Aliée İstanbul’un temel misyonlarından biri olan ve baharla birlikte yeni döngüsüne başlayan sanat alanları ve eserler, yalnızca mekâna eşlik eden estetik unsurlar değil, bulunduğu alanın ruhunu, ritmini ve hafızasını dönüştüren özel müdahaleler olarak hayata geçirildi.
Nisan ayında başlayan ve Ekim ayına kadar uzanan bu kurgu, alanın farklı noktalarına yayılan geçici ve güçlü bir sanat rotası olarak tasarlandı. Kültürel bir program olarak ele alınan ve ilkbaharın açılışıyla başlayan bu kurgu, doğadan heykele, iç mekândan sokağa, sessizlikten kamusal görünürlüğe uzanan bir anlatı kuruyor. Kurgu, İsviçreli sanatçı Giulio Cabbana’nın Aliée Hasbahçe için gerçekleştireceği land art müdahalesini, İngiliz sanatçı Tony Cragg’in heykellerini, Alman sanatçı Gregor Hildebrandt’ın yine Hasbahçe’deki yerleştirmelerini, Ghada Amer’in eserlerini, Papier Atelier’in Little House çevresinde gerçekleştirdiği katlanmış kâğıt hayvan müdahalesini ve son olarak, Mantra’nın 2-8 Mayıs tarihleri arasında Mondaine de Pariso İstanbul duvarında gerçekleştireceği mural müdahalesini içeriyor.
Tersane İstanbul Sanat ve Kültür Direktörü Aslı Ünal, bu seçkinin değerinin altını çizerek konuyla ilgili şunları söyledi; ‘Her iş belirli bir zaman için burada. Kalıcı olmamak, onları daha az önemli kılmıyor. Bu geçici birliktelik, her eseri daha da kıymetli hale getiriyor. Çünkü bu yerleştirmeler yalnızca izlenmek için değil, korunmak, doğru anlaşılmak ve dikkatle yaşatılmak için burada.’ Ünal, sözlerine devam ederek ‘Aliée İstanbul içinde kurgulanan bu sanat rotası, Aliée’nin kültürel duruşunun bir parçası olarak bu işlerin korunmasını ayrıcalıklı kılıyor. Eserlere gösterilen dikkat, sanatçıya, üretime, mekâna ve misafire gösterilen saygının da bir ifadesi. Bu eserlerin korunması özellikle önemli çünkü heykel fiziksel olarak güçlü görünse de, her sanat işi gibi hassas bir düşünsel ve maddi bütünlük taşıyor. Yüzeylerine, çevre düzenine ve izleyiciyle kurduğu mesafeye özen göstermek gerekiyor. Heykelin etkisi çoğu zaman yalnızca kendisinde değil, etrafında bırakılan nefes alanında da oluşur. Tony Cragg’in Aliée’de bu dönemde yer alması, programa uluslararası ölçekte güçlü bir heykel dili kazandırırken, ilkbahardan yaza uzanan bu dönem için, bir araya getirdiği toplulukları ortak sanat paydasında buluştururken aynı zamanda çağdaş bir hareket hissi getiriyor. Papier Atelier ile yaptığımız çalışma ise bizim için yerel yeteneğe, oyuna, el işçiliğine ve birlikte bir şey inşa etmenin heyecanına açılan çok özel bir alan.’ dedi.
BAHAR DÖNGÜSÜNÜN YARATICI ZİHİNLERİ
İsviçreli sanatçı Giulio Cabbana’nın Aliée Hasbahçe için gerçekleştireceği land art müdahalesi, doğaya dışarıdan eklenen bir jest değil; toprağın, mevsimin ve çevresel duyarlılığın içinden doğan bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor. Bu tür müdahaleler, peyzajı yalnızca dekoratif bir çevre olarak değil, yaşayan bir yüzey, bir hafıza alanı ve zamana açık bir beden olarak ele alıyor. Aliée Hasbahçe’de bu işin yer alması özellikle anlamlı çünkü ilkbahar, doğanın yalnızca canlandığı değil, görünür hale geldiği dönem. Gallana’nın yaklaşımı, tam da bu geçiş anını görünür kılıyor: toprağın, formun, yerin ve geçiciliğin birlikte çalıştığı bir alan açıyor. Eser burada “yerleştirilmiş” değil, bulunduğu yerden filizleniyor.
Aliée İstanbul Courtyard’da yer alan İngiliz sanatçı Tony Cragg’in heykelleri, malzemenin yalnızca biçim değil enerji de taşıdığını hissettiren güçlü çalışmalar. Onun pratiğinde heykel, katı ve durağan bir nesne olmaktan çıkıyor, sanki kendi iç hareketine, akışına ve nefesine sahip bir forma dönüşüyor. Yüzeyler, kıvrımlar, yükselmeler ve yoğunlaşmalar, bakışı sürekli dolaşıma sokuyor. Aliée Courtyard, hem mimari olarak açıklık hissi taşıyan hem de heykelin çevresiyle ilişki kurabileceği bir alan olarak Cragg’in işlerini, burada yalnızca izlenen nesneler olarak değil, mekânın ritmini değiştiren varlıklar olarak çalışmasına firsat sunuyor.
Alman sanatçı Gregor Hildebrandt’ın pratiği, hafıza, müzik, kayıt ve malzeme arasında özel bir ilişki kurarken, işlerinde sıklıkla geçmişin izleri, sesin görünmeyen yapısı ve yüzeyin taşıdığı duygusal yoğunluk hissedilir. Bu nedenle onun heykelleri ve yerleştirmeleri yalnızca fiziksel formlar değil, aynı zamanda sessizce yankılanan düşünsel alanlar gibidir. Hasbahçe’de planlanan bu yerleştirme, bahçesel bir alanın yalnızca doğal değil kültürel bir deneyim alanı olarak da okunmasını sağlıyor.
Ghada Amer, yüzeyin altında saklı olan duygusal ve kültürel gerilimleri görünür kılan güçlü bir dile sahip ve Kadınlık, arzu, temsil, süsleme, el emeği ve ifade biçimleri onun pratiğinde birbirine karışıyor. Bu nedenle çalışmaları ilk bakışta zarif ya da yumuşak görünse bile, aslında son derece kararlı, düşünsel ve dönüştürücü bir alan açıyor. Aliée Living Room, bu işler için son derece doğru bir bağlam sunuyor çünkü Living Room, ev hissi ile kamusal karşılaşma arasında duran bir alan olarak rahatlık hissi taşıyor ama aynı zamanda temsilin ve bakışın da devrede olduğu bir mekân. Ghada Amer’in işleri tam da bu ikiliği besliyor; yakınlık ile mesafe, güzellik ile güç, incelik ile iddianın aynı anda hissedilmesi.
Papier Atelier’in Little House çevresinde gerçekleştirdiği katlanmış kâğıt hayvan müdahalesi, programa hafiflik, oyun ve düş gücü katan özel bir katman ekliyor. Kâğıt gibi hassas bir malzemenin doğa ve ağaçlarla ilişki içinde düşünülmesi, bu işi yalnızca görsel olarak etkileyici değil, aynı zamanda şiirsel kılıyor. Bu müdahale, çocukça değil ama çocuksu bir merakı davet ediyor ve izleyiciyi gülümseten, yaklaştıran, keşfe davet eden bir dili var. Little House çevresinde konumlanması da bu nedenle çok doğru çünkü burası hayal gücüne, masalsılığa ve sürpriz karşılaşmalara açık bir alan.
Ve son olarak, Mantra’nın 2-8 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştireceği mural müdahalesi, Aliée’nin sanat varlığını otel sınırlarının dışına taşıyarak Tersane Istanbul sokaklarına açıyor. Bu çok önemli bir jest çünkü sanat burada kapalı bir mekân deneyimi olmaktan çıkıp kamusal yaşamla doğrudan ilişki kuruyor. Mantra’nın pratiği, güçlü görsel dili ve sokakla kurduğu doğrudan bağ, sanatın gündelik hayat içine nasıl nüfuz edebileceğini gösteriyor. Duvar, burada yalnızca bir yüzey değil, geçiş, karşılaşma ve hafıza alanı haline geliyor. Bu tür bir müdahale, sanatın yalnızca seçili izleyiciye değil, karşısından geçen herkese temas edebileceğini hatırlatıyor. Ekim’e kadar uzanan bu dönem, bu iş için özellikle anlamlı çünkü kamusal alanın en aktif, en görünür ve en canlı olduğu zaman aralığı. Mantra’nın bu dönemde programa dahil olması, Aliée’nin sanat yaklaşımının yalnızca iç mekânlara değil, sokak ölçeğine de yayıldığını ve çağdaş kültürle canlı bir bağ kurduğunun göstergesi.
Aliée İstanbul’un bahar ile yeni kurgusuna geçiş yapan sanat programı, doğa, heykel, yüzey, hafıza, oyun, sokak ve şiirsellik arasında hareket eden çok katmanlı bir anlatı kuruyor. Bahçede toprağa ve peyzaja dokunan bir müdahale ile başlayan bu hikâye, avluda heykelin fiziksel gücüyle devam ediyor, Hasbahçe’de müzikle, hafızayla ve malzemeyle yeni bir yoğunluk kazanıyor. Living Room’da kadınlık, yüzey ve duygu üzerinden başka bir dile açılırken, Little House çevresinde hafif, hayal gücü yüksek bir doğa masalına dönüşüyor. Sokakta ise Mantra’nın müdahalesiyle kamusal alana taşınıyor. Sunulan her müdahale, kendi başına güçlü ve birlikte okunduklarında ise Aliée’nin estetik ama düşünsel çağrısının bir uzantısı olarak sergileniyor.













