Aynı Acıdan Geçip Birbirini Yaralayan Kadınlar
Bazı kadınlar başka bir kadını erkeklerden daha acımasız yaralar. Çünkü erkek egemen düzenin dilini öğrenmiş, ama onun mağduru olduğunu unutmuştur.
Toplumda kadın dayanışmasından sıkça söz edilir. Kadınların birbirini desteklemesi, birlikte güçlenmesi ve ortak mücadele alanları oluşturması gerektiği vurgulanır. Ancak hayatın pratiği çoğu zaman bunun tam tersini gösterir. Birçok kadın için en ağır eleştiriler, en acımasız yargılar ve en derin hayal kırıklıkları başka kadınlardan gelir. Bu durum ilk bakışta çelişkili görünür. Çünkü benzer baskılardan geçmiş, benzer korkuları yaşamış ve benzer mücadeleler vermiş insanların birbirine daha çok anlayış göstermesi beklenir. Oysa insan psikolojisi her zaman adalet duygusuyla işlemez.
Kadının kadına düşmanlığının temelinde çoğu zaman nefret değil, bastırılmış yetersizlik duygusu vardır. İnsan kendinde eksik gördüğü şeyi, başkasında gördüğünde rahatsız olur. Özellikle özgür, görünür, başarılı veya sınır koyabilen kadınlar bazı kişilerde hayranlık değil, tehdit duygusu yaratır. Çünkü o kadın, başkasının cesaret edemediği şeyleri yapıyordur. Bu nedenle saldırı çoğu zaman başarıya değil, başarıyı temsil eden kişiye yönelir.
Psikolojide buna yansıtma mekanizması denir. Kişi kendi içindeki eksiklik, kıskançlık veya değersizlik duygusunu kabul etmek yerine onu karşısındaki kişiye yükler. Böylece sorun kendi içinde değilmiş gibi hisseder. Bir başka kadının görünürlüğünü küçümsemek, başarısını değersizleştirmek ya da karakterini sorgulamak aslında çoğu zaman karşı taraf hakkında değil, bunu yapan kişinin iç dünyası hakkında bilgi verir.
Kadınlar arasındaki görünmez rekabetin önemli bir kısmı da toplumsal öğrenmenin sonucudur. Yüzyıllar boyunca kadınlara sınırlı alanlar sunulmuştur. Güç, görünürlük, ekonomik bağımsızlık ve sosyal statü gibi alanlarda kadınlar çoğu zaman birbirlerinin rakibi haline getirilmiştir. Bu nedenle bazı kadınlar başka bir kadının başarısını ortak bir kazanım olarak görmek yerine kendi kaybı gibi algılar. Bir kadının yükselmesi, diğerinin değerini azaltıyormuş gibi hissedilir. Oysa başarı bölünebilen bir kaynak değildir.
İşin en acı tarafı ise şudur: Kadınlar çoğu zaman erkeklerden gördükleri baskıyı başka kadınlar üzerinde yeniden üretirler. Görünüş üzerinden yapılan saldırılar, yaş üzerinden küçümsemeler, annelik üzerinden yargılamalar, kariyer tercihleri üzerinden suçlamalar… Bunların büyük kısmı aslında kadınların birbirine uyguladığı sosyal şiddetin örnekleridir. Ve bu şiddet fiziksel olmadığı için çoğu zaman görünmez kalır.
Bir kadının kıyafetiyle, bedeniyle, sesiyle, yaşıyla ya da başarılarıyla uğraşan kadınların ortak bir özelliği vardır: Karşılarındaki kadını gerçekten tanımaya ihtiyaç duymazlar. Çünkü amaç anlamak değil, küçültmektir. Küçültmek ise insanın kendini büyütmesinin en kolay ama en sağlıksız yoludur.
Oysa güçlü kadınlar başka kadınların ışığından rahatsız olmaz. Çünkü özgüven ile kıskançlık aynı yerde yaşayamaz. Kendini bilen kadın, başka bir kadının başarısını tehdit olarak değil, ilham olarak görür. Başka bir kadının güzelliği kendi güzelliğinden bir şey eksiltmez. Başka bir kadının başarısı kendi başarısızlığını kanıtlamaz.
Belki de artık şu gerçekle yüzleşmek gerekiyor: Kadının kadına düşmanlığı bireysel bir karakter sorunu değil, toplumsal bir yaradır. Ve bu yara iyileşmediği sürece kadınlar birbirlerine destek olmak yerine birbirlerinin enerjisini tüketmeye devam edecektir.
Çünkü aynı acıdan geçmiş insanların birbirini iyileştirmesi gerekirken, birbirini yaralamaya başlaması sadece bireysel bir kayıp değil; toplumsal bir çürümedir.
Ve belki de en ağır gerçek şudur:
Bir kadının ışığını söndürmeye çalışan kadın, aslında kendi karanlığından kaçıyordur.
Dr. Bahar Zeynep Barut
Tüm yazılarım telif hakkı kapsamındadır.
beyondtohuman.com












