
Bir devleti ayakta tutan yalnızca kanunlar değildir.
O kanunların herkese eşit uygulanacağına duyulan inançtır.
Adalet yalnızca mahkeme salonlarında verilen kararlardan ibaret değildir.
Adalet…
İlk ihbarın ciddiyetidir.
İlk tutanağın doğruluğudur.
İlk delilin korunmasıdır.
İlk kamera kaydının zamanında alınmasıdır.
İlk ifadenin baskıdan uzak biçimde verilmesidir.
İlk şüphenin tarafsızlıkla araştırılmasıdır.
İlk dijital izin usulüne uygun biçimde muhafaza edilmesidir.
Çünkü bir soruşturmada ilk gün kaybedilen delil, yıllar sonra bulunamayabilir.
Silinen kayıt geri getirilemeyebilir.
Yönlendirilen tanık, yeniden aynı açıklıkla konuşmayabilir.
Kurulan yanlış bir senaryo, bütün soruşturmayı peşinden sürükleyebilir.
Bu nedenle adalet, yalnızca yıllar sonra verilecek hüküm değildir.
Adalet, gerçeğin ilk andan itibaren korunmasıdır.
Gülistan Doku dosyasında yıllar sonra ortaya çıkan gelişmeler ise soruşturmanın ilk dönemine ilişkin çok ağır sorular doğurmaktadır.
Eski bir polis memurunun, Gülistan Doku’nun sosyal medya hesabına girerek iki kişiyi arkadaş listesinden sildiği iddiasıyla tutuklanması bunlardan biridir.
Bu iddia doğruysa mesele, birkaç sosyal medya kaydının silinmesinden ibaret değildir.
Mesele, bir kayıp vakasında dijital delile kimlerin, hangi yetkiyle ve hangi amaçla müdahale ettiğidir.
Bir polis, bir yurttaşın dijital hesabına hangi hukuki kararla girmiştir?
Silinen kişiler kimlerdir?
Neden silinmişlerdir?
Bu işlem kayıt altına alınmış mıdır?
Savcılığın bilgisi dâhilinde midir?
Soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi için mi yapılmıştır?
Yoksa soruşturmanın göreceği alanı daraltmak için mi?
Bu sorular cevaplanmadan yapılan işlemi sıradan bir teknik ayrıntı olarak görmek mümkün değildir.
Çünkü dijital çağda bir insanın telefonundaki, sosyal medya hesabındaki ve elektronik sistemlerdeki izleri…
Onun ikinci hafızasıdır.
O hafızaya yapılan her yetkisiz müdahale, gerçeğin bir parçasına yapılan müdahaledir.












