
BU BİR MİLLETVEKİLİ YAZISI DEĞİLDİR.
Bu bir parti yazısı da değildir.
Bu, seçmenin iradesinin seçimden sonra kime ait olduğunu sorgulama yazısıdır.
Bu, hukukun izin verdiği her şeyin gerçekten güven üretip üretmediğini sorgulama yazısıdır.
Bu, demokrasinin yalnızca sandıkla değil, güvenle yaşadığını hatırlatma yazısıdır.
Seçim günü sandığa gittim.
Oyumu kullandım.
Tercihimi yaptım.
Sonra eve döndüm.
Vatandaşlık görevimi yerine getirdiğimi düşündüm.
Oysa demokrasi yalnızca oy verme hakkı değildir.
Verilen oyun anlamını koruma sorumluluğudur.
Meğer görev yalnızca seçmene aitmiş.
Ben oyumu korurken…
Sistem, o iradeyi korumayı kendi görevi saymıyormuş.
Çünkü bir gün öğrendim ki…
Benim oyumun siyasi adresi değişmiş.
Üstelik bana soran olmamış.
İşte benim itirazım tam da burada başlıyor.
Çünkü ben yalnızca bir kişiye oy vermedim.
Bir dünya görüşüne oy verdim.
Bir programa oy verdim.
Bir siyasi anlayışa güvendim.
Bir partiye temsil yetkisi verdim.
Bugün bana deniliyor ki:
“Milletvekili özgürdür.”
Evet.
Özgürdür.
Fikir değiştirebilir.
Partisinden ayrılabilir.
Vicdanının sesini dinleyebilir.
Buna itiraz etmiyorum.
Benim itirazım, milletvekilinin özgürlüğüne değildir.
Benim itirazım, seçmenin iradesi üzerinde tek taraflı tasarrufta bulunulmasınadır.
Çünkü adı üzerinde…
Milletvekili.
Yani vekil.
Vekil…
Asilin yerine karar veren değildir.
Asilin iradesini temsil edendir.
Peki bir vekil…
Vekâlet sahibine sormadan vekâletin yönünü değiştirebilir mi?
Bir avukat bunu yapabilir mi?
Bir noter bunu yapabilir mi?
Bir mali müşavir bunu yapabilir mi?
Bir şirket yöneticisi bunu yapabilir mi?
Yapamaz.
Çünkü vekâlet…
Vekilin değil, asilin hakkıdır.
Temsil yetkisi, irade üzerinde mülkiyet hakkı doğurmaz.
Öyleyse siyaset neden bunun istisnası olsun?
Bana sürekli Anayasa hatırlatılıyor.
“Milletvekilleri bütün milleti temsil eder.” deniliyor.
Doğrudur.
Ama kimse şu sorulara cevap vermiyor.
O temsil yetkisini hangi rozetle aldı?
O partinin listesinde seçilmedi mi?
O amblemin altında oy istemedi mi?
Madem parti önemli değildi…
Neden bağımsız aday olmadı?
İşte hukuk ile etik tam burada ayrılıyor.
Hukuk mümkün olanı söyler.
Etik doğru olanı sorgular.
Kanun izin verebilir.
Vicdan aynı izni vermeyebilir.
Çünkü etik, hukukun sustuğu yerde konuşmaya başlar.
Her yasal olan, meşru değildir.
Her mümkün olan, doğru değildir.
Temsil yetkisi verilir.
Güven teslim edilmez, emanet edilir.
Mesele yalnızca parti değiştirmek değildir.
Mesele güveni değiştirmektir.
Seçim yalnızca oy verme işlemi değildir.
Vatandaş ile siyaset arasında kurulan bir güven sözleşmesidir.
O sözleşme tek taraflı değiştirildiğinde…
Sadece parti değişmez.
Güven değişir.
Parti değişebilir.
Rozet değişebilir.
Siyasi görüş değişebilir.
Ama güven değişmemelidir.
Bugün ayrıldığı parti üzülür.
Geçtiği parti sevinir.
Seçmen ise unutulur.
Televizyonlar sayı sayar.
Siyasetçiler hesap yapar.
Peki…
Seçmeni kim hesaplar?
Seçmenin güvenini kim konuşur?
Yeni parti gerçekten yeni bir seçmen mi kazanmıştır?
Yoksa sadece Meclis’te bir sandalye mi kazanmıştır?
Eski parti gerçekten bir milletvekili mi kaybetmiştir?
Yoksa toplumun güveninden bir parça daha mı eksilmiştir?
Çünkü…
Partiler milletvekili kazanabilir.
Ama demokrasi güven kaybedebilir.
İşte asıl tehlike budur.
Çünkü sandıkta kazanan yalnızca milletvekili değildir.
Güven de kazanır.
Güven kaybedildiğinde ise…
Kaybeden yalnızca siyaset olmaz.
Bugün bir milletvekili parti değiştirir.
Yarın bir başkası değiştirir.
Sonra bir başkası…
Bir süre sonra seçmen sandığa giderken yalnızca parti seçmez.
Şunu da düşünmeye başlar:
“Acaba seçtiğim kişi yarın yine aynı yerde olacak mı?”
İşte güven tam burada kırılır.
Güven kırıldığında…
Sandık yerinde durur.
Demokrasi eksilmeye başlar.
Şimdi peş peşe soruyorum.
Ben size oy verdim.
İrademi de mi verdim?
Ben sizi mi seçtim?
Yoksa taşıdığınız siyasi anlayışı mı?
Rozetinizi değiştirdiniz…
Benim oyumu değiştirmeye kim izin verdi?
Partinizi değiştirdiniz…
Benim tercihimi değiştirmeye kim izin verdi?
Ben ne zaman parti değiştirdim?
Ben ne zaman fikrimi değiştirdim?
Benim güvenimi kim geri verecek?
Çocuklarıma yarın sandığa güvenmeyi nasıl anlatacağım?
Ben oy verirken geleceğimi de emanet etmedim mi?
Benim oyum ne zaman parti değiştirdi?
Sandığa ben gittim.
Kararı siz mi verdiniz?
Temsil yetkisi aldınız diye…
İrademin sahibi de mi oldunuz?
Hayır.
Ben buna razı değilim.
Bu temsil değildir.
Bu, temsil yetkisinin yön değiştirmesidir.
Temsil yetkisi, iradenin sahibi olmak değildir.
Sandık, boş çek değildir.
Hiçbir oy seçim gecesi sahibini değiştirmez.
Artık yalnızca hukuku değil…
Siyasi etiği konuşmak zorundayız.
Benim önerim nettir.
Milletvekili istediği zaman partisinden ayrılabilmelidir.
Hiç kimsenin düşüncesi zincire vurulamaz.
Ama başka bir siyasi partinin çatısı altında görevine devam edecekse…
Milletvekilliğinden istifa etmelidir.
Yeni siyasi kimliğiyle yeniden milletin karşısına çıkmalıdır.
Eğer gerçekten millet arkanızdaysa…
Yeniden seçilmekten neden korkasınız?
Millet kararını yeniden versin.
Millet yeniden seçerse…
Kimsenin söyleyecek sözü kalmaz.
Ama millet seçmezse…
Hiç kimse milletin verdiği emaneti kendi siyasi kariyerinin tapusu gibi kullanamaz.
Çünkü demokrasi…
Sadece seçilme hakkını koruyan bir rejim değildir.
Seçmenin iradesini koruyabildiği ölçüde demokrasidir.
Sandıkta söz milletindir.
O sözün anlamını değiştirmeye kimsenin hakkı yoktur.
Son sözüm şudur:
Yarın sandığa gittiğimde…
Oy vereceğim kişinin beş yıl sonra nerede duracağını bilmiyorsam…
Ben sandığa güvenimi nasıl koruyacağım?
Çünkü ben oyumu bir kişiye değil…
Bir söze verdim.
Bir duruşa verdim.
Bir ilkeye verdim.
Eğer o söz değişiyorsa…
Eğer o duruş değişiyorsa…
Eğer o ilke değişiyorsa…
Benim oyumun anlamı da değişiyor demektir.
İşte buna razı değilim.
Çünkü demokrasiler, insanlar sandığa gitmediği gün değil…
İnsanlar sandığa güvenini kaybettiği gün çökmeye başlar.












