Yazar: Georgi Gospodinov
Yazar Hakkında: Bulgaristan’ın 1989 sonrasında en çok çevrilen yazarlarından biri olan Georgi Gospodinov 1968 yılında Yambol’da doğdu. Sofya Üniversitesi’nde Bulgar filolojisi okuyan Gospodinov, 1992’de yayımladığı ilk şiir kitabıyla edebiyat dünyasına başarılı bir giriş yaptı. Bir süre şiire ağırlık verdikten sonra düzyazıya yönelerek Doğal Roman’ı (1999) yayımladı. Uluslararası çapta ilgi gören roman yirmi üç dile çevrildi. Onu takip eden ilk öykü kitabı Ve Başka Öyküler (2001) ise sekiz dile çevrildi. İkinci romanı Hüznün Fiziği ( 2012) , Bulgaristan’ın Yılın En İyi Romanı Ödülüne (2013) , Jan Michalski Edebiyat Ödülü’ne (2016) ve Angelus Edebiyat Ödülü’ne (2019) layık görüldü. 2020 yılında yayımlanan üçüncü romanı Zaman Sığınağı İtalya’nın en prestijli edebiyat ödülü olan Premio Strega Europeo ve 2023 Uluslararası Booker Ödülü’nü kazandı. Babasının ölümünü anlattığı Bahçıvan Ve Ölüm (2025) adlı kitabı ise yayımlandığı ülkelerde yoğun ilgi gördü. Farklı yazın türleriyle uğraşmayı seven Gospodinov’un eserleri arasında şiir, öykü ve romanların yanı sıra oyunlar ve denemeler de yer alıyor.
Romandan Alıntı:
“ Bir noktada, zamanın ne zaman başladığını, dünyanın tam olarak ne zaman yaratıldığına hesaplaşmaya koyulmuşlar. On yedinci yüzyılında ortalarında İrlandalı piskopos Ussher sadece söz konusu yılı değil, başlangıç tarihini de hesaplamış: MÖ 22 Ekim 4004. Cumartesiye denk geliyormuş.(tabii ki) Bazılarına göre Ussher tam saat da vermiş- öğleden sonra altı civarı. Cumartesi öğleden sonra, bana kesinlikle inandırıcı geliyor. Can sıkıntısı çeken bir yaratıcı haftanın başka hangi gününde dünya kurup kendine yoldaş aramaya kalkışır ki? Ussher tüm hayatını buna adamış, Latince yazılmış olan eseri 2000 sayfayı buluyormuş, tümünü okuma zahmetine giren pek fazla kişi olmamıştır herhalde. Ama buna rağmen son derece meşhur olmuş, belki eser değil de buluşun kendisi.”
Georgi Gospodinov romanı ‘Zaman Sığınağı’ nda bizi geçmişin labirentine davet ediyor. Romanın yazarla aynı adı taşıyan kahramanının yolu, geçmişle kafayı bozmuş, sonunda da geçmişte kaybolan gizemli bir karakterlerle, Gaustin’le kesişiyor. İkisi birlikte, hafızası yavaş yavaş yitip giden insanlar için “geçmiş klinikleri” kuruyor, anılarından geriye kalanları korumak için onlara “zaman sığınakları” sunuyorlar. Ve nihayetinde tüm Avrupa’nın bir geçmiş çılgınlığına kapılmasıyla olaylar çığrından çıkıyor.
“ Bizler geçmiş fabrikalarıyız. Canlı geçmiş makineleri, başka neyiz ki? Zaman yiyoruz ve geçmiş üretiyoruz. Ölüm bile çözüm değil. İnsanın kendisi gider ama geçmişi kalır. Sonra tüm bu şahsi geçmiş nereye gider? Tüm o başlayıp tamamlanmamış hikayeler, terk edilen sevgililer, kesilen ve kanaması devam eden ilişkiler nereye gider?”
Bu roman zaman, yaşlılık, ölüm, hafıza, bireysel ve toplumsal geçmişler üzerine hem oyunbaz ve yaratıcı hem de dokunaklı ve derinlikle bir tefekkür.
( Arka kapak yazısından )












