Hayat bazen tam da en zayıf anımızda üstünü örttüğümüz ne varsa önümüze serer, en hassas yerimizden vurur. Dışarıdaki gürültüden kaçıp kendi içimize sığınmak isteriz; ama orada bizi sıcak bir kucak değil, zamanla değişip yabancılaştığımız o barışamadığımız “ben” karşılar. Ne dünyaya ait hissedebiliriz kendimizi, ne de kendi içimize.
Kendi gerçeğinden kaçmak, parçaları uymayan bir yapbozu zorla birleştirmeye benzer. Çatlaklardan içeri sızan “Ben ne yaptım?” sorusu, her defasında kaçtığımız bir sırla yüzleştirir bizi. İçimizdeki o itirazlar yükseldikçe, kurduğumuzu sandığımız dengeler dağılır.
Etrafındakilerin ne yaşadığını bilmemesi hiçbir şeyi hafifletmez. Asıl yük, her şeyi senin biliyor oluşundur. İnsan başkasından kaçar belki ama kendi hafızasından ve vicdanından asla kaçamaz. Her özgürlük arayışı, dürüst olunmadığında insanın kendi ördüğü duvarlara takılır. Bu duvarları yıkabilmek; geçiştirmek yerine hesaplaşmayı, zihnin girilmez alanlarına korkusuzca girmeyi gerektirir.
İnsan, kapıda beliren pişmanlık ve utançla el sıkışabilmelidir. O anlar belleğin, dolayısıyla benliğin bir parçasıdır; gölgelerin ne zaman belireceği korkusuna teslim olmadan geçmişle sulh olmak gerekir. Sırlardan özgürleşmek, mükemmel olmayan, yanlış yapabilen canlılar olduğumuzu kabullenmekle başlar. Bazen kader ağlarını öyle örer ki, insan kendi hayatındaki eylemlerin bile tek faili değildir.
Saklanmak korumaz insanı, sadece çürütür. Kaçtıkça büyür o gölgeler. Kendi hakikatine kör kaldığın her gün, başkasının hikayesinde figüran olmayı kabul edersin.
Kurtuluş saklanmakta değil; pişmanlıklar, sırlar ve çıplak gerçeklerle yüzleşebilmekte. Kaçış, ancak o yabancılaşan özle el sıkışmayı ve ne pahasına olursa olsun kendine dönmeyi göze aldığında son bulur.
Yüzleşmek, dünü silmek demek değildir; o yüklerle yürümeyi öğrenmektir. En büyük mahkumiyet kendi gerçeğinden kaçmaksa, en büyük özgürlük kendi hikayene sahip çıkmaktır. İnsan kendiyle barıştığı an, hayatın üzerindeki o ağır baskı da yerini hafiflemeye bırakır.
Zaten hayat dediğin, insanın en çok da kendi gölgesiyle barışma çabası. Geçmişi değiştiremeyiz belki ama onun üzerimizdeki ipoteğini kaldırmak tamamen bizim elimizde. Yeter ki korkuların arkasına saklanmayı bırakalım. Ancak kendimizi günahlarıyla sevaplarıyla kabullendiğimiz gün içimizdeki o sığınak yeniden evimiz olur. Nihayetinde insan, kendi hakikatine gözünü kapamadığı sürece hiçbir karanlıkta kaybolmaz.













