Bu bir köprü yazısı değildir.
Bu bir otoyol yazısı da değildir.
Bu, kamuya ait bir gelirin önümüzdeki 30 yıl boyunca kim tarafından, hangi bedelle, hangi kurallarla ve kimin yararına işletileceğini sorgulayan bir kamu hakkı yazısıdır.
5 Eylül 2026 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin de aralarında bulunduğu otoyol ve çevre yolları özelleştirme kapsam ve programına alındı.
Sözleşme süresi 30 yıl olarak belirlendi.
Özelleştirme işlemlerinin tamamlanması için son tarih 31 Aralık 2031.
Önce kavramları doğru yere koyalım.
Köprüler satılmıyor.
Mülkiyet devlette kalıyor.
Karar, mülkiyet devrini açıkça kapsam dışında bırakıyor.
Tartışılması gereken bu değil.
30 yıllık işletme hakkı.
Bir malın tapusunu elinizde tutabilirsiniz.
O malın gelirini üretme ve toplama hakkını ise yıllarca başkasına bırakabilirsiniz.
O nedenle soruyu yanlış yerden sormayalım.
“Köprüler satılıyor mu?” değil.
“Bu köprülerin ve otoyolların 30 yıllık ekonomik değeri nedir?”
İlk soru bu.
İkinci soru daha zor.
Bu değeri kim hesapladı?
Üçüncüsü daha da zor.
Hesaplandıysa kamuoyu neden bilmiyor?
600 MİLYON DOLAR KÂR MI?
Tartışmanın ilk büyük rakamı 600 milyon dolar oldu.
Yeni Parti Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, söz konusu köprü ve otoyolların 2025 yılında 600 milyon dolar kâr ettiğini, bunun 30 yıllık karşılığının 18 milyar dolar olduğunu ileri sürdü.
Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığı buna itiraz etti.
Yapılan açıklamada 600 milyon doların kâr değil brüt gelir olduğu, yaklaşık 300 milyon doların bakım ve onarıma gittiği; personel, işletme, yatırım ve yenileme giderlerinin de hesaba katılması gerektiği belirtildi.
Doğru.
Brüt gelir kâr değildir.
600 milyon doları 30 ile çarpıp “18 milyar dolar kâr” demek de sağlıklı bir ekonomik değerleme değildir.
30 yıl boyunca elde edilecek paranın bugünkü değeri basit çarpma işlemiyle bulunmaz.
Peki.
O hesabı bir kenara bırakalım.
Şimdi devletin verdiği cevabın bıraktığı yerden soralım.
600 milyon dolar kâr değilse kâr kaç?
Bakım giderini düşelim.
Personeli düşelim.
İşletme maliyetini düşelim.
Yenilemeyi düşelim.
Yatırımı düşelim.
Geriye ne kalıyor?
Kamu bugün bu varlıklardan gerçekte ne kazanıyor?
30 yıllık işletme hakkının bugünkü ekonomik değeri ne?
Devletin işletmeye devam etmesiyle özel sektöre devretmesi karşılaştırıldı mı?
Hangisi kamu için daha kazançlı?
İşte görmek istediğim hesap bu.
BİR DE HAFIZAMIZ VAR
Takvimi biraz geriye çevirelim.
17 Aralık 2012.
Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri ile yaklaşık 1.975 kilometrelik otoyol ağının 25 yıllık işletme hakkı için ihale yapıldı.
En yüksek teklif 5 milyar 720 milyon dolar oldu.
Teklif yeterli bulunmadı.
İhale 2013 yılında iptal edildi.
Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da teklif edilen rakamın beklentilerinin altında kaldığını açıkladı.
Şimdi yeniden bugüne dönelim.
2013:
25 yıl.
2026:
30 yıl.
2013:
5,72 milyar dolar yeterli değil.
2026:
Kaç dolar yeterli?
Aradan 13 yıl geçti.
Trafik değişti.
Geçiş ücretleri değişti.
Gelir kapasitesi değişti.
Sözleşme süresi de beş yıl uzadı.
O halde 2013 yılında reddedilen teklif bugün yalnız tarih değildir.
Bir ölçüdür.
Devlet 25 yıllık işletme hakkı için 5,72 milyar doları az bulmuşsa, bugün 30 yıllık işletme hakkının değerinin nasıl hesaplandığını bilmek vatandaşın hakkıdır.
Daha ihale yapılmadı.
Tam da bu nedenle soruyorum.
30 yıllık işletme hakkının gerçek değeri nedir?
FRANSA NEDEN YILLAR SONRA HESAP SORDU?

Bazen kendi deneyiminizi yaşamadan önce başkasının yaşadığına bakmak yeterlidir.
Fransa, otoyol işletmecilerindeki kamu hisselerini 2006 yılında özel sektöre devretti.
Yıllar geçti.
Geçiş ücretleri tartışıldı.
Şirketlerin kârlılıkları sorgulandı.
Sözleşme süreleri masaya yatırıldı.
Devletin imtiyaz sahipleri karşısındaki gücü tartışma konusu oldu.
Sonunda konu Fransız Senatosunun araştırmasına kadar gitti.
2020 tarihli Fransız Senatosu raporu, 2006’daki özelleştirme sürecinin hazırlanışını ve sonuçlarını ciddi biçimde sorguladı.
Yani Fransa yıllar sonra dönüp aynı soruya geldi:
Devlet bu hakkı devrederken gerçekten doğru hesabı yapmış mıydı?
Biz neden aynı soruyu yıllar sonra soralım?
Bugün soralım.
ŞARTNAME YOKSA SORULAR ŞİMDİ
Henüz ihale yapılmadı.
Şartname kamuoyuna açıklanmış değil.
O nedenle bugün hiç kimse “araç geçiş garantisi verilecek” diyemez.
“Geçiş ücretleri dövize bağlanacak” da diyemez.
“Şirket tarifeyi istediği gibi belirleyecek” de diyemez.
Bunlar bugün için gerçek değil.
İhtimal.
İhtimalse sorulması gerekir.
Hem de şimdi.
İhale bittikten sonra değil.
Sözleşme imzalandıktan sonra değil.
30 yıllık hak devredildikten sonra hiç değil.
Şimdi.
Geçiş veya gelir garantisi verilecek mi?
Trafik riski gerçekten özel sektöre mi geçecek?
Geçiş ücretini kim belirleyecek?
Tarife TÜFE’ye mi, ÜFE’ye mi, dövize mi bağlanacak?
Bakım ve büyük onarım yükümlülüğü kimde olacak?
Yatırım zorunluluğu getirilecek mi?
Olağanüstü kâr oluşursa kamu pay alacak mı?
Sözleşme değişiklikleri açıklanacak mı?
Değerleme raporu yayımlanacak mı?
Sayıştay denetimi hangi kapsamda devam edecek?
Uyuşmazlıkta hangi hukuk uygulanacak?
İhale sonunda bize yalnız kazanan şirketin adı ve verdiği para mı açıklanacak?
Yoksa o paranın neden kamu açısından doğru bedel olduğu da gösterilecek mi?
MESELE ÖZEL SEKTÖR DEĞİL
Burada hükmümü de açık koyayım.
Özelleştirme başlı başına kamu zararı değildir.
Devlet işletmesi de başlı başına kamu yararı değildir.
Kamu işletmesi verimsiz olabilir.
Özel sektör daha verimli çalışabilir.
Teknolojiyi yenileyebilir.
İşletme maliyetlerini azaltabilir.
Bakım ve yatırım yükünü üstlenebilir.
Trafik riskini devralabilir.
Bütün bunların ekonomik bir karşılığı vardır.
O halde karşılığını görelim.
Hesabı görelim.
Devlet 30 yıl boyunca elde edeceği gelirden vazgeçiyorsa karşılığında ne kazanıyor?
Vatandaş fiyat karşısında korunuyor mu?
Rekabetçi bir ihale ortamı kuruluyor mu?
Devlet gelecekteki gelirinin bugünkü gerçek değerini alıyor mu?
Cevap evetse anlatın.
Belgesini koyun.
Hesabını gösterin.
Kamuoyu da görsün.
Cevap hayırsa mesele artık özelleştirme değildir.
Mesele kamu yararıdır.
PEKİ PARA NEREYE GİDECEK?
Devlet 30 yıllık işletme hakkı karşılığında peşin bir kaynak elde edecekse bu para nerede kullanılacak?
Yeni altyapı yatırımlarında mı?
Üretken yatırımlarda mı?
Borç azaltmada mı?
Bütçe açığında mı?
Günlük harcamalarda mı?
Aralarında büyük fark var.
30 yıllık işletme hakkından elde edilen kaynakla geleceğe yeni bir ekonomik değer bırakabilirsiniz.
Geleceğin gelirini bugünün harcamasına da dönüştürebilirsiniz.
İkisi aynı şey değildir.
Vatandaş hangisinin yapılacağını bilmek zorunda.
HESABI İHALEDEN ÖNCE GÖSTERİN
Çözüm zor değil.
30 yıllık işletme hakkının bağımsız değerleme raporunu kamuoyuna açıklayın.
Trafik ve gelir projeksiyonlarını ortaya koyun.
Bakım ve yatırım maliyetlerini gösterin.
Tarife formülünü baştan ilan edin.
Geçiş ve gelir garantisi verilmeyecekse bunu şartnameye açıkça yazın.
Risk paylaşımını ve yatırım yükümlülüklerini belirleyin.
Kamu denetimini güvence altına alın.
Sözleşme değişikliklerini kamuoyuna açık tutun.
Gerçek rekabeti sağlayın.
2013 yılında 25 yıl için 5,72 milyar doların neden yeterli bulunmadığını unutmayın.
Fransa’nın yıllar sonra sormak zorunda kaldığı soruları bugünden sorun.
Sonra ihaleye çıkın.
Mesele tapu değildir.
Mülkiyet devlette kalabilir.
İşletme hakkı 30 yıl sonra yeniden devlete dönebilir.
Asıl soru değişmez.
Mesele, o köprülerin ve otoyolların 30 yıllık gelirini kimin, hangi bedelle ve hangi kurallarla yöneteceğidir.
Kamu adına karar veriliyorsa kamu hesabı görmek ister.
30 yıl bir bütçe dönemi değildir.
30 yıl bir seçim dönemi değildir.
30 yıl bir iktidar dönemi de değildir.
30 yıl, bir kuşaktır.
Bir kuşağın gelirini bugünden devrediyorsanız,
bir kuşağın hesabını da bugünden vermek zorundasınız.













