Bilinen tarihin ilk site şehri bizim topraklarımızda fakat kim biliyor?
Yalnızca meraklıları ve tarih çalışan uzmanlar biliyor…
Ankara Kale’de bulunan LULART Galerinin planladığı bu gezide, tarih meraklılarıyla birlikte bu kez rotamız Çatalhöyük’tü.
Çatalhöyük, Konya’nın Çumra ilçesi yakınlarında düz ovadaki hafif tepe gibi bir alanda kurulmuş dünyanın en önemli Neolitik yerleşimlerindendir.
Çatalhöyük’te bir ev eskidiğinde tamamen terk edilmiyordu. Eski ev yıkılıp düzleştiriliyor, aynı yere yenisi yapılıyordu. Bu nedenle yerleşim zamanla bir höyüğe dönüştü. Bugün gördüğümüz tepe, binlerce yıllık üst üste inşa edilmiş evlerle oluşmuştu.
M.Ö. 7400–6200 yılları arasında yaklaşık sekiz bin kişilik dünyanın bilinen ilk sitesi ÇATALHÖYÜK’tür. Çünkü evler birbirine bitişik yapılmış ve yırtıcı hayvanlardan hava şartlarından korunmak için evlere girişler çatılardan sağlanmıştı.
Göbeklitepe, Çatalhöyük’ten daha eskidir fakat burada yerleşik bir yaşama dair izler bulunamadı. Sanki insanlar belli bir amaç uğruna Göbeklitepe’yi inşa etmiş ve oradan ayrılmışlardı.
Çatalhöyük’te ise günlük yaşam, aile yapısı, ev düzeni ve ilk köy-toplum ilişkileri, tarım, birlikte yaşayan büyük insan toplulukları vardı. Buğday ve arpa yetiştiriliyordu. Koyun ve keçi besleniyordu. Avcılık önemli bir geçim kaynağıydı. İnsanlar burada eşitti ve yönetici kavramı henüz oluşmamıştı.
Çatalhöyük’ü ilginç yapan özellikler;

Burası belki de komünizmin ilk çıkış noktasıydı. Herkes eşit olarak birlikte çalışıyor, iş bölümü yapıyor ve ürünü paylaşıyordu.
Yönetici kavramı henüz oluşmamıştı. Anaerkil bir yapı vardı. Kadın kavramı çok güçlüydü.
Saraylar, büyük tapınaklar bulunamadı.
Evler birbirine bitişik yapılmıştı. Günümüz siteleri gibi inşa edilmişti. Fakat kapıları yoktu. Kapılarının çatıda olması hala tartışılmaya devam ediyor.
Sokakları olmayan tek şehir Çatalhöyük’tür. Çatılardan diğer evlere geçiliyordu.
Ölülerini yaşadıkları evlerin altına gömüyorlardı. Aynı evde birçok kuşak birlikte gömülmüş olabiliyordu.
DNA ve iskelet araştırmaları sonucunda aynı evde gömülü insanların her zaman akraba olmadığı görüldü. Bu da aile kavramının günümüzdekinden farklı olabileceğini düşündürüyor.
Belki de insanlar kan bağı yerine aynı ev veya topluluk bağıyla bir araya geliyordu.

Çatalhöyük sanat açısından çok önemlidir. Duvar resimleri, av sahneleri, geometrik desenler, boğa figürleri köklerden hazırlanan koyu kırmızı boyalarla toprak duvarlara çizmişlerdi. Binlerce yıl önce burada yaşayan insanlar, duvarlara resim yapma ihtiyacını neden duymuşlardı sorusunun cevabı bilinemiyor.
Kazılarda çok fazla kadın heykelcikleri bulundu. Burada Ana tanrıça veya anaerkil bir yaşam biçimi olduğu düşünülüyor.
Çatalhöyük’teki bazı evlerin duvarlarında kırmızı renkli patlama benzeri tasvirler yapılmıştı. Bu tasvirlerin yakınlardaki Hasan Dağı’nın volkanik patlamasını betimlediği öne sürüldü. Eğer bu varsayım doğruysa, bu resim insanlık tarihindeki en eski volkan tasvirlerinden biri sayılır.

Çatalhöyük’ün en önemli zenginliklerinden biri obsidyendi, bununla keskin bıçaklar yapılıyor ve yüzlerce kilometre uzaklara gönderiliyordu. Bu da gelişmiş bir ticaret kavramının olduğunu gösterdi.
Arkeolog James Mellaart ilk kazıya 1961 yılında başladı ve yaklaşık 160 yapı ortaya çıkardı. Duvar resimleri, Ana tanrıça figürleri, boğa başları, ev içi mezarlar gibi dünya çapında ses getiren buluntular keşfetti. 1965’ten sonra Mellaart’ın adının karıştığı “Dorak Olayı” adlı tarihi eser kaçakçılığı tartışmaları nedeniyle çalışmalar sona erdi ve alan yaklaşık 30 yıl boyunca kazılmadı.
1993 yılında bu kez Ian Hodder yönetimindeki uluslararası bir ekip çalışmaları yeniden başlattı. Bu kazı, arkeoloji tarihinde çok önemli ilkleri başlattı:
Dijital kayıt sistemleri kullanıldı.
Her buluntu üç boyutlu olarak kaydedildi.
İnsan kemikleri, DNA, bitki kalıntıları, hayvan kemikleri birlikte değerlendirildi.
Sosyal yaşamın yeniden canlandırılması hedeflendi.
2018’de Ian Hodder’in kazıları sona erdi, yerine Türk ve uluslararası ekipler çalışmaya başladı. Son yıllarda yeni yapılar ve toplu gömü alanları ortaya çıkarıldı. 2025 yılında “Ölüler Evi” olarak yorumlanan ve tabanı altında yaklaşık 20 iskeletin bulunduğu özel bir yapı duyuruldu.
Arkeologlar bugün Çatalhöyük’ün yalnızca küçük bir bölümünü kazabildi. Yerleşimin büyük kısmı hâlâ toprağın altındadır. Modern arkeolojide amaç her şeyi açığa çıkarmak değil, gelecek nesillerin daha gelişmiş teknolojilerle inceleyebilmesi için önemli bölümleri korumaktır.
Bu nedenle Çatalhöyük’ün sırlarının önemli bir kısmı hâlâ keşfedilmeyi bekliyor. Kim bilir gelecek zamanlarda hangi bilgiler tarihin akışını değiştirecektir.

Konya’da Tropikal Kelebekler Bahçesi çok güzeldi. Kimin fikriyse tebrik ediyorum. Çok başarılı bir yer yapılmış.
Ayrıca Sille Köyünün yeni baştan canlandırılması da çok güzel bir çalışma olmuş.
Konya’ya kadar gitmişken Mevlana’ya uğramadan dönmek olmazdı.
NewYork’ta metroda Türk olduğumuzu anlayan bir kadın, “Konya’ya gitmek istiyorum,” demekte çok haklı bence…
Dünyanın ilk şehri Çatalhöyük, Kelebekler Bahçesi, Sille Köyü ve Mevlana gibi değerler bu şehirde ve mutlaka bir kez olsun ziyaret edilmeli.












