• İletişim: info@guncelkadin.com.tr
Güncel Kadın
Advertisement
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
Güncel Kadın
No Result
View All Result

Duygu Şengül: Eylül’ün kadrini bilmek

Duygu Şengül by Duygu Şengül
6 Eylül 2026
in Yazarlar
0
Duygu Şengül: Eylül bitmese…
0
SHARES
14
VIEWS
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp PaylaşLinkedin'de PaylaşPaylaşPaylaş

Eylül geldiğinde yazın tamamen bittiğini düşünmüyorum. Uzatmaları oynuyormuşuz gibi bir his doğuyor içime. Tabii yazı anımsatmasının yanı sıra eylünün yazdan farklı çok etkileyici, sui generis bir doğası var. Belki on iki ayın içinde en çok eylülü sevmemin nedeni bu. Kendine özgülük. Yazın içinden çıkıp başka bir mevsime geçerken, insanın bir süre daha yazın içinde kalmasına izin veriyor. Ne tam olarak yazın hengamesinde, kavurucu sıcaklarında ne de sonbaharın hüznünde, soğukluğunda. İkisinin arasında, kendine özgü kısa olduğu için de daha özel ve güzel bir yerde duruyor eylül.

Eylül biraz arada kalmışlık demek. Arafta olmayı kimse sevmez. Ama eylül en güzel araf, en çekici arada kalmışlık.

Ege’nin küçük bir sahil kasabasında bunu daha iyi anlıyor insan. Ağustosun kalabalığı çekilmiş oluyor. Plajlardan yükselen yüksek sesli tekno müzik, insanların gürültüsü yerini dalga seslerine bırakıyor. Yazlıkçılar okulların açılma telaşesinde evlerine dönerken deniz bana kalıyor.

Ankara’da bir apartman vardı, öğrencilik yıllarında oturduğum Bahçelievler semtinde. Adı “Eylül Denizi”ydi. Eylül denizinin kadrini bilen bir Ankaralı koymuş olsa gerek bu ismi. Eylül denizi muhteşemdir, ılık ve dalgasız. Şansınız varsa eylülün son günlerinde yağan yağmur altında denize girebilirsiniz. Deniz suyu sanılanın aksine çok sıcak olur, hem denizle hem yağmur sularıyla ıslanırsınız. Dışarı çıktığınızda üşümezsiniz.

Eylül bir aydan çok fazlasıdır. Sokakların üzerinde gün boyu dolaşan o telaş iyice hafifler. Akşamüstleri yeniden insana ait olur. Sanki kasaba uzun bir uykudan uyanır. Kendini bulur.

Denize bakıyorum şimdi. Aynı deniz değil mi diyeceksiniz, fakat aynı değil. Yazın ortasında insan denize bakmıyor çoğu zaman; denizin içinde oluyor. Eylül’de ise biraz geriden seyrediyor onu. Kurşuni renklerine, kıyıya vuran sesine, akşam güneşi çekilirken yüzeyinde kalan son ışığa bakıyor. Denizin de bir zamanı olduğunu o zaman fark ediyor insan, tıpkı insanın da farklı zamanları olması gibi.

Yaz boyunca bir yerlere yetişmeye, bir şeyleri kaçırmamaya çalışıyoruz. Günleri dolduruyoruz. Tatilleri, buluşmaları, gezmeleri, geceleri… Sonra bir bakıyoruz, bütün o kalabalık geçmiş. Geriye birkaç görüntü, birkaç ses, bir de nerede çekildiğini hatırlamadığımız fotoğraflar kalmış.

Eylül başka türlü davranıyor insana.

“Biraz dur,” diyor sanki.

Ve insan durunca bazı şeyleri fark ediyor.

Pencereden giren serin rüzgârı mesela.

Akşamın etkileyici gelişini.

Gecenin sesini.

Cırcır böceklerinin senfonisini.

Karınca yuvalarındaki hareketliliği.

Bir ağacın yapraklarında değişmeye başlayan rengi.

Gökyüzünde kayan bir yıldızı.

Bunların hiçbirisi yeni değil aslında. Ama insanın bakışı değişiyor.

Belki Eylül’ün hüznü de bundan.

Güzel olanın geçici olduğunu daha açık biçimde gösteriyor bize. Tatilin son demleri olduğunu biliyoruz. O güzel eylül günlerinin azalacağını, gecelerin uzayacağını, denizin kıyısında oturup geç saatlere kadar kalmanın, kumsalda ateş başında bir kadeh şarap eşliğinde hülyalara dalmanın artık eskisi kadar kolay olmayacağını biliyoruz.

Bildiğimiz için de daha dikkatli bakıyoruz çevremize.

İnsan garip bir varlık. Elindeyken, alıştığı şeyin kıymetini çoğu zaman bilmiyor. Sonunu gördüğünde ise birden yavaşlıyor. Bir akşamı biraz daha uzun yaşamak, bir şarkıyı bir kez daha dinlemek, denize son kez bakıyormuş gibi bakmak istiyor. Bir kadeh şarabı bir dikişte değilde yudum yudum içiyor.

Oysa deniz aynı kıyıda duracak, ama eylülün bitişi yakın, insanın içini donduran soğuklar gelecek, deniz ve kumsalla kurulan bu yarenlik son bulacak, eylülün renkleri solacak. Dinlediğimiz şarkının etkisi, kollarına uzandığımız gece aynı olmayacak. Bizim onlara bakışımız da değişecek.

Belki de hayatın en büyük yanılgılarından biri, güzel şeyleri uzun sürdükleri ölçüde değerli sanmamız. Oysa bazı şeylerin güzelliği biraz da kısa sürmelerinden geliyor. Bir akşamüstünün renklerinin, güneşi doğurup batırmanın, denize yapılan bir yolculuğun heyecanının, çocuklukta kalmış bir eylülün, hiç tamamlanmamış bir konuşmanın kadri kısa sürmesinde yatan unutulmazlığında.

Eylül bunu hatırlatıyor.

Bir şeyin bitecek olması, onu daha az güzel yapmıyor. Tam tersine, bitecek olması ona daha çok yoğunlaşmamıza, değer vermemize neden oluyor.

Geçenlerde kumsalda oturmuş gökyüzünü seyrederken bir yıldız kaydı. İnsan böyle zamanlarda çocukluğuna dönüyor nedense. Hemen bir dilek tutmak geliyor içinden. Dileğin ne kadar mümkün olduğu önemli değil. Hatta gerçekleşip gerçekleşmeyecenini düşünmüyorsun bile.

Ben Eylül’ü diledim. Çocukça bir dilek.

Eylül hiç bitmesin dedim, ilk aklımdan geçen dilek buydu.

Sonra bunun imkânsız olduğunu düşünüp, naifliğime güldüm kendi kendime. Eylül bitecek. Her güzel şey gibi. Deniz yine aynı kıyıda kalacak belki ama o serinlik değişecek. Sokaklar yeniden kalabalıklaşacak. Başka aylar gelecek. Başka telaşlar başlayacak.

Ve biz yine unutacağız.

Ta ki başka bir Eylül gelene kadar.

Belki insanın bütün meselesi de bu: Unutmak ve yeniden hatırlamak.

Eylül geldiğinde yeniden hatırlıyoruz.

Bir mevsimin ilk ayının da insan gibi bir ruhu olabileceğini. Bir şehrin sessizliğinin de ses sayılabileceğini. Denizin yalnızca yüzülecek bir yer olmadığını, dikkatle baktığında seni anılardan anılara sürükleyen dalgalarının olduğunu. Eylül denizinin konuşmadan da çok şey anlattığını.

Bir de şunu hatırlıyoruz eylül denizi sayesinde:

Bitecek diye üzülmek yerine, bitmeden önce biraz daha iyi bakmak gerekiyor her şeye, kadrini bilmek gerekiyor güzelliklerin.

Biraz daha uzun dinlemek.

Biraz daha derin solumak.

Biraz daha kıymet vermek.

Eylül’ün asıl hüznü burada değil mi zaten? Bize sonu gösterdiği için değil; sonu bildiğimiz hâlde hayatı çoğu zaman aceleyle yaşadığımızı fark ettirdiği için.

Taş plaktan eski bir şarkının cızırtılı sesi geliyor. Eylül kadar hüzzam bir şarkı bu. Müzeyyen Senar’ın insanın yüreğine işleyen sesi:

“Dün gece mehtaba daldım, hep seni andım.

Seni andım.

Öyle bir an geldi ki mehtap seni sandım.

Sevgili rüyana mı aldın beni bir dem.

Beni bir dem.

Öyle bir an geldi ki mehtap seni sandım.”

Gece tatlı bir serinlikte şimdi.

Ege kıyısında sokaklar sessiz.

Gökyüzünde bir yıldız daha kayıyor.

Yeni bir dilek tutuyorum. Aşk olsun hep aşk…

Hüzzam şarkının bitmesini istemiyorum.

Eylül’ün de.

Ama biliyorum.

Birazdan taş plak dönecek, iğne sona gelecek, hüzzam şarkı susacak.

Eylül de takvimden çekilip gidecek.

Belki geriye yalnızca o akşam kalacak.

Bir eylül denizi.

Bir serin rüzgâr.

Bir yıldız.

Ve gerçekleşmesini umarak tutulmuş çocukça bir dilek.

Eylül hiç bitmesin…

Önceki Yazı

Aşkım Tan: Otuz yıllık yolun hesabını kim yaptı?

Sonraki Yazı

Aydan Baktır: Görüntünün tanrıları

Duygu Şengül

Duygu Şengül

Sonraki Yazı
Aydan Baktır: Hız, kaygı ve çağın sesi

Aydan Baktır: Görüntünün tanrıları

Plugin Install : Widget Tab Post needs JNews - View Counter to be installed
  • Popüler
  • Yorum
  • En Son
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

21 Kasım 2024
İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

4 Eylül 2024
Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 28 Temmuz-3 Ağustos Gökyüzü Gündemi

Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 2024’de Burçları Neler Bekliyor?

27 Temmuz 2025
Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

22 Ocak 2024
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

0
Duygu Şengül: Türkiye’de kadının var olma sorunu

Duygu Şengül : Duygu’sal Aforizmalar

0
Ayşe Demir: DO-ra-to

Ayşe Demir: DO-ra-to

0
Buket Keskinol: Toprak Ana Gaia

Buket Keskinol : İskenderunlu olmak

0
Aydan Baktır: Hız, kaygı ve çağın sesi

Aydan Baktır: Görüntünün tanrıları

6 Eylül 2026
Duygu Şengül: Eylül bitmese…

Duygu Şengül: Eylül’ün kadrini bilmek

6 Eylül 2026
Aşkım Tan: Otuz yıllık yolun hesabını kim yaptı?

Aşkım Tan: Otuz yıllık yolun hesabını kim yaptı?

6 Eylül 2026
Semra Kosovalı: Kişiler ve kavramlar kargaşası

Semra Kosovalı: Hiç yazılmamış roman Visal-Gece

5 Eylül 2026

Son Yazılar

Aydan Baktır: Hız, kaygı ve çağın sesi

Aydan Baktır: Görüntünün tanrıları

6 Eylül 2026
Duygu Şengül: Eylül bitmese…

Duygu Şengül: Eylül’ün kadrini bilmek

6 Eylül 2026
Aşkım Tan: Otuz yıllık yolun hesabını kim yaptı?

Aşkım Tan: Otuz yıllık yolun hesabını kim yaptı?

6 Eylül 2026
Semra Kosovalı: Kişiler ve kavramlar kargaşası

Semra Kosovalı: Hiç yazılmamış roman Visal-Gece

5 Eylül 2026
Güncel Kadın

Güncel Kadın

Sosyal Medya

Kategoriler

  • Anasayfa
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Genel
  • Güncel Haberler
  • Güncel Sağlık
  • Güzellik
  • İş Dünyası
  • Magazin
  • Moda
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Sanat
  • Yaşam
  • Yazarlar

Son Haberler

Aydan Baktır: Hız, kaygı ve çağın sesi

Aydan Baktır: Görüntünün tanrıları

6 Eylül 2026
Duygu Şengül: Eylül bitmese…

Duygu Şengül: Eylül’ün kadrini bilmek

6 Eylül 2026
  • İletişim: info@guncelkadin.com.tr

© 2023 Güncel Kadın.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj

© 2023 Güncel Kadın.