Tek başına, yalnız değil! Bu cümleyi geçen yıl kendime doğum günü hediyesi olarak verdiğim Atina gezimde bir kafede görmüştüm… Aaa dedim işte bu ben!
Kendimi bildim bileli hobilerine, kendine vakit ayıran biriydim.
Küçücük bir kızken bile o sırada oyun oynayacak kimse yoksa bunu sorun etmedim. Ben de elime kitabımı alıp okudum. Veya kağıt bebeklerime yeni elbiseler yapıp bunu gururla ev halkına gösterdim.
Kız arkadaşlarımla ilk defa tatile çıktığımızda birkaç günlüğüne kaldığımız Fethiye’den Kaş’a geçmiştik. Benim Kaş’a hislerim ilk bakışta aşk idi. Arkadaşlarım ise o zamanlar çok daha sakin bir yer olan Kaş’ı sıkıcı bulmuşlardı.
Ertesi yıl Kaş rüyalarıma girerken arkadaşlarımı benimle gelmeye ikna edememiştim. Sonuçta hayatı ertelememeyi seçtim. Ve tek başıma Kaş yoluna koyuldum.
Yolda bir çok ortak arkadaşımız olan, benzer meslekleri yaptığımız harika bir arkadaş edineceğimi, bu arkadaşlığın hep süreceğini henüz bilmiyordum.
Size bu satırları yazarken bir yandan da İstanbul Büyükşehir Belediyesinin katkısıyla düzenlenen Japon Film Festivaline gitmek için hazırlık yapıyorum.
Dün Başbakanın Kocası ve İstediğin Gibi Titre adlı iki filmi seyrettim.
Şahaneydi… İyi ki gitmişim… Yaşam, insan ilişkileri, kararlar, pişmanlıklar üzerine çokça düşündüren sıcacık filmlerdi…
Festivalde karşılaştığım her yaştan sanatseverlerle sohbet etmek de çok güzeldi. Gençlerin ve biz orta yaşlıların bir araya geldiği sıcak bir ortam kendiliğinden oluşmuştu. Ne de olsa sinema ve Uzakdoğu birleşince tadından yenmez.
Benim için Japonca’nın Çince’ye olan yakınlığı, bazı kelimelerin aynı veya çok benzer oluşu da ilginç bir özellikti. Evet, Çince biliyorum… Çin’de iki ayrı üniversitenin sertifika eğitimlerine katıldım, mezun oldum. Çin maceramı da bir başka sefere anlatırım…
Japon Film Festivalinin benim için en özel yönü de herhalde çocukluğuma uzanmaktı… Ne de olsa Şeker Kız Candy ile büyüyen bir nesildik biz…
Bugün de Oşin ve Çevrimiçi Cesur Baba adlı filmler beni bekliyor. Üstelik de belediyenin İstanbul Senin uygulamasından rezervasyon yapmak yeterli bu ücretsiz etkinlikleri izlemek için…
İstanbul’da yaz geri gelmişken, sokaklara fırlamak, kendi şehrinde turist olmak da yine bu hafta yaptıklarım arasında yer aldı. Ataköy’deki Baruthane’de yüzümü güneşe çevirip, denize karşı çayımı içmek paha biçilmezdi.
Pazar günü ise büyük bir heyecanla beklediğim Kitap Klübümüzün buluşması var.
Bu seferki kitabımız Murathan Mungan’dan Eldivenler, Hikayeler; filmimiz ise Şerif Gören’in yönetmenliğini yaptığı, Hülya Koçyiğit, Tarık Akan ve Cihan Ünal’ı buluşturan Herhangi Bir Kadın. Yıldız Sarayı Beltur Kafede toplanıp bu eserleri konuşacağız.
Hava yine güzel olacakmış, bunu fırsat bilip bolca yürümeyi, kış güneşinden yararlanmayı planlıyoruz.
Pekiyi sizin bu pazar planlarınız neler? Yoksa hala birilerini bekliyor ve ertelemeyi mi seçiyorsunuz?
Unutmayın ki, kişi en çok yapmadığı şeylerden pişmanlık duyar. İçinde kalanlardan… Okumadığı kitaplardan, gitmediği ülkelerden, öğrenmediği yabancı dilden, tadını çıkartarak içmediği o çaydan/kahveden…
Sonra değil, şimdi! Ertelemeyin hemen yapın! Hayattan keyif almasını bilerek yaşayın her anınızı!
Harika pazarlar diliyorum…












