Manisa Turgutlu’da yaşanan olay, yalnızca bir “asayiş vakası” ya da tek bir çocuğun öfkesi diye geçiştirilemez. Bir çocuğun eline silah ulaşmışsa; o gün sadece bir fail yoktur. İhmal vardır. Denetimsizlik vardır. Görmezden gelinen zorbalıklar, evde ve okulda duyulmayan çığlıklar, çocukların önüne konulamayan sınırlar vardır.
Toplum, her şiddet olayından sonra aynı refleksi gösteriyor: Suçluyu bulalım, cezalandıralım, dosyayı kapatalım. Elbette suçun bir karşılığı olmalı; adalet, mağdurlar için vazgeçilmezdir. Fakat ceza tek başına çözüm değildir. Çünkü cezalandırmak sonucu yönetir; şiddeti besleyen iklimi değiştirmez.
Hannah Arendt, iktidarla şiddetin aynı şey olmadığını söyler. Ona göre gerçek güç; baskıdan değil, insanların ortak amaç etrafında, rıza ve akılla hareket edebilmesinden doğar. Şiddet ise çoğu zaman bu gücün zayıfladığının işaretidir.
Bugün bu ülkede siyaset dili sertleştikçe, sosyal medya linç meydanına döndükçe, insanlar birbirini dinlemek yerine düşman belledikçe; çocuklar da dünyayı bu dilden öğreniyor. Siyasetçilerin birbirine ettiği hakaret, aşağılayıcı sözler, tehditler ve kutuplaştırıcı söylemler sadece Meclis’te kalmıyor. Evlerin içine, okul bahçelerine, sokaklara sızıyor.
Çünkü çocuklar yalnızca anne-babalarını değil, ülkenin büyüklerini de izler.
Yetişkinler anlaşamadığında bağırıyorsa, çocuk konuşarak çözmeyi değil, öfkeyle üstün gelmeyi öğrenir. Siyaset “öteki”ni yok sayan bir dile teslim edilirse, toplum da farklı olanı tehdit olarak görmeye başlar. Bu bir mazeret değildir; fakat şiddetin nasıl normalleştiğine dair güçlü bir uyarıdır.
Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” fikri de burada önemlidir: Kötülük her zaman canavarca görünen insanların işi değildir. Bazen herkesin gördüğü ama kimsenin sorumluluk almadığı küçük ihmallerin, “bana ne”lerin ve suskunlukların toplamıdır. Bu düşünce, sorumluluğu failden kaldırmaz; tam tersine, toplumun da kendi payına bakmasını ister.
Şiddeti önlemek için:
* Silaha erişim tavizsiz biçimde denetlenmeli.
* Okullarda zorbalık “çocukça bir mesele” diye küçümsenmemeli.
* Rehberlik servisleri göstermelik değil, erişilebilir ve güçlü olmalı.
* Aileler çocukların öfkesini sadece “terbiyesizlik” diye etiketlemek yerine dinlemeli.
* Siyasetçiler, ekran önünde öfkeyi ve nefreti büyütmenin bedelini anlamalı.
Bir ülkenin çocukları, yetişkinlerinin konuşma biçiminden geleceğe dair ilk dersini alır.
Şiddeti durdurmak istiyorsak; önce dili, sonra ihmali, sonra silaha erişimi durdurmalıyız.
Çünkü çocukları koruyamayan bir toplum, geleceğini kendi elleriyle hedef alır.












