
BU BİR ÖZGÜR ÖZEL YAZISI DEĞİLDİR.
Bu bir CHP yazısı da değildir.
Bu, Türkiye’de insanların neden hâlâ meslekleri üzerinden aşağılanabildiğini sorgulama yazısıdır.
Bu, emeğe duyulan saygının ne zaman kaybolduğunu sorgulama yazısıdır.
Bu, bir kişiyi hedef alırken binlerce insanın neden hedefe konulduğunu sorgulama yazısıdır.
Geçtiğimiz günlerde bir siyasetçiye yönelik eleştiriler tartışıldı.
Fakat dikkatimi çeken eleştirinin kendisi olmadı.
Dikkatimi çeken kullanılan yöntem oldu.
Bir insanın fikri eleştirilmiyordu.
Söyledikleri eleştirilmiyordu.
Siyasi çizgisi eleştirilmiyordu.
Mesleği üzerinden vuruluyordu.
İşte tam burada durup düşünmek gerekiyor.
Neden?
Bir insanı eleştirmek için neden yaptığı işe saldırılır?
Bir insanın mesleği ne zaman hakaret malzemesine dönüşür?
Daha da önemlisi:
Bir kişiye vurduğunu sanırken gerçekten yalnız ona mı vuruyorsun?
Bir eczacıyı küçümsediğinde yalnız bir kişiyi mi küçümsüyorsun?
Bir insanın mesleğini aşağılamak, aslında kendi hayatına duyduğu bağı inkâr etmektir.
Gece nöbetinde ilaç bekleyen çocuğun reçetesini hazırlayan eczacıyı da küçümsemiyor musun?
Sabaha kadar açık kalan nöbetçi eczaneyi de?
Rafların arasında çalışan emekçileri de?
Mesleğini dürüstçe yapan binlerce insanı da?
Soruyorum:
Bu ülkede bir öğretmeni küçümsemek normal mi?
Bir işçiyi küçümsemek normal mi?
Bir çiftçiyi küçümsemek normal mi?
Bir hemşireyi küçümsemek normal mi?
Bir eczacıyı küçümsemek normal mi?
Değilse neden bunlar hâlâ siyasi tartışmaların malzemesi olabiliyor?
Sorun mesleklerde değildir.
Sorun yıllardır inşa edilen zihniyettedir.
Çünkü bize çocukluktan itibaren aynı şey öğretildi.
Koltuk değerlidir.
Makam değerlidir.
Unvan değerlidir.
İnsan ise çoğu zaman ikinci plandadır.
Bu yüzden kartvizite saygı duyuyoruz.
Emeğe aynı saygıyı göstermiyoruz.
Bu yüzden makam sahiplerini alkışlıyoruz.
Toplumu ayakta tutan insanları çoğu zaman görmüyoruz.
Oysa gerçek hayat farklıdır.
Bir ülkeyi konuşmalar ayakta tutmaz.
Bir ülkeyi emek ayakta tutar.
İlaç hazırlayan eczacı ayakta tutar.
Ders anlatan öğretmen ayakta tutar.
Üreten işçi ayakta tutar.
Toprağı işleyen çiftçi ayakta tutar.
Can kurtaran sağlık çalışanı ayakta tutar.
Garip olan şudur:
Herkes emeğe ihtiyaç duyar.
Fakat sıra saygı göstermeye gelince aynı cömertlik görülmez.
İşte asıl çürüme burada başlar.
Çünkü emeğin değersizleştiği yerde liyakat kaybolur.
Liyakatin kaybolduğu yerde adalet zayıflar.
Adaletin zayıfladığı yerde kurumlar çöker.
Kurumların çöktüğü yerde ise toplum birbirine güvenmeyi bırakır.
Bir başka sorum daha var.
Neden bu ülkede fikirler yerine kimlikler konuşuluyor?
Neden düşünceler yerine etiketler tartışılıyor?
Neden projeler yerine geçmişler konuşuluyor?
Neden yapılan iş yerine yapılan meslek hedef alınıyor?
Çünkü fikir üretmek zordur.
Etiket yapıştırmak kolaydır.
Argüman geliştirmek zordur.
Aşağılama kolaydır.
Türk Eczacıları Birliği’nin tepkisi bu yüzden önemlidir.
Çünkü bazen bir meslek örgütü yalnız üyelerini değil, bir toplumsal değeri savunur.
Çünkü mesele siyaset değildir.
Mesele bir mesleğin onurudur.
Mesele emeğin itibarıdır.
Mesele toplumsal saygının sınırlarıdır.
Artık şu alışkanlıktan vazgeçmek zorundayız:
Bir insanı eleştiriyorsak fikrini eleştirelim.
Bir siyasetçiyi eleştiriyorsak icraatını eleştirelim.
Bir yöneticiyi eleştiriyorsak kararlarını eleştirelim.
Meslekleri hedef tahtasına çevirmeyelim.
Çünkü bugün aşağılanan eczacıdır.
Yarın öğretmen olur.
Sonra işçi.
Sonra çiftçi.
Sonra sağlık çalışanı.
Sonra sanatçı.
Sonra gazeteci.
Bir süre sonra aşağılanmayan tek şey koltuklar kalır.
Toplumlar işte o gün çökmeye başlar.
Bir ülkenin gerçek zenginliği saraylarında değildir.
Makamlarında değildir.
Unvanlarında değildir.
O ülkenin gerçek zenginliği alın teridir.
Çünkü devletleri ayakta tutan şey koltuklar değil, çalışan insanlardır.
Çünkü küçümsenen yalnız bir meslek değildir.
Küçümsenen alın teridir.
Küçümsenen emektir.
Küçümsenen insanın kendisidir.
Bir toplum emeğe sırtını döndüğü gün geleceğine de sırtını dönmeye başlar.
Meslekleri küçümseyen bir toplum önce emeği kaybeder.
Emeği kaybeden bir toplum liyakati kaybeder.
Liyakati kaybeden bir toplum geleceğini kaybeder.
Bir kişiye vurduğunu sananlar bazen farkında olmadan bütün toplumu yaralar.
Asıl mesele kime vurulduğu değil, hangi değerin hedef alındığıdır.













