• İletişim: info@guncelkadin.com.tr
Güncel Kadın
Advertisement
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
Güncel Kadın
No Result
View All Result

Aşkım Tan: Suçsuz çıkarsa, o sabahı kim geri verecek?

Aşkım Tan by Aşkım Tan
21 Eylül 2026
in Yazarlar
0
Aşkım Tan: Suçsuz çıkarsa, o sabahı kim geri verecek?
0
SHARES
7
VIEWS
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp PaylaşLinkedin'de PaylaşPaylaşPaylaş

Gözaltına alındı. Evi arandı. Kameralar çekti. Adı suçla yan yana yazıldı. Adli Tıp’a götürüldü. Kanı, saçı, idrarı incelendi. Sonra kapı açıldı: “Serbest.” Peki o kapıdan çıkan insan, birkaç saat önce içeri giren insan mıydı?

Bu bir ünlüler yazısı değildir.

Bu bir uyuşturucu operasyonları yazısı da değildir.

Bu, henüz hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan bir insanın itibarının, mahremiyetinin ve ruhsal bütünlüğünün soruşturma sürecinde nasıl korunacağına ilişkin bir hukuk yazısıdır.

Son aylarda benzer görüntüleri defalarca izliyoruz.

Sabah operasyonu.

Gözaltı.

Ev araması.

Jandarma ya da polis aracı.

Hastane.

Adli Tıp.

Kan örneği.

Saç örneği.

Kameralar.

İsimler.

Fotoğraflar.

Manşetler.

Sonra bazılarının karşısına birkaç saat sonra iki kelime yazılıyor:

Serbest bırakıldı.

İşte tam burada durmak gerekiyor.

Bir insanın gözaltına alınması haber.

Peki serbest bırakılması, gözaltına alınması kadar büyük bir haber oluyor mu?

Adının bir uyuşturucu soruşturmasıyla yan yana yazılması birkaç dakika sürüyor.

Peki o çağrışımın zihnimizden silinmesi ne kadar sürüyor?

Daha önemlisi:

Siliniyor mu?

Bir sanatçı düşünün.

Yıllarca bir kariyer inşa etmiş.

Milyonların karşısına çıkmış.

Reklam anlaşmaları yapmış.

Konser vermiş.

Film çekmiş.

Dizi çekmiş.

Bir sabah kapısı çalınıyor.

Gözaltına alınıyor.

Adı yüzlerce internet sitesinde aynı suç isnadıyla yan yana geliyor.

Sosyal medya hükmünü çoktan veriyor.

“Demek ki…”

“Zaten belliydi…”

“Bunların hepsi…”

Sonra serbest bırakılıyor.

Dosyanın hukuki sonucu daha belli değil.

Belki hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilecek.

Belki dava açılacak.

Belki beraat edecek.

Belki mahkûm olacak.

Bilmiyoruz.

Zaten hukuk da tam olarak bu yüzden vardır.

Bilmediğimiz yerde hüküm vermeyelim diye.

Peki biz ne yapıyoruz?

Soruşturmanın başlangıcını, kararın sonu gibi yayımlıyoruz.

Bir insanı gözaltına alındığı anda zihnimizde sanık sandalyesine, bazen de mahkûm sandalyesine oturtuyoruz.

Sonra hukuk onu bıraktığında omuz silkiyoruz:

“Serbest bırakıldı.”

Bu kadar mı?

Bir insanın itibarı iki kelimeyle geri mi veriliyor?

Çocuğu okulda ne yaşadı?

Annesi televizyondaki görüntüyü gördüğünde ne hissetti?

Babası komşusuna ne söyledi?

Eşi telefonlara nasıl cevap verdi?

Yıllardır çalıştığı yapımcı ne düşündü?

Markalar sözleşmelerine yeniden baktı mı?

Konser organizatörü tereddüt etti mi?

Arama motoruna adı yazıldığında aylarca hangi başlıklar çıkacak?

Bunların hiçbiri ceza muhakemesi tutanağına yazılmıyor.

Ama bunların tamamı insanın hayatına yazılıyor.

Burada yanlış anlaşılmaya yer bırakmayalım.

Uyuşturucuyla mücadele edilmesin mi?

Elbette edilsin.

Savcı soruşturma yürütmesin mi?

Yürütsün.

Makul şüphe varsa gerekli işlemler yapılmasın mı?

Yapılsın.

Kan ve saç örneği gerekiyorsa hukuk çerçevesinde alınmasın mı?

Alınsın.

Devlet suç şüphesini araştırmak zorundadır.

Ama devletin başka bir yükümlülüğü daha vardır:

Henüz suçlu olduğu kesinleşmemiş insanın onurunu korumak.

İşte tartışılması gereken yer burasıdır.

Bir soruşturmanın yürütülmesi başka şeydir.

Bir soruşturmanın kamusal teşhire dönüşmesi başka şey.

Gözaltı bir ceza değildir.

Adli Tıp’a sevk bir mahkûmiyet değildir.

İfade vermek suçluluk değildir.

Şüpheli olmak suçlu olmak değildir.

Serbest bırakılmak da her zaman beraat etmek değildir.

Hukukun bütün bu kavramları birbirinden ayırmasının bir nedeni var.

Biz neden ayırmıyoruz?

Daha sert soralım:

Bir insan gerçekten suçsuz çıkarsa ne olacak?

Kaybettiği itibarını kim geri verecek?

Arama motorlarında kalan haberleri kim temizleyecek?

Sosyal medyada milyonlarca kez paylaşılan görüntüleri kim geri toplayacak?

Çocuğunun hafızasından o sabahı kim silecek?

Annesinin korkusunu kim geri alacak?

Mesleğinde kaybettiği işi kim telafi edecek?

Gece yatağa girdiğinde zihninde kalan o günün hesabı hangi mahkeme kalemine yazılacak?

Sonra dosya kapanıyor.

Hakkında takipsizlik kararı veriliyor ya da yargılandığı davadan beraat ediyor.

Peki sonra?

Bir özür geliyor mu?

Gelse ne değişir?

Bir “pardon”, yaşananları geri alabilir mi?

O sabahın korkusunu silebilir mi?

Ailesinin yaşadığı endişeyi unutturabilir mi?

Günlerce adının bir suç isnadıyla yan yana anılmasını ortadan kaldırabilir mi?

Sarsılan itibarı eski yerine koyabilir mi?

İnsanın içinde bıraktığı duygusal yükü bir cümleyle kaldırabilir mi?

Özür gereklidir.

Ama özür, telafi değildir.

Bir insanın adı kamuoyu önünde bir suçla yan yana getirildiyse ve sonunda o suçlamanın hukuki karşılığı kalmadıysa, mesele yalnızca “pardon” demekle kapanamaz.

Çünkü hukuk yanlışın yalnızca farkına varmakla değil, yarattığı zararı gidermekle de sınanır.

Bir de şu soruyu soralım:

Neden serbest bırakılma görüntüsü, gözaltı görüntüsü kadar güçlü değildir?

Gözaltı büyük puntodur.

Serbest bırakılma küçük haber.

Operasyon canlıdır.

Sonuç dipnot.

İsnat manşettir.

Akıbet birkaç satır.

Böyle bir medya ve soruşturma düzeninde masumiyet karinesi yalnızca Anayasa’da yazılı birkaç kelime olarak kalırsa ne işe yarar?

Masumiyet karinesi, yalnızca mahkeme salonunda korunması gereken bir ilke değildir.

İnsanın hayatının tamamını ilgilendirir.

Burada medyanın da kendisine bakması gerekiyor.

Haberi vereceğiz.

Elbette vereceğiz.

Kamuoyunun haber alma hakkı vardır.

Ama haber vermekle hüküm vermek aynı şey değildir.

“Gözaltına alındı” demek başka şeydir.

“Uyuşturucu kullanan ünlüler” diye başlık atmak başka şeydir.

Birincisi olay aktarımıdır.

İkincisi, sonucu belli olmayan bir soruşturmanın hükmünü peşinen kurmaktır.

O nedenle belki yeni bir ilkeye ihtiyacımız var:

İsnat ne kadar görünürse, akıbet de o kadar görünür olmalı.

Bir kişinin gözaltına alındığını manşetten verdiyseniz, hakkındaki takipsizlik kararını da aynı görünürlükte vermelisiniz.

Tutuklandığını günlerce konuştuysanız, beraatini birkaç satıra sıkıştıramazsınız.

Adını suçlamayla yan yana koyduysanız, suçlama ortadan kalktığında bunu da aynı açıklıkla söylemelisiniz.

Devlet açısından da başka bir ölçü tartışılmalı:

Soruşturmanın gerektirdiği işlem ile kişinin gereksiz yere teşhir edilmesi arasındaki sınır.

Kamera nerede duracak?

Hangi bilgi kamuoyuna açıklanacak?

Soruşturmanın gizliliği nasıl korunacak?

Şüphelinin görüntüsünün dolaşıma girmesi gerçekten kamu yararına mı hizmet ediyor?

Yoksa soruşturmanın kendisi giderek bir gösteriye mi dönüşüyor?

Bunları sormak suçu savunmak değildir.

Bunları sormak hukuku savunmaktır.

Suç işleyen hesap verir.

Delil varsa yargılanır.

Mahkeme suçlu bulursa cezasını çeker.

Bunda tartışılacak bir şey yok.

Ama hukuk yalnızca suçluyu cezalandırmak için kurulmadı.

Suçlu olmadığı hâlde suçlu muamelesi görebilecek insanı korumak için de kuruldu.

Bir hukuk devletinin kalitesi yalnızca kaç kişiyi yakaladığıyla ölçülmez.

Hakkındaki şüphe doğrulanmayan insan için ne yaptığıyla da ölçülür.

Serbest bıraktığında ne yaptığıyla…

İtibarını nasıl koruduğuyla…

Mahremiyetini nasıl gözettiğiyle…

Hatasının izlerini nasıl giderdiğiyle…

En önemlisi de soruşturmayı cezaya dönüştürmemesiyle.

Bir sabah bir insanın kapısını çalabilirsiniz.

Hukuk size bu yetkiyi verebilir.

Onu götürebilirsiniz.

Sorgulayabilirsiniz.

Kanını alabilirsiniz.

Saçından örnek alabilirsiniz.

Dosyasını inceleyebilirsiniz.

Sonra hakkında yeterli delil bulunmamışsa kapıyı açıp:

“Gidebilirsiniz.”

diyebilirsiniz.

Ama bir şeyi yapamazsınız.

O insana o sabah yaşattığınız korkuyu “serbest” kararıyla geri alamazsınız.

İşte hukuk tam da bu nedenle yalnızca insanın özgürlüğünü değil, onurunu da korumak zorundadır.

Çünkü bazen insan cezaevine hiç girmez.

Ama adı çoktan içeri atılmıştır.

 

 

 

Önceki Yazı

Seda Yekeler, Yabancı dil eğitiminde reforma ihtiyaç olduğuna dikkat çekiyor

Aşkım Tan

Aşkım Tan

Plugin Install : Widget Tab Post needs JNews - View Counter to be installed
  • Popüler
  • Yorum
  • En Son
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

21 Kasım 2024
İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

4 Eylül 2024
Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 28 Temmuz-3 Ağustos Gökyüzü Gündemi

Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 2024’de Burçları Neler Bekliyor?

27 Temmuz 2025
Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

22 Ocak 2024
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

0
Duygu Şengül: Türkiye’de kadının var olma sorunu

Duygu Şengül : Duygu’sal Aforizmalar

0
Ayşe Demir: DO-ra-to

Ayşe Demir: DO-ra-to

0
Buket Keskinol: Toprak Ana Gaia

Buket Keskinol : İskenderunlu olmak

0
Aşkım Tan: Suçsuz çıkarsa, o sabahı kim geri verecek?

Aşkım Tan: Suçsuz çıkarsa, o sabahı kim geri verecek?

21 Eylül 2026
Seda Yekeler, Yabancı dil eğitiminde reforma ihtiyaç olduğuna dikkat çekiyor

Seda Yekeler, Yabancı dil eğitiminde reforma ihtiyaç olduğuna dikkat çekiyor

21 Eylül 2026
Duygu Şengül: Duygu’sal Poetika*

Duygu Şengül: Her şeye karşı tutunmak

21 Eylül 2026
Dr. Elgiz Henden: Görünmeyen yaralar şiddete dönüşüyor

Dr. Elgiz Henden: Her 4 öğrenciden biri kendini dışlanmış hissediyor

21 Eylül 2026

Son Yazılar

Aşkım Tan: Suçsuz çıkarsa, o sabahı kim geri verecek?

Aşkım Tan: Suçsuz çıkarsa, o sabahı kim geri verecek?

21 Eylül 2026
Seda Yekeler, Yabancı dil eğitiminde reforma ihtiyaç olduğuna dikkat çekiyor

Seda Yekeler, Yabancı dil eğitiminde reforma ihtiyaç olduğuna dikkat çekiyor

21 Eylül 2026
Duygu Şengül: Duygu’sal Poetika*

Duygu Şengül: Her şeye karşı tutunmak

21 Eylül 2026
Dr. Elgiz Henden: Görünmeyen yaralar şiddete dönüşüyor

Dr. Elgiz Henden: Her 4 öğrenciden biri kendini dışlanmış hissediyor

21 Eylül 2026
Güncel Kadın

Güncel Kadın

Sosyal Medya

Kategoriler

  • Anasayfa
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Genel
  • Güncel Haberler
  • Güncel Sağlık
  • Güzellik
  • İş Dünyası
  • Magazin
  • Moda
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Sanat
  • Yaşam
  • Yazarlar

Son Haberler

Aşkım Tan: Suçsuz çıkarsa, o sabahı kim geri verecek?

Aşkım Tan: Suçsuz çıkarsa, o sabahı kim geri verecek?

21 Eylül 2026
Seda Yekeler, Yabancı dil eğitiminde reforma ihtiyaç olduğuna dikkat çekiyor

Seda Yekeler, Yabancı dil eğitiminde reforma ihtiyaç olduğuna dikkat çekiyor

21 Eylül 2026
  • İletişim: info@guncelkadin.com.tr

© 2023 Güncel Kadın.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj

© 2023 Güncel Kadın.