
Gülistan Doku 2020 yılında kayboldu.
Dosyanın yönünü değiştiren operasyonlar ise 2026 yılında gerçekleştirildi.
Eski vali…
Eski polis memurları…
Kamu görevlileri…
Sağlık çalışanları…
Dönemin soruşturmasında adı geçen başka kişiler…
Altı yıl sonra yeniden savcılığın ve kolluğun karşısına çıktı.
Eski valinin kayıp döneminde kullandığı aracın DNA incelemesi için İstanbul’a götürüldüğü de kamuoyuna yansıdı.
Burada sorulması gereken soru yalnızca “Yeni delil bulundu mu?” değildir.
Asıl soru şudur:
Bugün yapılabilenler neden altı yıl önce yapılmadı?
Bugün incelenen araç neden o tarihte aynı yöntemlerle incelenmedi?
Bugün araştırılan dijital bağlantılar neden ilk günlerde araştırılmadı?
Bugün mercek altına alınan kamu görevlilerinin işlemleri neden o dönemde sorgulanmadı?
Bugün silindiği belirtilen kayıtlar neden silinmeden önce korunamadı?
Bugün şüpheli görülen temaslar neden zamanında açıklığa kavuşturulmadı?
Savcılığın 2026 yılında, olayın ardından emniyet istihbarat birimlerinin ne zaman çalışma başlattığını ve Gülistan Doku hakkında ülke genelindeki istihbarat sistemlerinde araştırma yapılıp yapılmadığını incelemeye aldığı da haberleştirildi.
Bu gelişme bile ilk soruşturmanın yeterliliği konusunda ne kadar ciddi soru işaretleri bulunduğunu göstermektedir.
Altı yıl…
Delilin yok olması için uzun bir süredir.
Tanığın hafızasının zayıflaması için uzun bir süredir.
Dijital kayıtların silinmesi için uzun bir süredir.
Kamera görüntülerinin kaybolması için uzun bir süredir.
İnsan ilişkilerinin değişmesi için uzun bir süredir.
Şüphelilerin ortak bir anlatı oluşturması ihtimali açısından da uzun bir süredir.
Ama bir aile için…
Altı yıl yalnızca takvim değildir.
Her sabah aynı soruyla uyanmaktır.
Her telefon sesinde irkilmektir.
Her yeni gelişmede yeniden umutlanmaktır.
Her sonuçsuzlukta yeniden yıkılmaktır.
Bu nedenle geciken adaletin bedeli yalnızca dosyada yazmaz.
O bedel, yıllarca bekleyen bir ailenin hayatına yazılır. Devam edecek











