Gece, kendi parmak izini bırakır bedenlere,
bilinmezliğe.
İki kişinin bildiği çoktan sır olmaktan çıkmıştır,
İki kişinin zihninde farklı harflerden oluşan birer alfabe.
Diğerleri için bir bilmece.
Rüzgârın unuttuğu iki yaprak gibi unutur her ikisi de,
Yolundan çıkar biri,
Durur diğeri durduğu yerin kahrıyla.
Bir susuş uzanır zamanın gövdesine.
Anlatamadığımız ne varsa,
Yüzümüzdeki çizgilerden sızar.
İyileşiriz.
Ama yara, kabuğuna borçlu değildir iyileşmeyi.
Bir izdir altında yatan.
İyileşmeyen ince bir vadi.
Yaşamak zorundayız,
Kırıldığımız yerden çoğalırız.
Eksildikçe derinleşen bir kuyunun yankısı gibi seslenir zaman.
Zaman geçer,
İz kalır, ses çekilir.
Ama göğsümüzün sol tarafında,
O hırpalanmış incelik sızlar durur.
Sessizce direnir çağın boş vermişliğine,
ucuzluğuna paylaşılan her şeyin.
Geç kalmışlık duygusu…
Evet geç kaldık.
Eksik kaldık, azaldık,
diyen o ses…
Çınlar durur bellekte.
Fakat lekesiz bir hiçliktense
İçi dolu bir ömrü taşımaktır hakikat.
Işık söner, kelime biter;
İki yabancı dağılır yarına,
Geriye tek bir fısıltı kalır:
Yine de yaşadık.













