13 EKİM 1923 – 13 EKİM 2026
103 yıldır Cumhuriyet’in kalbi, bir milletin hafızası, sanatın, kültürün, dostluğun başkenti.
Bugün Ankara’nın başkent oluşunun 103. yılı.
Ankara, yalnızca devletin yönetildiği bir şehir değildir.
Ankara, bir milletin yeniden ayağa kalktığı iradenin adıdır.
Bu şehir, Cumhuriyet’in kalbinin attığı yerdir.
Birinci Meclis, yokluklar içindeki bir milletin bağımsızlık mücadelesine yön verdiği tarihî bir mekândır.
İkinci Meclis, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına, devrimlerine, büyüyen kurumlarına tanıklık etmiş bir hafızadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, millet iradesinin temsil edildiği yerdir.
Anıtkabir ise bu başkentin vicdanıdır.
Bu şehrin sokaklarında tarih vardır.
Bu şehrin taşlarında mücadele vardır.
Bu şehrin kalbinde Atatürk vardır.
103 yıl sonra Ankara’ya baktığımızda büyüyen bir başkent görüyoruz.
Artan nüfus, göçle değişen mahalleler, yükselen binalar, genişleyen yerleşim alanları görüyoruz.
Saatlerini trafikte tüketen insanları, giderek ağırlaşan yaşam koşullarını, daralan yeşil alanları görüyoruz.
Bir zamanların sakin Ankara’sı, bugün trafiğiyle insanı yoran bir metropole dönüştü.
Bir başkent yalnızca büyüyerek mi gelişir?
Kalabalıklaşmak, çağdaşlaşmak anlamına mı gelir?
Yükselen binalar, yükselen yaşam kalitesinin göstergesi midir?
Bir şehir büyürken insanların huzuru azalırsa buna ilerleme denilebilir mi?
Bir Cumhuriyet başkentinin ölçüsü betonun yüksekliği mi, insanın yaşam kalitesi mi olmalıdır?
Ankara bugün bu soruların da muhatabıdır.
Ankara’nın bir başka kimliği daha vardır ki bu şehrin ruhunu anlamak isteyenlerin onu görmezden gelmesi mümkün değildir.
ANKARA, SANATIN DA BAŞKENTİDİR!

Bu ülkenin yetiştirdiği sayısız büyük sanatçının yolu Ankara’dan geçmiştir.
Kimisi bu şehirde yetişmiş, kimisi ilk kez bu şehrin sahnelerinde alkışlanmış, kimisi sanat yaşamının en önemli yıllarını Ankara’da geçirmiştir.
Konservatuvarlarından tiyatrolarına, operasından balesine, senfoni orkestralarından sanat galerilerine kadar Ankara, Cumhuriyet’in kültür ve sanat birikimini taşıyan en önemli merkezlerden biridir.
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın notaları, Devlet Tiyatrolarının perdeleri, opera ve balenin sahneleri, resim sergileri, edebiyat buluşmaları bu şehrin kültürel zenginliğinin parçalarıdır.
Ankara’da sanat yalnızca izlenmez, yaşanır.
Bir akşam tiyatro salonunda düşünürsünüz.
Başka bir akşam konser salonunda müziğin büyüsüne kapılırsınız.
Bir sergide ressamın dünyasına konuk olursunuz.
Bir kitap söyleşisinde düşüncenin, bir şiir dinletisinde sözcüklerin gücüyle buluşursunuz.
Ankara, yalnızca kararların alındığı değil, düşüncenin üretildiği, sanatın geliştiği, kültürün kuşaktan kuşağa aktarıldığı bir şehirdir.
Bir başkenti gerçekten başkent yapan yalnızca siyasi kurumları mıdır?
Sanatçısı susmuş, tiyatrosu perdelerini kapatmış, konser salonları sessizleşmiş bir başkent düşünülebilir mi?
Cumhuriyet’in başkenti, Cumhuriyet’in kültür ve sanat anlayışını yaşatmakla da sorumlu değil midir?
Ankara’nın bir başka güzelliği de insan ilişkilerindedir.
Bu şehirde dostlukların ayrı bir değeri vardır.
Yıllar geçse de bir kahve masasında yeniden buluşan insanlar vardır.
Bir tiyatro çıkışında uzayan sohbetler, bir konserin ardından bitmeyen geceler vardır.
Tunalı’nın hareketliliği, Kızılay’ın kalabalığı, Bahçelievler’in tanıdık sokakları, Hamamönü’nün tarihî dokusu, Kuğulu Park’ın dinginliği vardır.
Ankara’da eğlenmenin de ayrı bir tadı vardır.
Müziğin, sohbetin, sanatın, dostluğun birbirine karıştığı geceleri vardır.
Birlikte gülmenin, birlikte üretmenin, birbirinin sevincine ortak olmanın sıcaklığı vardır.
Ankara’nın dostlukları kolay kurulmaz belki, kurulduğunda kolay unutulmaz.
Bu şehir insanı yalnızca ağırlamaz.
İnsanın hayatında iz bırakır.
Ankara’yı Ankara yapan, yalnızca Anıtkabir’in görkemi, Meclislerin tarihî değeri, devlet kurumlarının varlığı değildir.
Bu şehri yaşatan sanatçısıdır, öğrencisidir, emeklisidir, işçisidir, esnafıdır, bilim insanıdır, sokaklarında umut taşıyan insanlarıdır.
Ankara’nın sosyal zenginliği, bütün bu farklı hayatların aynı şehirde buluşabilmesindedir.
Bir başkentin gerçek zenginliği, insanına sunduğu yaşamın kalitesinde saklıdır.
Bu nedenle Ankara’yı sevmek, sorunlarını görmezden gelmek değildir.
Ankara’yı sevmek, onu daha yaşanabilir, daha yeşil, daha düzenli, sanata daha fazla alan açan, insana daha çok değer veren bir şehir olarak görmek istemektir.
Ankara yalnızca makamların değil, insanların başkenti olmalıdır.
Yalnızca binaların değil, kültürün, sanatın, bilimin başkenti olmalıdır.
Yalnızca geçmişiyle övünen değil, geleceğini de Cumhuriyet’in çağdaşlık anlayışıyla kuran bir şehir olmalıdır.
103 yıl önce bu şehir bir milletin geleceğine başkent seçildi.
O karar yalnızca bir şehrin statüsünü değiştirmedi.
Bir milletin geleceğine yön veren tarihî bir tercihe dönüştü.
Bugün bize düşen, o tercihin taşıdığı sorumluluğa sahip çıkmaktır.
Ankara, sen yalnızca Türkiye’nin başkenti değilsin.
Sen Cumhuriyet’in hafızasısın.
Sen sanatın, kültürün, bilimin, dostluğun şehrisin.
Sen bu ülkenin göz bebeğisin.
Bütün kalabalığına, bitmeyen trafik çilene, değişen sokaklarına rağmen seviliyorsun güzel Ankara.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Cumhuriyetimizin kuruluşuna emek veren bütün kahramanlarımızı saygıyla, minnetle anıyorum.
Başkent oluşunun 103. yılı kutlu olsun Ankara!
İyi ki başkentimizsin.
İyi ki Cumhuriyet’in kalbisin.













