Bir zamanlar girişimci olmak için iyi bir fikir yetmiyordu. Sermaye gerekiyordu, ofis gerekiyordu, ekip gerekiyordu. Birinin muhasebeyi, birinin pazarlamayı, birinin müşteri ilişkilerini, bir başkasının araştırmayı takip etmesi gerekiyordu. Hele bir kadınsanız iş biraz daha zordu. İşinizi kurarken yalnızca pazarla rekabet etmiyor; zamanla, görünmeyen sorumluluklarla, finansmana erişimle ve çoğu zaman kendinizi defalarca kanıtlama zorunluluğuyla da mücadele ediyordunuz. Şimdi masaya yeni bir oyuncu oturdu: Yapay zekâ. Ve bana kalırsa yapay zekânın kadın girişimciliğinde yaratacağı asıl değişim, bize daha güzel sosyal medya metinleri yazması değil. Çok daha büyük bir şey oluyor. Yıllardır ancak parayla satın alınabilen kurumsal kapasite, tek bir insanın masasının üzerine geliyor.
Düşünün. Küçük bir işletmeniz var. Sabah potansiyel müşterilerinizi araştırmanız gerekiyor. Ardından bir toplantıya hazırlanacaksınız. Toplantı bittiğinde notların rapora dönüşmesi, müşteriye teklif hazırlanması, gelen maillerin cevaplanması, sosyal medya içeriğinin planlanması, rakiplerin incelenmesi gerekiyor. Akşam olduğunda da yarının işlerini organize edeceksiniz. Eskiden bunların her biri ayrı bir iş yükü, hatta şirket büyüdükçe ayrı bir çalışan demekti. Bugün doğru kullanılan yapay zekâ bütün bu işleri sizin yerinize yapmasa bile sizinle birlikte yapabiliyor. Araştırma asistanınız, metin editörünüz, toplantı sekreteriniz, veri analistiniz, fikir ortağınız ve bazen sabaha karşı hâlâ çalışan tek ekip arkadaşınız olabiliyor.
İşte burada girişimciliğin matematiği değişiyor.
Ben uzun yıllardır yönetim, organizasyon ve insan kaynakları alanından iş dünyasına bakıyorum. Bir şirketin büyümesinin önündeki en önemli engellerden birinin yalnızca para olmadığını; organizasyon kapasitesi olduğunu biliyorum. İyi bir fikriniz olabilir ama onu araştıracak, planlayacak, pazarlayacak ve sürdürülebilir bir sisteme dönüştürecek insan kaynağınız yoksa büyümek zorlaşır. Yapay zekâ ilk kez küçük işletmeyle büyük organizasyon arasındaki bu kapasite farkının bir bölümünü daraltabilecek bir araç sunuyor.
Bu özellikle kadın girişimciler açısından üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir fırsat. Çünkü kadınların iş hayatındaki zaman problemi yalnızca çalışma saatlerinden ibaret değil. Birçok kadın işini yürütürken aynı zamanda evin organizasyonunu, çocuğun okulunu, ailedeki bakım sorumluluklarını ve kimsenin iş tanımına yazmadığı onlarca görünmez işi de yönetiyor. Dolayısıyla kadın girişimcinin en kıt kaynağı bazen sermayeden önce zaman oluyor. Eğer teknoloji bir kadına üç saatlik işi kırk dakikada yapabilme imkânı sağlıyorsa, burada yalnızca teknolojik bir kolaylıktan değil, ekonomik bir kaldıraçtan söz ediyoruz.
Ama tam bu noktada küçük bir itirazım var: Yapay zekâyı “bir tuşa basıyorum ve benim yerime çalışıyor” kolaycılığıyla ele alırsak büyük hata yaparız. Çünkü yapay zekâ bilmediğiniz bir işi sihirli biçimde bildiğiniz bir işe dönüştürmüyor. Tam tersine, bazen bilmediğinizi çok daha hızlı üretmenizi sağlıyor. Yanlış bir stratejiyi daha hızlı yazabilir, hatalı bir analizi daha profesyonel gösterebilir, sıradan bir fikri çok güzel cümlelerle paketleyebilirsiniz. Ekrandaki metnin kusursuz görünmesi, arkasındaki düşüncenin doğru olduğu anlamına gelmiyor.
Bu nedenle geleceğin başarılı girişimcisini yapay zekâyı en çok kullanan kişi olarak görmüyorum. Yapay zekâya ne yaptıracağını bilen, çıkan sonucu sorgulayabilen ve son kararı kendisi verebilen kişi daha değerli olacak. Çünkü teknoloji üretir; fakat sorumluluk hâlâ insandadır. Müşterinizi yapay zekâ tanımıyor, sektörünüzün yıllar içinde oluşmuş sezgisine sahip değil, verdiği kararın ekonomik veya insani sonucunu yaşamıyor. Bir işletmenin vicdanı, itibarı ve sorumluluğu hâlâ bilgisayar ekranının bu tarafında oturuyor.
Üstelik mesele sadece verimlilik de değil. İş dünyasında yeni bir mahremiyet problemiyle karşı karşıyayız. Teklifleri, sözleşmeleri, müşteri bilgilerini, çalışan verilerini, şirket stratejilerini düşünmeden yapay zekâ sistemlerine aktarmaya başladığımızda “işimi hızlandırıyorum” derken şirketimizin kapısını farkında olmadan dışarıya açabiliriz. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda işletmelerin yalnızca dijital dönüşüm politikalarına değil, ciddi bir yapay zekâ kullanım disiplinine de ihtiyacı olacak. Hangi veri sisteme girilebilir, hangisi giremez? Yapay zekânın hazırladığı hangi çıktı insan kontrolünden geçmeden kullanılmamalıdır? Hata olduğunda sorumluluk kimdedir? Bunlar artık teknoloji departmanının değil, doğrudan yönetimin sorularıdır.
Bir başka mesele de insan kaynağı. Eğer bir girişimci eskiden beş kişinin yaptığı bazı işleri yapay zekâyla gerçekleştirebiliyorsa, “İnsanlara artık ihtiyaç kalmayacak mı?” sorusu kaçınılmaz. Ben böyle düşünmüyorum. Ama ihtiyaç duyduğumuz insan profilinin değişeceğini düşünüyorum. Sadece kendisine verilen işi yapan çalışandan çok; problemi tanımlayan, doğru soruyu soran, teknolojinin ürettiğini denetleyen, insan ilişkisi kurabilen ve karar alabilen çalışan değerlenecek. Yani yapay zekâ insanı ortadan kaldırmaktan önce vasat işi pahalı hale getirebilir.
Kadın girişimciler açısından belki de en heyecan verici nokta tam burada. Küçük bir şehirde yaşayan, büyük bir ofisi olmayan, başlangıçta on kişilik ekip kurabilecek sermayeye sahip olmayan ama çok iyi bir fikri bulunan bir kadın düşünün. Eskiden sermaye eksikliği nedeniyle daha ilk adımda rakiplerinden geride başlayabilirdi. Bugün doğru teknoloji kullanımıyla pazar araştırmasını yapabilir, markasını kurgulayabilir, yabancı pazarlara ilişkin ilk analizlerini hazırlayabilir, müşteri iletişimini sistemleştirebilir, içerik üretebilir, verilerini inceleyebilir ve bütün bunları çok daha düşük bir başlangıç maliyetiyle gerçekleştirebilir. Elbette yapay zekâ ona sermaye sağlamaz, müşteri yaratmaz veya kötü bir iş modelini kurtarmaz. Ama başlangıç çizgisindeki bazı ağır yükleri hafifletebilir.
Belki birkaç yıl sonra “kaç çalışanınız var?” sorusu bile bugünkü anlamını kaybedecek. On kişilik bir şirketin yaptığı işi üç kişi yapabilecek; bazı alanlarda ise tek bir girişimci, arkasında onlarca yapay zekâ destekli süreçle şaşırtıcı ölçekte işler yönetebilecek. Şirketlerin büyüklüğünü çalışan sayısıyla değil, ürettiği değer ve yönettiği kapasiteyle konuşmaya başlayacağız.
Ama ben bu dönüşümün kadınlar açısından yalnızca ekonomik tarafıyla ilgilenmiyorum. Daha derinde başka bir ihtimal görüyorum. Kadınların yıllarca önünde duran “ekibim yok”, “zamanım yok”, “bunun için bütçem yok”, “teknik tarafını bilmiyorum” gibi bazı bariyerlerin yüksekliği değişiyor. Hepsi ortadan kalkmayacak. Fırsat eşitsizliği bir yazılımla çözülmeyecek. Fakat giriş kapısı biraz daha genişliyor.
Bu nedenle kadın girişimcilere “yapay zekâ kullanın” demek bana artık yetersiz geliyor. Yapay zekâyı iş modelinizin neresine koyacağınızı öğrenin. Hangi işi sizin yapmanız gerektiğini, hangi işi otomasyona bırakabileceğinizi, nerede insan temasının vazgeçilmez olduğunu ve hangi noktada teknolojinin sizi hızlandırırken düşünme yeteneğinizi körelttiğini bilin.
Çünkü geleceğin rekabeti insanla makine arasında olmayabilir. Asıl rekabet, teknolojiyi yalnızca kullananlarla onu kendi uzmanlığıyla birleştirip kapasiteye dönüştürenler arasında yaşanabilir.
Ve belki de girişimcilik tarihinin en ilginç dönemlerinden birine giriyoruz. Bir kadın, küçük bir masa, bir bilgisayar ve iyi bir fikir… Eskiden bu tablo bize yolun başlangıcını anlatırdı.
Şimdi belki de şirketin kendisini anlatıyor.
Tüm yazılarım telif hakkı kapsamındadır.
beyondtohuman.com













