki analizleri yayımlanmalıdır.

Tekne trafiği ve kıyı kullanımı için bilimsel değerlendirme yapılmalıdır.

ÇED süreci başlatılmadan hiçbir fiilî müdahaleye izin verilmemelidir.

Ada sakinlerinin, Fethiye halkının, meslek odalarının, çevre örgütlerinin ve bilim insanlarının katılacağı açık toplantı yapılmalıdır.

Bütün süreç tamamlanana kadar proje askıya alınmalıdır.

Çünkü koruma alanlarında önce yatırım yapılmaz.

Önce koruma gerekleri belirlenir.

Önce bilim konuşur.

Önce kamu yararı tartışılır.

Önce tarih dinlenir.

Önce doğanın sınırları anlaşılır.

Şövalye Adası’nın ihtiyacı yeni şezlonglar değildir.

Şövalye Adası’nın ihtiyacı yeni cabanalar değildir.

Şövalye Adası’nın ihtiyacı yeni restoran kapasitesi değildir.

Şövalye Adası’nın ihtiyacı yeni tekne yoğunluğu değildir.

Şövalye Adası’nın ihtiyacı yeni bir tüketim modeli değildir.

Şövalye Adası’nın ihtiyacı koruma planıdır.

Bilimsel envanterdir.

Şeffaflıktır.

Denetimdir.

Vicdandır.

Cesarettir.

Kamuoyu baskısıdır.

Buradan açıkça söylüyorum:

Şövalye Adası sahipsiz değildir.

Fethiye’nin hafızası kiralama kalemleriyle ölçülemez.

Koruma altındaki bir ada, masa başında hazırlanmış bir vaziyet planına teslim edilemez.

Binlerce yıllık tarih, birkaç yıllık işletme hesabına kurban edilemez.

Denizin altında yaşayan arkeolojik miras, tekne yanaşma planlarının dipnotu yapılamaz.

Sarnıçlarla, kalıntılarla, sur izleriyle, kıyı dokusuyla yaşayan bir ada, sıradan bir ticari alan gibi görülemez.

Bu nedenle çağrım nettir:

Fethiye ayağa kalkmalıdır.

Ada sakinleri konuşmalıdır.

Bilim insanları rapor hazırlamalıdır.

Meslek odaları sessiz kalmamalıdır.

Çevre örgütleri bu dosyayı sahiplenmelidir.

Yerel yönetimler açık tavır almalıdır.

İlgili bakanlıklar kamuoyuna açıklama yapmalıdır.

Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü ihalenin bütün ayrıntılarını açıklamalıdır.

Projeyi hazırlayanlar kamuoyunun karşısına çıkmalıdır.

Çünkü burada tartışılan şey birkaç dönüm arazi değildir.

Burada tartışılan şey bir adanın geleceğidir.

Bir körfezin dengesi.

Bir kentin hafızası.

Bir ülkenin tarih bilinci.

Gelecek kuşakların hakkı.

Şövalye Adası bugün yalnızca Fethiye’nin değil, Türkiye’nin tarih ve çevre bilinci sınavıdır.

Bu sınavı kaybedersek kaybedeceğimiz şey yalnızca bir ada olmayacaktır.

Bir kez daha geri getirilemeyecek bir hafıza parçası olacaktır.

Son sözüm şudur:

Şövalye Adası’nda mesele turizm değildir.

Mesele, turizm adı altında koruma kavramının içinin boşaltılıp boşaltılmadığıdır.

Mesele, bir sit alanına nasıl bakıldığıdır.

Mesele, kamu malının nasıl yönetildiğidir.

Mesele, tarihî ve doğal miras karşısında kimin nerede durduğudur.

Biz bu ülkede çok şeyi geç fark ettik.

Çok şeye geç ağladık.

Çok şey için geç kaldık.

Şövalye Adası için geç kalmayacağız.

Çünkü bu kez uyarıyoruz.

Soruyoruz.

Yazıyoruz.

Kayda geçiriyoruz.

Takip ediyoruz.

Bir adanın değil, bir hafızanın mahvolmasına göz yummayacağız.

Bir kıyının değil, bir geleceğin yok edilmesine sessiz kalmayacağız.

Çünkü tarih kendisini savunamaz.

Tarihi insanlar savunur.

Bugün Şövalye Adası’nı savunmak, Fethiye’nin geleceğini savunmaktır.

 

 

Önceki Yazı

ETİ’nin Kurumsal İletişim ve Müşteri İlişkileri Kıdemli Direktörü Dilge Berktaş oldu

Sonraki Yazı

İş dünyası golden visa gündeminde buluştu

Aşkım Tan

Aşkım Tan

Sonraki Yazı
İş dünyası golden visa gündeminde buluştu

İş dünyası golden visa gündeminde buluştu

Plugin Install : Widget Tab Post needs JNews - View Counter to be installed
  • Popüler
  • Yorum
  • En Son
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

21 Kasım 2024
İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

4 Eylül 2024
Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 28 Temmuz-3 Ağustos Gökyüzü Gündemi

Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 2024’de Burçları Neler Bekliyor?

27 Temmuz 2025
Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

22 Ocak 2024
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

0
Duygu Şengül: Türkiye’de kadının var olma sorunu

Duygu Şengül : Duygu’sal Aforizmalar

0
Ayşe Demir: DO-ra-to

Ayşe Demir: DO-ra-to

0
Buket Keskinol: Toprak Ana Gaia

Buket Keskinol : İskenderunlu olmak

0
İş dünyası golden visa gündeminde buluştu

İş dünyası golden visa gündeminde buluştu

3 Haziran 2026
Aşkım Tan: Şövalye Adası’nda neyi kime kiralıyorsunuz?

Aşkım Tan: Şövalye Adası’nda neyi kime kiralıyorsunuz?

3 Haziran 2026
ETİ’nin Kurumsal İletişim ve Müşteri İlişkileri Kıdemli Direktörü Dilge Berktaş oldu

ETİ’nin Kurumsal İletişim ve Müşteri İlişkileri Kıdemli Direktörü Dilge Berktaş oldu

3 Haziran 2026
Kadın CEO’lar Cam Tavanları Kırıyor: Kadın liderler yönetim kurullarında ve üst yönetimde dönüşümü hızlandırıyor

Kadın CEO’lar Cam Tavanları Kırıyor: Kadın liderler yönetim kurullarında ve üst yönetimde dönüşümü hızlandırıyor

3 Haziran 2026

Son Yazılar

İş dünyası golden visa gündeminde buluştu

İş dünyası golden visa gündeminde buluştu

3 Haziran 2026
Aşkım Tan: Şövalye Adası’nda neyi kime kiralıyorsunuz?

Aşkım Tan: Şövalye Adası’nda neyi kime kiralıyorsunuz?

3 Haziran 2026
ETİ’nin Kurumsal İletişim ve Müşteri İlişkileri Kıdemli Direktörü Dilge Berktaş oldu

ETİ’nin Kurumsal İletişim ve Müşteri İlişkileri Kıdemli Direktörü Dilge Berktaş oldu

3 Haziran 2026
Kadın CEO’lar Cam Tavanları Kırıyor: Kadın liderler yönetim kurullarında ve üst yönetimde dönüşümü hızlandırıyor

Kadın CEO’lar Cam Tavanları Kırıyor: Kadın liderler yönetim kurullarında ve üst yönetimde dönüşümü hızlandırıyor

3 Haziran 2026
Güncel Kadın

Güncel Kadın

Sosyal Medya

Kategoriler

  • Anasayfa
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Genel
  • Güncel Haberler
  • Güncel Sağlık
  • Güzellik
  • İş Dünyası
  • Magazin
  • Moda
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Sanat
  • Yaşam
  • Yazarlar

Son Haberler

İş dünyası golden visa gündeminde buluştu

İş dünyası golden visa gündeminde buluştu

3 Haziran 2026
Aşkım Tan: Şövalye Adası’nda neyi kime kiralıyorsunuz?

Aşkım Tan: Şövalye Adası’nda neyi kime kiralıyorsunuz?

3 Haziran 2026
  • İletişim: info@guncelkadin.com.tr

© 2023 Güncel Kadın.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj

© 2023 Güncel Kadın.