İnsan kaç yaşında olursa olsun, bazen babasının yanında küçük bir kız çocuğu olmak ister. Hayatın yüklerini bir anlığına yere bırakmak, güçlü görünmek zorunda kalmadan konuşmak, başını bir omza yaslamak… “Ben buradayım kızım” cümlesini duymak ister. Çünkü büyümek, sevdiğimiz insanların kalbinde bir yerimiz olduğunu hissetme ihtiyacını ortadan kaldırmaz.
Bugün 11 Ekim, Dünya Kız Çocukları Günü. Kız çocuklarının eğitimini, haklarını, güvenliğini ve özgürlüğünü konuşurken onların duygusal dünyasına da bakalım istiyorum. Bu kez bir psikoloğun değerlendirmesinden önce, bir kız çocuğunun sesiyle… Babasına söylemek istediği, belki yıllarca içinde tuttuğu cümlelerle.
İngiliz şair William Wordsworth’ün “Çocuk, insanın babasıdır” diye çevirebileceğimiz bir dizesi vardır. Bu söz bana, çocukluğumuzun yetişkinliğimizin içinde yaşamaya devam edişini düşündürür. Geride bıraktığımızı sandığımız o çocuk, bazen sevincimizde, bazen korkumuzda, bazen de sevdiğimiz birinin bizi aramasını beklerken ortaya çıkar.
Ben bugün içimizdeki o kız çocuğuna söz vermek istiyorum.

Baba, sen benim hayatımdaki ilk erkek figürüydün. Ben henüz aşkı, ilişkiyi, güveni tarif edemezken sana bakıyordum. Bir erkeğin nasıl sevdiğini, kızgınken nasıl konuştuğunu, verdiği sözü tutup tutmadığını, bir kadına nasıl davrandığını görüyordum. Annemi dinleyişin de dinlemeyişin de bana bir şey söylüyordu. Benimle konuşurken yüzüme bakman, korktuğumda yanıma gelmen, sevginin nasıl bir duygu olduğunu anlamama yardım ediyordu.
Sen günlük hayatını yaşarken ben o hayatın içinde ne kadar değerli olduğumu anlamaya çalışıyordum.
Bir çocuk bunu açıkça söyleyemez. Yanına gelir, bir şey sorar, yaptığı resmi gösterir, anlattığı hikâyeyi uzatır. Oysa söylemek istediği çok basittir: “Beni gör. Benimle ilgilen. Senin için önemli olduğumu hissedeyim.”
Ben senden dünyanın bütün sorunlarını çözmeni beklemiyordum baba. Ağladığımda beni küçümsememeni, yanlış yaptığımda sevgini geri çekmemeni istiyordum. Başarılı olduğum günlerde olduğu kadar, başarısız olduğum günlerde de senin kızın olduğumu bilmek istiyordum.
Bir kız çocuğu, babasının uzaklığını her zaman onun yorgunluğu ya da duygularını ifade edemeyişi olarak anlayamaz. Bazen o uzaklığı kendi eksikliği sanır. “Bende ne var da benimle ilgilenmiyor?” diye sorar. Daha uslu olmaya, daha başarılı olmaya, daha az şey istemeye çalışır. Sevilebilmek için kendisinden vazgeçmeye başladığını henüz bilmez.
Üstelik uzaklık her zaman kilometrelerle ölçülmez. Aynı evde yaşayıp birbirinin dünyasına hiç giremeyen insanlar vardır. Kızının okulunu bilen ama neye üzüldüğünü bilmeyen, ihtiyaçlarını karşılayan ama anlattıklarını dinlemeyen babalar… Çocuk bazen elini uzatsa dokunabileceği babasına, içinden geçenleri söyleyemez.
Bir de ayrı evlerde büyüyen kız çocukları var…
Baba, annemle ayrı olabilirsiniz. Aranızda benim anlayamadığım kırgınlıklar olabilir. Ama ben hâlâ senin kızınım. Ayrı evlerde yaşasak da beni ihmal etmemeni, sık sık görmeni isterim. Yalnızca doğum günlerimde ya da bayramlarda değil; sıradan bir günde de hayatımda olmanı isterim. Birlikte yürüyelim, konuşalım. Neye güldüğümü, neye üzüldüğümü bil. Birbirimizin hayatına yabancılaşmayalım.
Beni görmek için her defasında benim aramamı bekleme. Ben de özlendiğimi hissedeyim. Verdiğin sözleri tut. Çünkü sen “Geleceğim” dediğinde ben yalnızca bir buluşmayı değil, seni bekliyorum.
Sizin aranızda yaşananları çözmek benim görevim değil. Birinizi severken diğerinizi incitiyormuş gibi hissetmek istemiyorum. Sana duyduğum özlemin, sizin kırgınlıklarınız arasında kaybolmasını istemiyorum.
Annemle ilişkiniz bitebilir. Ama benim sana “baba” diye seslenme ihtiyacım bitmez.
Bazen bu kız çocuğu büyür; beklemeye çok alışmış bir kadın olur. Uzak duran birinin yaklaşmasını bekler, söylenmeyen sözleri anlamaya çalışır, küçücük bir ilgiyi içinde uzun süre taşır. Sevgiyi kazanmak için daha fazla vermesi, daha az istemesi gerektiğini düşünebilir.
Elbette hiçbir insanın geleceğini yalnızca babasıyla ilişkisi belirlemez. Çocukluk bir kader değildir. Güveni başka bağlarda öğrenebilir, kendi değerimizi fark edebiliriz. Ama iyileşmek mümkün diye çocukların yaşadığı ihmalin ağırlığını küçümseyemeyiz. Sonradan onarmak zorunda kalacakları bir yarayı, bugün göstereceğimiz ilgiyle önleyebilmek kıymetlidir.
Bu yüzden babalara sesleniyorum: Kızınızın hayatında yer almak için kusursuz olmanız gerekmiyor. Onu dinlemeniz, sözünüzü tutmanız, hata yaptığınızda özür dileyebilmeniz gerekiyor. “Ben sevgimi gösteremem” demek yerine, göstermeyi öğrenmeye çalışmanız gerekiyor. Belki size de sevgi gösterilmedi. Ama kızınızla başka türlü bir ilişki kurabilirsiniz.
Onu korumak isterken sesini kısmayın. Kendisine güvenebilmesi için yanında olun. Sevgiyi baskıyla, ilgiyi denetlemekle karıştırmayın. Başına bir şey geldiğinde ilk korkusu sizin tepkiniz olmasın.
Ve kızınız kaç yaşında olursa olsun, onu arayın. Hayatının nasıl gittiğini sorun. Büyüdü diye artık size ihtiyaç duymadığını düşünmeyin. Bazen insanın ihtiyacı sürer; yalnızca istemekten vazgeçer.












