• İletişim: info@guncelkadin.com.tr
Güncel Kadın
Advertisement
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
Güncel Kadın
No Result
View All Result

Unesco Kapısında Bekleyen Yoğurdumuz Ekşidi, Ancak Farkındalığımız Mayalanmadı

Fulya Omaç by Fulya Omaç
25 Mayıs 2026
in Yazarlar
0
Unesco Kapısında Bekleyen Yoğurdumuz Ekşidi, Ancak Farkındalığımız Mayalanmadı
0
SHARES
5
VIEWS
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp PaylaşLinkedin'de PaylaşPaylaşPaylaş

Dilsiz: Küresel Pazarda ‘Grek Yoğurdu’ Miti Giderek Büyüyor, Türk Yoğurdu Unesco Başvurusu İçin 6 Yıldır Bekliyor

Türk mutfağının küresel gastronomi rekabeti, “Yunan Yoğurdu” tartışmaları ve Anadolu’nun kaybolmaya yüz tutan mutfak mirası… “Her ne kadar mutfak mirasımız müzelerde sergilense de esas olan tencerede kaynatarak geleceğe taşınmasıdır” diyen gastronomi yazarı Süleyman Dilsiz ile Türk Mutfak Haftası kapsamında gerçekleştirdiğimiz özel söyleşide Türk mutfağının küresel kimlik mücadelesini, bürokratik tıkanıklıkları ve sofralarımızın geleceğini konuştuk. Gastronomiyi bir “yumuşak güç” ve “sofra diplomasisi ile diaspora” olarak tanımlayan Dilsiz, “Kendi kalemizde gol yiyoruz. Örneğin UNESCO kapısında beklemekten 272 dile Türkçe’den geçen yoğurdumuz ekşidi fakat bizim farkındalığımız hala mayalanmadı. Bu miras neden dünya sahnesinde karşılık bulmuyor?” diyor.

Gastronomi, günümüz dünyasında ülkelerin kültürel kimliğini uluslararası ölçekte görünür kılan en etkili yumuşak güç unsurlarından ve stratejik diplomasi araçlarından biri olarak kabul ediliyor. Anadolu toprakları ise Orta Asya’dan Balkanlar’a uzanan göç rotalarının taşıdığı eşsiz belleği, asırlık ritüelleri ve endemik zenginliğiyle bu alanda devasa bir birikime ev sahipliği yapıyor. Ancak bu köklü mirasın sadece geçmiş başarılarla anılması, küresel pazarda kalıcı bir ticari markaya dönüşmesine yetmiyor.

Türk Mutfak Haftası kapsamında Anadolu’nun gastronomi mirası yeniden gündeme taşınırken, UNESCO nezdindeki gastronomi rekabeti ve gastrodiplomasi yarışı da hız kesmeden sürüyor. Yunanistan’ın son dönemde sakatat kültürü ve etli ekmek için somut olmayan kültürel miras başvurularına yönelmesi, Ege’nin iki yakasında yıllardır paylaşılan mutfak kültürüne dair tartışmaları yeniden alevlendirdi. Öte yandan yoğurt, tarhana ve Türk kahvaltısı gibi Anadolu’yla özdeşleşen değerler için hazırlanan UNESCO dosyalarının yıllardır ilerleme kaydedememesi gastronomi mirasının geleceğine ilişkin endişeleri artırıyor.

YOĞURT UYGARLIĞI’NIN TANITIMI DEVLET PROTOKOLÜNÜN KATILIMIYLA TÜRK MUTFAK HAFTASI ETKİNLİKLERİNDE GERÇEKLEŞTİRİLMİŞTİ

UNESCO başvuru dosyalarını hazırlayarak bakanlığa sunan, Anadolu’nun mutfak mirasını korumak amacıyla “Yoğurt Uygarlığı”, “Kahvaltıya Dair Her Şey”, “Kılçıksız Balık” ve “Tarifse Yaz Deftere” gibi çok sayıda esere imza atan gastronomi yazarı Süleyman Dilsiz ile Türk Mutfak Haftası dolayısıyla gündeme damga vuracak bir söyleşi gerçekleştirdik. Dilsiz’in 18 yıllık bir saha araştırmasıyla 3 kıta ve 14 ülkede 40 bin kilometre yol kat ederek hazırladığı “Yoğurt Uygarlığı” eseri 2025’de Kültür ve Turizm Bakanlığı himayesinde yayımlanmasının ve belgesele dönüştürülmesinin ardından bu Haziran ayında İngilizce olarak dünya okurlarıyla buluşacak. Eserin lansmanı, geçtiğimiz yıl Kapadokya’da düzenlenen Türk Mutfak Haftası etkinlikleri kapsamında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın, bakanların ve devlet protokolünün katılımıyla gerçekleştirilmişti. Bu üst düzey buluşma, Türk mutfak kültürünün ve yoğurdun uluslararası tanıtımı açısından stratejik bir adım olarak değerlendiriliyor.

SÜLEYMAN DİLSİZ GÜNDEM YARATACAK AÇIKLAMALARDA BULUNDU

Gastronomide pek çok ilke imza atan araştırmacı-yazar Dilsiz ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayımlanan son eseri Yoğurt Uygarlığı ekseninde gerçekleştirdiğimiz bu özel röportajda; UNESCO tescil süreçlerindeki tıkanıklığı, Yunanistan’ın küresel pazarlama stratejilerini, Türk mutfağının uluslararası arenadaki konumunu, yerel değerlerimizin geleceğini, gastronomi mirasının korunmasına yönelik atılması gereken adımlara kadar birçok konuyu konuştuk. Dilsiz: “Hem içeride ürünü koruyamıyoruz hem de dışarıda Yunanistan’ın agresif pazarlama stratejilerine karşı zayıf kalıyoruz. Yerel ürünü sofraya indirip dünya mutfaklarına sunamazsak, gastronomi mirasımız kağıt üzerinde kalır” diyor.

GASTRONOMİK DEĞERLERİMİZE KARŞI YÜKSELEN İLGİ ARTIK KÖKLÜ BİR KÜLTÜREL BİLİNCE DÖNÜŞMELİ

Soru: 21-27 Mayıs Türk Mutfağı Haftası vesilesiyle mutfak mirasımız yeniden gündemin üst sıralarına taşınmışken, sizin bu alandaki öncü çalışmalarınız akla geliyor. Kitaplarınızda yemek tariflerinin çok ötesine geçerek Türk mutfağının tarihsel ve kültürel derinliğini inceliyorsunuz. Sizi mutfağın bu görünmeyen yüzünü yazmaya iten yaklaşımınızı bizimle paylaşır mısınız?

Cevap: Ülke genelinde ve uluslararası temsilciliklerde kutlanan Türk Mutfağı Haftası, mutfak mirasımızın küresel ölçekte hak ettiği korumaya kavuşması adına önemli bir farkındalık yaratıyor. Nitekim son yıllarda gastronomik değerlerimize karşı yükselen ilginin, artık köklü bir kültürel bilince ve sahiplenme duygusuna dönüşmesi gerekiyor. Çünkü mutfak kültürü sadece tariflerden ibaret bir alan sayılmaz, göçlerin, coğrafyanın, üretim biçimlerinin ve kuşaklar boyunca aktarılan yaşam deneyimlerinin taşıyıcısıdır. Uzun yıllardır sofralarımızdaki bu hikayeleri kayıt altına almaya çalışıyorum. Bu anlamda 2014’ten beri ‘Kılçıksız Balık’tan ‘Yoğurt Uygarlığı’na kadar balık, kahvaltı, salata, mutfakta alternatif kullanım, yeni Türk mutfağı ve yoğurt kültürümüze dair çalışmalar yapıyorum. Benim yaklaşımım, Anadolu’nun derin göç ve uygarlık izleriyle şekillenen yerel değerlerini gün ışığına çıkarmaya dayanıyor. Bunu yaparken inovasyonu ve yaratıcılığı da göz ardı etmiyorum.

MUTFAK KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATABİLMEK İÇİN LEZZETİ, HİKAYEYİ VE KÜLTÜREL BELLEĞİ BİRLİKTE SUNMAMIZ GEREKİYOR

Soru: Mutfak kültürümüzün korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması konusunda nasıl bir tablo görüyorsunuz?

Cevap: Bugün geldiğimiz noktada gastronomi mirasının çoğu zaman yalnızca görsel yönüyle ele alındığını görüyorum. Oysa mutfak kültürünü yaşatan asıl unsur hikayeler, ritüeller ve kuşaktan kuşağa aktarılan kültürdür. ‘Kahvaltıya Dair Her Şey’i yazarken kahvaltıyı ‘en demokratik sofra ve global gastronomi savaşında mutfağımızın vitrini’ olarak tanımlamıştım. Yoğurdu yazarken de yoğurdu insanlığın doğayla barış anlaşması olarak dile getirmiştim. Çünkü mutfak mirası dediğimiz şey yaşayan bir kültürdür, müzede sergilense de, sofrada yaşayarak varlığını sürdürür. Bugün biraz da bu hikayeleri geri planda bırakıp her şeyi görsel algıyla anlatmaya yöneldik. Oysa gastronomi kültürümüzü yaşatabilmek için lezzeti, hikayeyi ve kültürel mirası birlikte sunmamız gerekiyor.

ÜRÜN SOFRADA ULAŞILABİLİR DEĞİLSE, SADECE KAĞIT ÜZERİNDE YAŞIYOR DEMEKTİR

Soru: Bugüne kadar kaleme aldığınız yedi eserinizle Türk mutfak mirasının korunması ve geniş kitlelere tanıtılmasına çok kıymetli katkılar sundunuz. Bu yola çıkarken nasıl bir temel amaç taşıyordunuz ve bugün dönüp baktığınızda mutfak kültürümüzün sürdürülebilirlikleri noktasında bizi bekleyen en büyük risk sizce nedir?

Cevap: Başlangıçta amacım bu zenginliği sadece kayıt altına almaktı. Ancak bugün geldiğimiz noktada sadece arşivlemenin kültürü yaşatmaya yetmediği görüyorum. Anadolu’nun unutulmaya yüz tutmuş lezzetlerini, endemiklerini yazmak bir nevi “otopsi raporu” tutmak gibi. Eğer o ürün sofrada ulaşılabilir değilse, sadece kağıt üzerinde yaşıyor ve kaybolup gidecek demektir. Ama bugün itiraf etmeliyim ki yerel ürünleri ve tohumu koruyamazsak, o sofralar sadece eski bir masal olarak kalacak.

DOĞADAN SOFRAYA YOK OLAN DEĞERLER VE KURUMSAL AKLIN EKSİKLİĞİ

Soru: ‘Kılçıksız Balık’tan ‘Yoğurt Uygarlığı’na uzanan süreçte mutfağın hangi yönlerini görünür kılmak istediniz?

Cevap: “Salataya Dair Her Şey” kitabımda Anadolu’nun bilgeliğinin dağdaki otta gizli olduğunu söyledim. Fakat bugün o “ot” dediğimiz miras, küresel ısınma, tarım politikaları ve kentleşme ile kültürü ile beraber yok oluyor. “Kılçıksız Balık”, “Kahvaltıya Dair Her Şey” ve “Gurmepedia” ile alternatif kullanımlarını ve israf farkındalığı adına doğru saklama kültürünü anlattım. Yazdığım bir diğer eser olan “Tarifse Yaz Deftere” ile mutfağımızın sadece sözlü kültürde varlığına dikkat çekmek istedim. Sözde olan her şey suya yazı yazmak gibi. Artık sözü bırakıp, bu tarifleri kayıt altına almanın önemini anlattım. Çünkü yeme içme değerlerimizi kaybettikçe o güzelim tarifler de yok olup gidiyor. Modern hayatın içine yeme içme, sağlıklı beslenme belleğimizi nasıl entegre ederiz, ona bakmalıyız. “Yoğurt Uygarlığı” ise, sofralarımızın taşıdığı 2 bin 200 yıllık kültürel belleği görünür kılma çabasının bir parçasıydı. Çünkü yoğurt, çok geniş bir coğrafyanın yaşam biçimini, üretim kültürünü ve kuşaklar boyunca aktarılan ortak belleğini yansıtan güçlü bir miras. Ancak böylesine köklü bir birikimi koruma, anlatma ve dünyaya taşıma konusunda hala güçlü bir kurumsal yapı oluşturabilmiş değiliz.

TÜRKLERİN AYAK BASTIĞI HER COĞRAFYADA SAHA ARAŞTIRMASI

Soru: Yoğurt Uygarlığı kitabınızı kaleme almadan önce Orta Asya’dan Kafkasya ve Balkanlar’a kadar uzanan Türklerin ayak bastığı her coğrafyada saha araştırmaları yaparak, “yoğurdun izini” sürdünüz. Ve bu rotayı “Yoğurt Yolu diye adlandırdınız. Kültür tarihi literatürüne kazandırdığınız Yoğurt Yolu’nu bize biraz anlatır mısınız?

Cevap: Bu çalışmanın temelini, 18 yıl boyunca 3 kıtada, 14 ülkede ve 34 şehirde katedilen 40 bin kilometrelik bir saha araştırması oluşturuyor. Türklerin ayak bastığı ve komşuluk ettiği tüm bu topraklarda, yoğurda dair kültürel ritüeller ve gastronomik değerler büyük bir benzerlik gösteriyor. Örneğin, bizim ayran olarak adlandırdığımız ürün, binlerce kilometre ötede fakat farklı bir lezzetle karşımıza çıkıyor, katık, tarhana, kurut ve süzme yoğurtta da durum farksız. Tıpkı Tarihi İpek Yolu gibi, derin bir “Yoğurt Yolu” damarının varlığı çok net. Dolaştığımız ve bulunduğumuz coğrafyalarda edebiyatı, halk tıbbındaki kullanım benzerliği, yeme içmede kullanımı, adları ve ritülleri vb açıkça görülüyor. Bu rota coğrafyalar arasında sadece bir lezzeti taşımakla kalmadı, dayanıklılığı, göçle hayatta kalma kültürünü de aktardı. İpek Yolu lüksü taşırken bizim yol sağlık taşıdı. Haritalarda resmi sınırları bulunmayan bu gizli yol, binlerce yıldır sofralardaki varlığını ve canlılığını koruyor.

LANSMANDA ÜST DÜZEY DEVLET PROTOKOLÜNÜN KATILIMI KIYMETLİYDİ

Soru: Kültür Bakanlığı tarafından yayımlanan Yoğurt Uygarlığı kitabınızın lansmanı geçtiğimiz yıl bu zamanlar “Türk Mutfak Haftası” etkinlikleri kapsamında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan Hanımefendi ve devlet protokolü ile Kapadokya’da gerçekleşmişti. Bu buluşmayı, Türkiye’nin gastronomi mirasına verilen değerin ve mutfak kültürünün geldiği noktanın bir göstergesi olarak okuyabilir miyiz? Üst düzey katılımla gerçekleştirilen bu lansman ve sahiplenme sizin için ne anlam ifade ediyor?

Cevap: Devlet protokolünün katılımı, gastronominin turizmimizin tanıtım stratejisinin lokomotifi olarak görülmesi açısından kıymetli. Temennim, bu güçlü sahiplenmenin salonlar ve lansmanlarla sınırlı kalmayıp somut adımlara dönüşmesi. Bir yanda Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi bu işe öncülük ediyor. Diğer tarafta Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ersoy’un çok değerli bulduğum gastronominin statejik önemini ve ulusal turizm ve gastrodiplomasi değerine dair vizyonunu sıklıkla vurgulaması çok değerli. Bu değerli vizyona rağmen 2021 yılında başvurusunu yaptığım yoğurt dosyası ile Türk kahvaltısı ve tarhananın hala UNESCO kapısında beklemesi düşündürücü.

ÜST DÜZEY DESTEK “KALDIRAÇ” OLMALI, BİR VİTRİN SÜSÜ DEĞİL

Soru: Komşu ülkeler tescil adımlarını sıklaştırırken, kültürel varlıklarımızın uluslararası onay süreçlerinde yavaş ilerlenmesi üzücü. Kapadokya’da sergilenen o üst düzey devlet desteğinin gücüyle bürokratik engelleri aşmak adına resmi kurumlar düzeyinde nasıl bir strateji kurgulanmalı?

Cevap: Türk Mutfağı Haftası kapsamında gerçekleşen kitap lansmanında Kapadokya’da üst düzey devlet protokolüyle verilen destek, bürokratik engelleri aşmak için bir kaldıraç olmalı, sadece bir vitrin süsü olmamalı. Çünkü yaklaşık 20 gün önce sakatat kültürü ve 7-8 gün önce de “etli ekmek” için Yunanistan, somut olmayan kültürel varlığı için UNESCO’ya başvuruda bulundu. Buna karşılık, en temel gastronomik miraslarımızdan olan yoğurt, tarhana ve kahvaltımızın UNESCO başvurularına dair hiçbir somut adım atılmadı. UNESCO kapısında beklemekten 272 dile Türkçe’den geçen yoğurdumuz ekşidi fakat bizim farkındalığımız hala mayalanmadı. Kendi kalemizde gol yiyoruz. Gastro kültürümüze sahip çıkmamız gerekiyor.

“TÜRK YOĞURDU” – “YUNAN YOĞURDU” TARTIŞMALARI

Soru: “Türk Yoğurdu” – “Yunan Yoğurdu” tartışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Küresel piyasadaki “Yunan Yoğurdu” algısı felsefi bir ironinin ötesinde, planlı ve başarılı bir pazarlama stratejisinin ürünüdür. Ama gelin görün ki, biz kelime kökeniyle karın doyurmaya çalışırken, küresel aktörler yoğurdu markalaştırıp milyar dolarlık yanıtım ve halkla ilişkiler planlarıyla diaspora ve gastrodiplomasilerini güçlendirdi. Biz etimolojik zaferlerle avunurken, kıyı komşumuz bu ürünü markalaştırdı. Artık “ilk biz bulduk” demeyi bırakıp “en iyi biz yönetiyoruz” demenin yollarını aramalıyız. Kültürel miras, büyüklerimizden kalan kap kacakla veya tariflerle övünmenin ötesinde, o kap kacaklarda gerçek yoğurdu üretmeyi ve küresel damaklara sağlık vurgusuyla onu sürdürebilmektir. Neden yoğurt temelli Türk tipi beslenme modeli dünyaya pazarlanmasın? “Yoğurt” kelimesi tam 272 dile bizden geçti, bu bizim sessiz zaferimiz diyoruz ve hala “Kaşgarlı Mahmut bin yıl önce yoğurt ve kap kacaklarında dair 57 farklı kelime yazmış” diye teselli buluyoruz. Ama Türk dil bilginimiz bugün gelse ve marketteki günümüz o nişastalı yoğurtları görse muhtemelen o 57 kelimenin yanına bir 58. olarak ‘yazıklar olsun’u eklerdi.

AMACIM TÜRKİYE’NİN GASTRONOMİ ZENGİNLİĞİNİ KÜRESEL BİR KİMLİĞE ULAŞTIRMAK

Soru: Yoğurdu markalaştıramadığımızı ve geçmişle avunduğumuzu belirttiniz. Peki, bu küresel pazarlama eksikliğini aşmak ve yoğurdun hak ettiği küresel kimliği kazandırmak adına yazdığınız “Yoğurt Uygarlığı” kitabının ve diğer mutfak değerlerimizin arkasındaki asıl motivasyon nedir?

Cevap: Temel motivasyonum, Türkiye’nin gastronomi zenginliğini küresel bir kimliğe ulaştırmaktı. Yoğurt Uygarlığı kitabımın İngilizce’ye çevrilmesi önemli bir adım oldu. Unutmamak gerekir ki, mutfak aslında toplumların bilinçaltıdır ve biz bu bilinçaltını çok fazla tariflerle romantize ettik. Mesela tarhana, bir “hayatta kalma teknolojisi” evet, ama biz bunu dünyaya bir “sağlıklı bir yaşam hikayesi” olarak sunamadık. Hele hele bağırsak ve beyin sağlığı olarak benimsendiği bugünlerde. Hikayemiz çok güçlü ama bu hikayeyi profesyonel bir pazarlama diline dökme noktasında hala çok gerideyiz.

KÜRESEL PAZAR, BİZİM MUTFAK MİRASIMIZA ÇOKTAN “İCRA” KOYMAYA BAŞLADI

Soru: Bir söyleşinizde “Mutfak bir milletin bilinçaltıdır” diyorsunuz. Eğer öyleyse, Türk mutfağının bugünkü bilinçaltında ne var?

Cevap: Mevcut tabloda biraz geçmişin görkemiyle avunma, biraz da bugünün gerçeğinden kaçma var. Tarhanayı her fırsatta “sağlıkla hayatta kalma teknolojisi” diye anlatıyorum ancak günümüz gençliği tarhanayı yalnızca büyükannelerinin gönderdiği bir koli paketinden çıkan çorbadan ibaret görüyor. Mademki bu hafta Türk Mutfak Haftası kutlanıyor, o halde etkinlikleri zeytinyağlı yemekleri yan yana dizip fotoğraf çekmekten öteye taşımalıyız. Bu büyük mirasın, yani yoğurt ve türevlerinin ulusal envanterde neden yalnızca 21 il adına kayıtlı olduğunu, neden 414 reçetenin sadece kitap sayfalarında hapsolduğunu ciddi biçimde sorgulamak zorundayız. Kültürel miras, devralınan bir borç gibidir, sahip çıkmazsan icra gelir. Başkaları sahiplenir. Yoğurt, tarhana, etli etmek, sakatat kültürü vb örnekleriyle… Nitekim küresel pazar, bizim mutfak mirasımıza çoktan “icra” koymaya başladı bile.

YOĞURT, TÜRK KÜLTÜRÜNÜN DÜNYAYI SESSİZ FETHİDİR

Soru: Türk Mutfağı Haftası kapsamında okuyuculara “kaşıkla” verip “sapıyla” çıkarmayacak bir tavsiyeniz var mı?

Cevap: Tarih sadece tozlu raflarda okunmaz, tadılır. Ama tadacak bir şey kalsın istiyorsak, mutfağı sadece bir nostalji nesnesi olarak görmeyi bırakmalıyız. “Yoğurt, Türk kültürünün dünyayı sessiz fethidir” dedim, ama artık biraz ses çıkarma vakti. Mirasımıza sadece törenlerde değil, market rafında ve bürokrasi ve uluslararası lobi koridorlarında da sahip çıkalım. Yoksa yakında “bir varmış bir yokmuş” diye anlatacağımız şeylerden birisi de mutfağımız olacak.

TÜRK MUTFAĞI BİR ‘TARİF YIĞINI’NDAN ZİYADE BİR ‘YAŞAM BİÇİMİ’ OLARAK ANLATILMALI

 Soru: Türkiye’yi dünyada böylesine güçlü bir çekim merkezi yapma yolundaki vizyoner duruşunuz, verdiğiniz değerli bilgiler ve Türk mutfak kültürüne sunduğunuz benzersiz katkılar için teşekkür ediyoruz. Tüm bu köklü çalışmalarınızı heyecanla takip etmeye devam edeceğiz. Türk mutfağının geleceği için mesajınız nedir? Son sözlerinizi alabilir miyiz?

Cevap: Nazik sözleriniz, mutfak kültürümüze gösterdiğiniz bu derin hassasiyet ve bu keyifli söyleşi için ben teşekkür ederim. Geleceğe dair mesajıma gelecek olursak; Türk mutfağı bir ‘tarif yığını’ndan ziyade bir ‘yaşam biçimi’ olarak anlatılmalı. Ama bunu yaparken nostaljiye hapsolmamalıyız. Tarih tozlu arşivlerde değil, sofradaki kaşığın içinde yaşıyor. Ancak o kaşığın içini bugün nasıl doldurduğumuz çok daha önemli. Eğer bu mirası sadece “geçmişin görkemi” olarak anlatmaya devam edersek, gelecekte sadece boş tabaklara bakarız. Sevgili Ebru Baybara deyişiyle; “Mutfak geçmişimizi iyi derleyip geleceği bununla şekillendirmeliyiz.”

 

 

Önceki Yazı

Günsu Saraçoğlu’nun “Slow Down Life / Hayatı Yavaşlat” Sergisi İstanbul’da açıldı

Fulya Omaç

Fulya Omaç

Plugin Install : Widget Tab Post needs JNews - View Counter to be installed
  • Popüler
  • Yorum
  • En Son
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

21 Kasım 2024
İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

4 Eylül 2024
Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 28 Temmuz-3 Ağustos Gökyüzü Gündemi

Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 2024’de Burçları Neler Bekliyor?

27 Temmuz 2025
Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

22 Ocak 2024
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

0
Duygu Şengül: Türkiye’de kadının var olma sorunu

Duygu Şengül : Duygu’sal Aforizmalar

0
Ayşe Demir: DO-ra-to

Ayşe Demir: DO-ra-to

0
Buket Keskinol: Toprak Ana Gaia

Buket Keskinol : İskenderunlu olmak

0
Unesco Kapısında Bekleyen Yoğurdumuz Ekşidi, Ancak Farkındalığımız Mayalanmadı

Unesco Kapısında Bekleyen Yoğurdumuz Ekşidi, Ancak Farkındalığımız Mayalanmadı

25 Mayıs 2026
Günsu Saraçoğlu’nun “Slow Down Life / Hayatı Yavaşlat” Sergisi İstanbul’da açıldı

Günsu Saraçoğlu’nun “Slow Down Life / Hayatı Yavaşlat” Sergisi İstanbul’da açıldı

25 Mayıs 2026
Lale Tara Sanat bursu’na başvuru dönemi 1 Haziran’da başlıyor!

Lale Tara Sanat bursu’na başvuru dönemi 1 Haziran’da başlıyor!

25 Mayıs 2026
Aşkım Tan: Herkes CHP’ye bakarken, Türkiye’de ne oluyor?

Aşkım Tan: Herkes CHP’ye bakarken, Türkiye’de ne oluyor?

25 Mayıs 2026

Son Yazılar

Unesco Kapısında Bekleyen Yoğurdumuz Ekşidi, Ancak Farkındalığımız Mayalanmadı

Unesco Kapısında Bekleyen Yoğurdumuz Ekşidi, Ancak Farkındalığımız Mayalanmadı

25 Mayıs 2026
Günsu Saraçoğlu’nun “Slow Down Life / Hayatı Yavaşlat” Sergisi İstanbul’da açıldı

Günsu Saraçoğlu’nun “Slow Down Life / Hayatı Yavaşlat” Sergisi İstanbul’da açıldı

25 Mayıs 2026
Lale Tara Sanat bursu’na başvuru dönemi 1 Haziran’da başlıyor!

Lale Tara Sanat bursu’na başvuru dönemi 1 Haziran’da başlıyor!

25 Mayıs 2026
Aşkım Tan: Herkes CHP’ye bakarken, Türkiye’de ne oluyor?

Aşkım Tan: Herkes CHP’ye bakarken, Türkiye’de ne oluyor?

25 Mayıs 2026
Güncel Kadın

Güncel Kadın

Sosyal Medya

Kategoriler

  • Anasayfa
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Genel
  • Güncel Haberler
  • Güncel Sağlık
  • Güzellik
  • İş Dünyası
  • Magazin
  • Moda
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Sanat
  • Yaşam
  • Yazarlar

Son Haberler

Unesco Kapısında Bekleyen Yoğurdumuz Ekşidi, Ancak Farkındalığımız Mayalanmadı

Unesco Kapısında Bekleyen Yoğurdumuz Ekşidi, Ancak Farkındalığımız Mayalanmadı

25 Mayıs 2026
Günsu Saraçoğlu’nun “Slow Down Life / Hayatı Yavaşlat” Sergisi İstanbul’da açıldı

Günsu Saraçoğlu’nun “Slow Down Life / Hayatı Yavaşlat” Sergisi İstanbul’da açıldı

25 Mayıs 2026
  • İletişim: info@guncelkadin.com.tr

© 2023 Güncel Kadın.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj

© 2023 Güncel Kadın.