Bazı insanlar hayatımızın içinden geçer ama gözümüzün önünde oldukları halde görünmez kalırlar.
Sabah kahvemizi getiren garson, tabakları sessizce toplayan komi, otobüsü yağmurda ve trafikte kullanan şoför, dükkânda gün boyu ayakta duran satış temsilcisi, sanayide ustasının yanında tornavida uzatan çırak…
Onlar hayatın dekoru değildir. Hayatın kendisidir.
Ne var ki modern dünyanın garip bir huyu var. İnsanların ünvanlarını büyütürken hikâyelerini küçültüyor. Tezgâhtar artık “satış danışmanı” oldu, personel “ekip üyesi” oldu, maaşlar küçüldü ama kartvizitler büyüdü. Kelimeler değişti, emek aynı kaldı.
Oysa her birinin kendilerinden büyük bir öyküsü vardır.
Akşam vardiyasından çıkıp çocuğuna oyuncak almaya çalışan bir baba. Üniversite harcını ödeyebilmek için hafta sonu çalışan bir genç. Yaşlanan annesine bakan bir kadın. Hayat, onların omuzlarında taşınır ama çoğu zaman onları kimse dinlemez.
Edebiyat ise tam burada devreye girer.
Büyük romanlar yalnızca kralları, generalleri ve kahramanları anlatmaz. Asıl büyük edebiyat, kalabalığın içinde kaybolan insanlara ışık tutar.
Germinal’de madencilerin yeraltındaki ağır yaşamı anlatılır. Zola, kömür çıkaran işçilerin yalnızca çalışma koşullarını değil, umutlarını, öfkelerini ve hayallerini de görünür kılar.
Gazap Üzümleri’nde toprağını kaybeden yoksul ailelerin Amerika boyunca süren yolculuğu vardır. Roman, emeğin nasıl sömürüldüğünü anlatırken insan onurunun ne kadar dirençli olabileceğini de gösterir.
Ekmek Kavgası ise bizim sokaklarımızın sesidir. Fabrika işçileri, küçük memurlar, çıraklar ve yoksullar ilk kez romanların merkezine oturur. Çünkü Orhan Kemal bilir ki insanı büyük yapan makamı değil, mücadelesidir.
Yaşar Kemal de Çukurova’nın ırgatlarını, pamuk işçilerini ve toprağın emekçilerini anlatırken aslında görünmeyen milyonların hikâyesini yazar.
Belki de bu yüzden edebiyat emeği önemser. Çünkü emek, insanın dünyaya bıraktığı en dürüst imzadır.
Bir dahaki sefere otobüse bindiğimizde, bir restoranda oturduğumuzda ya da bir mağazadan alışveriş yaptığımızda, karşımızdaki kişinin yalnızca yaptığı işi görmemek gerekir. Çünkü üniformanın altında bir hayat, bir mücadele, bir çocukluk, bir aşk hikâyesi, yarım kalmış hayaller ve kimsenin bilmediği savaşlar vardır.
Hepimiz birilerinin hikâyesini okumayı severiz.
Ama belki de en büyük romanlar, her gün yanımızdan geçip giden ve kimsenin okumadığı insanlardır.












