
Bu bir kutlama metni değildir.
Bu metin,
çalıştığı halde yoksullaşanların,
yaşadığı halde eksilenlerin,
susmadığı için bedel ödeyenlerin kaydıdır.
Bugün 1 Mayıs.
Takvimde adı var.
Gerçekte karşılığı tartışmalıdır.
TÜİK verilerine göre
işsizlik yıllardır yapısal bir sorun olarak yerinde duruyor.
DİSK-AR hesaplamaları
geniş tanımlı işsizliğin milyonlarca insanı kapsadığını gösteriyor.
Türk-İş verileri
açlık sınırının, ücretlerin önünde koştuğunu ortaya koyuyor.
Çalışanların önemli bir kısmı artık “çalışan yoksul”.
Bu tablo yalnızca Türkiye’ye ait değil.
Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine göre dünya genelinde yüz milyonlarca insan çalıştığı halde yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
Dünya Bankası verileri küresel yoksulluğun milyarlarca insanı etkilediğini gösteriyor.
OECD raporları
gelir eşitsizliğinin derinleştiğini ortaya koyuyor.
Sorun yerel değil.
Sorun sistemik.
Ekonomik tablo,
yalnızca rakamlardan ibaret değildir.
İşsizlik arttığında
boşanma oranları yükselir.
Gelir kaybı arttığında
aile içi şiddet artar.
Yoksulluk derinleştikçe
suç oranları yükselir.
Bu ilişki
Birleşmiş Milletler ve
Dünya Sağlık Örgütü raporlarında açık biçimde ortaya konur.
Yoksulluk yalnızca cebi değil, hayatı da eksiltir.
İş cinayetleri
bu tablonun en ağır sonucudur.
SGK kayıtlarına geçen kazalar,
her yıl binlerce insanın hayatına mal olur.
Her biri bir istatistik gibi yazılır.
Gerçekte ise
her biri yarım kalmış bir hayat.
Bazıları göçük altında kalır.
Bazıları yüksekten düşer.
Bazıları makineye sıkışır.
Bazıları ise
çalıştığı halde yaşayamaz.
1 Mayıs’ın tarihi nettir.
Haymarket Olayı
insanca çalışma koşulları için verilen bir mücadelenin adıdır.
“8 saat iş, 8 saat dinlenme, 8 saat yaşam” talebiyle
yola çıkılmıştır.
Bugün sorulması gereken soru değişmemiştir:
Hayatta kalmak neden hâlâ bir mücadeledir?
Türkiye’de çalışma saatleri
hâlâ birçok gelişmiş ülkenin üzerindedir.
Kayıt dışı istihdam
hâlâ milyonların gerçeğidir.
Genç işsizliği
geleceği belirsiz bırakır.
Kadın emeği
en kırılgan alanlardan biridir.
Düşük ücretle, güvencesiz koşullarda çalıştırılan göçmen ve mülteci işçiler, emek piyasasında ayrı bir kırılma yaratmaktadır.
Bu durum,
yerli işçilerin ücretlerini baskılamakta,
çalışma koşullarını aşağı çekmekte,
haksız rekabet ortamı oluşturmaktadır.
Sorun insanlar değildir.
Sorun, emeği korumayan düzendir.
Aynı işi yapanlar arasında hak, ücret ve güvence farkı oluştuğunda kaybeden herkes olur.
Bu tablo tesadüf değildir.
Bu tablo tercihtir.
Bu tablo,
emeği maliyet olarak gören,
insanı veriye indirgeyen,
hayatı hesap kalemine çeviren bir anlayışın sonucudur.
Bugün 1 Mayıs ise şu gerçek açıkça söylenmelidir:
Çalışmak bir ayrıcalık değildir.
İnsanca yaşamak bir lütuf değildir.
Güvenceli iş,
adil ücret,
güvenli çalışma koşulları
pazarlık konusu değil, haktır.
Meydanlar dolabilir.
Sloganlar atılabilir.
Asıl soru şudur:
Yarın ne değişecek?
Aynı insanlar
aynı koşullarda
aynı güvencesizlikle
çalışmaya devam edecekse
burada bir bayram yoktur.
Bu metin
kutlamak için yazılmadı.
Bu metin
hatırlatmak için yazıldı.
İşsizlik yalnızca işsizlik değildir.
Yoksulluk yalnızca yoksulluk değildir.
Bunlar
boşanan ailelerdir.
artan şiddettir.
yükselen suçtur.
eksilen hayatlardır.
Bugün sorulması gereken soru açıktır:
Bu ülkede emek
ne zaman gerçekten korunacak?
Bu soru cevapsız kaldığı sürece
1 Mayıs bir bayram değil.
Hesabı sorulmamış bir gerçektir.













