
Bu bir teşvik meselesi değil.
Bu, kimin korunacağına karar verilmiş bir düzendir.
Bir açıklama yapılıyor.
Yurt dışından gelen yatırımcıya…
Uluslararası gelir elde eden yapılara…
20 yıla varan vergi avantajı.
Gerekçe hazır:
Yatırım gelsin.
Döviz gelsin.
Ekonomi büyüsün.
İtiraz edilen nokta bu değil.
Asıl mesele şu soruda başlıyor:
Bu ülkenin yükünü kim taşıyor?
Resmî tablo ortada:
Türkiye’de toplanan vergilerin yaklaşık %60’tan fazlası dolaylı vergilerden geliyor.
Bu şu anlama geliyor:
Gelirine bakılmadan vergi.
Ekmekte…
Akaryakıtta…
Faturada…
Aynı oran.
Aynı yük.
Bir başka gerçek:
Gelir vergisinin büyük bölümü
maaşlı çalışanlardan kesiliyor.
Sistem şöyle işliyor:
Yıl ilerliyor.
Vergi artıyor.
Maaş değişmiyor.
Elde kalan azalıyor.
Bu bir istisna değil.
Bu düzenin kendisi.
Tabloyu yan yana koymak yeterli:
Bir tarafta
her işlemde vergi ödeyen geniş kitleler.
Diğer tarafta
yıllarca vergi konuşulmayan sermaye.
Sorulması gereken soru açık:
Aynı ülkenin insanı olmak,
aynı yükü taşımayı gerektirmez mi?
Vergisini ödeyemediği için
icra dosyasında bekleyen esnaf var.
Vergi dilimi nedeniyle
geliri eriyen çalışan var.
Geçim derdiyle yaşayan milyonlar var.
Bu kesimler için uzun vadeli bir kolaylık yok.
Sermaye için var.
Üstelik yıllarla ölçülen bir rahatlık.
Bu bir tercih değil midir?
Gündelik hayat bu tercihi açıkça gösterir.
Pırlantada vergi istisnası tartışılır.
Denizcilikte ÖTV’siz yakıt uygulaması vardır.
Akaryakıt ise geniş kitleler için verginin en ağır hissedildiği alandır.
Aynı ülkede bu üç tablo yan yana durur.
Bir tarafta
lüks tüketimde vergi istisnası konuşulur.
Diğer tarafta
temel ihtiyaçta vergi kesintisiz uygulanır.
Bir tarafta
yakıt vergisiz alınır.
Diğer tarafta
her litre vergiyle yüklenir.
Tablo açıktır.
Vergi teknik bir konu olmaktan çıkar.
Bir tercih haline gelir.
Son 20 yılın vergi yapısı bunu gösteriyor:
Dolaylı vergiler arttı.
Yük geniş kitlelere yayıldı.
Gelir dağılımı bozuldu.
Her kriz sonrası aynı sonuç:
Yük aşağıya bırakıldı.
Alan yukarıya açıldı.
Bunun tesadüf olduğu söylenemez.
Hiçbir sistem
20 yıl boyunca aynı sonucu rastlantıyla üretmez.
Bu,
bilinçli bir yönelimdir.
Vergi bir rakam değildir.
Vergi, bir devletin karakteridir.
Kimi koruduğunu…
Kimi zorladığını…
Kimi gözden çıkardığını gösterir.
Bugün ortaya çıkan tablo nettir:
Vergi, geniş kitleler için zorunluluktur.
Bazıları için ise
müzakere edilebilir bir konudur.
Kırılma noktası tam burasıdır.
Devlet vergiyi toplamakla değil,
topladığını adil dağıtmakla ölçülür.
Bu nedenle bu düzenleme bir teşvik değildir.
Bu,
sistematik bir kayırmadır.
Gerçek tam burada görünür:
Maaş üzerinden alınan vergi artar.
Tüketim üzerinden alınan vergi artar.
Borç yükü büyür.
Bazı alanlarda ise
vergi konuşulmaz.
Dikkat başka yerlere yöneldiğinde
bu tablo değişmez.
Görülmediğinde
bu sistem sürer.
Sorgulanmadığında
bu yük artar.
Sonuç değişmez:
Vergi yükü halka,
muafiyet sermayeye.
Yük aynı omuzlarda.
Ayrıcalık aynı adreslerde.
Sistem değişmez.
Sonuç değişmez.













