Fındıkkıran denildiğinde akla gelen masalsı dünya, tütüler ve klasik bale estetiği bu kez yerini bambaşka bir anlatıya bırakıyor. Art Seasons organizasyonuyla İstanbul’a gelen Novaya Opera / Balet Moskva’nın “Fındıkkıran: Bu Bir Masal Değil” prodüksiyonu, Çaykovski’nin değişmeyen müziğini I. Dünya Savaşı’nın gölgesinde geçen yetişkin bir hikâyeyle buluşturuyor. Altın Maske ödüllü koreograf Pavel Glukhov’un imzasını taşıyan yapım, 11-12 Eylül’de Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) sahnelenecek. Glukhov, esere yaklaşımını “Kaderi ve zamanı kandırmak mümkün mü? Oldukça ciddi ve yetişkinlere özgü meseleler üzerine düşünüyoruz. Tam da bu sebeple oyunun adında ‘Bu bir masal değil’ ibaresi yer alıyor. Ancak burada kesinlikle mucizeye de yer var” sözleriyle anlatıyor.
Çaykovski’nin 1892’de ilk kez sahnelenen ve bugün klasik balenin en tanınan eserlerinden biri olan Fındıkkıran, bu kez alışılmış masal dünyasının oldukça uzağında bir yorumla İstanbul seyircisinin karşısına çıkıyor.
Geçtiğimiz şubat ayında Moskova’da prömiyerini yapan “Fındıkkıran: Bu Bir Masal Değil” (The Nutcracker. Not a Fairytale), hikâyeyi I. Dünya Savaşı yıllarına taşıyor. Oyuncak askerler ve masal kahramanlarının yerini savaşın izlerini taşıyan insanlar alırken, anlatının merkezinde cepheden sağ dönen ancak yaşadıklarının etkisinden kurtulamayan genç asker Nataniel bulunuyor.
Değişen müzik değil, hikâyeye bakış
Yapımın en dikkat çekici tercihlerinden biri, Çaykovski’nin dünyaca ünlü partisyonuna hiç müdahale edilmemesi. Eser, herhangi bir kesinti ya da tempo değişikliği yapılmadan canlı olarak seslendirilirken, Pavel Glukhov’un çağdaş koreografisi aynı müziğin içinden savaş, kayıp, hafıza, aşk ve yeniden hayata tutunma üzerine tamamen farklı bir hikâye çıkarıyor.
Geçmişin anıları ve geri dönüşleri arasında yaşayan Nataniel’in hafızasını takip eden seyirci; bir oyuncak bebek ustasının atölyesinden Noel için süslenmiş bir Fransız kasabasına, oradan savaş meydanına uzanan bir dünyanın içine giriyor. Savaşın gölgesinde yaşama sevincini ve ilk aşkın heyecanını kaybeden Nataniel’in yeniden hayata bağlanmasında ise sevgilisi Clara ile kurduğu bağ belirleyici oluyor.
Pavel Glukhov “Fındıkkıran benim için bir kayıp hissi”
Klasik eserin neden böylesine farklı bir dünyaya taşındığını anlatan koreograf ve yönetmen Pavel Glukhov, Fındıkkıran’ın kendisi için her şeyden önce zaman ve kayıp duygusuyla ilişkili olduğunu söylüyor:
“‘Fındıkkıran’ benim için bir kayıp hissi, geri dönüşü olmayan bir şeye duyulan histir. Güçlü bir zaman duygusu, zamanın durmaksızın akışı zaten bu müziğin kendine özgü bir parçasıdır. Biz doğar, büyür, yaşlanır ve hayatı tüm kırılmalarıyla yaşarız. Ve bu hayatın bir sonu vardır.”
Glukhov, yeni yorumunun çıkış noktasını ise şöyle anlatıyor:
“‘Fındıkkıran’ın yeni yorumunda zamanın geri dönüşsüzlüğünün trajedisini yeniden ele almak ve canlandırmak istiyorum. Farklı zaman akışlarına ait olay örgüleri tek bir sahnede gelişiyor, kesişiyor ve birbirini dönüştürüyor.”
Klasik baleden çağdaş dansa uzanan bir sahne dili
İki perde, bir prolog ve bir epilogdan oluşan yapımda Glukhov, çağdaş dansın anlatım olanaklarından yararlanarak Nataniel’in psikolojik dönüşümünü koreografiye taşıyor. Dansçı olarak başladığı kariyerinin ardından dünyaca ünlü Mikhail Lavrovsky ile koreografi eğitimi alan Glukhov, sözlere ihtiyaç duymadan güçlü psikolojik karakterler yaratmasıyla tanınıyor. 2022 yılında Altın Maske Ödülü’nde Yılın En İyi Koreografı seçilen Glukhov, aynı zamanda Diana Vishneva. Context Çağdaş Dans Festivali’nin küratörlüğünü yürütüyor.
Yapımın görsel dünyasında da bu dönüşüm izleniyor. Larisa Lomakina’nın sahne tasarımı geçmiş ile bugünü, anılar ile düşleri aynı sahnede buluştururken; Svetlana Tegin’in kostüm tasarımında başlangıçtaki eski fotoğrafları çağrıştıran sepya tonları, hikâye ilerledikçe yerini baharın canlı renklerine bırakıyor.













