Eylül’ün hafızasında sararan solgun fotoğraf,
dokunsan ufalanacak yaprağın damarı.
Dünya gürültülü trenlerle geçip gidiyor yanımızdan,
bizse o çığlıkta kendi sesini yitirmiş iki uzak yankı.
İki uzak yabancı.
Zamandır aramızda biriken bu mesafe,
her gün biraz daha büyüyen.
Kendine yabancılaşan insan,
düşerken o sessizliğin içinden,
kendi içinden bir yol bulup yeniden doğrulan.
Bütün kayıpların koynunda “yine de” dedirten bir an…
Bir bakış sığar oraya,
bütün ömrün sığamadığı o paranteze.
Çünkü insan bazı yerlerinden eksilir,
hayat tamamlansa da bazı şeyler yarım kalır.
Yaralar kapansa da izleri kalır.













