• İletişim: info@guncelkadin.com.tr
Güncel Kadın
Advertisement
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
Güncel Kadın
No Result
View All Result

Aşkım Tan: Atların bildiğini insan neden unuttu?

Aşkım Tan by Aşkım Tan
14 Ekim 2026
in Yazarlar
0
Aşkım Tan: Atların bildiğini insan neden unuttu?
0
SHARES
48
VIEWS
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp PaylaşLinkedin'de PaylaşPaylaşPaylaş

Bir ressamın tuvalinde koşan atlar yalnızca özgürlüğü mü anlatır, yoksa insanın unuttuğu değerleri de hatırlatır mı? Aynur Güner’in yıllardır sakladığı bir manifesto, atların sezgileriyle kurduğu düşünsel bağ, renklerin içindeki hüzün ve sanatın toplumsal sorumluluğu… Ankara’da bir sergi ziyaretinde başlayan söyleşi, resimlerin ardındaki insanı, doğayı ve birlikte yaşama kültürünü sorgulayan bambaşka bir yolculuğa dönüştü.

Bu bir sergi tanıtımı değildir.

 

Bu, bir sanatçının tuvallerinde anlattıklarından yola çıkarak insanın kendisini, doğayla ilişkisini ve toplumsal sorumluluğunu sorgulayan bir yazıdır.

Ankara’da Armada AVM bünyesindeki GaleriM Sanat Galerisi’nde ressam Aynur Güner’in eserleriyle karşılaştığımda ilk dikkatimi çeken, atların olağanüstü hareketliliğiydi.

Koşan, şahlanan, başını öne eğen, birbirine yaklaşan, kimi zaman meydan okuyan, kimi zaman derin bir sessizliğe çekilmiş atlar…

Her birinde farklı bir duygu vardı.

Güç vardı.

Asalet vardı.

Özgürlük vardı.

Hüzün vardı.

Hepsinden önemlisi, bakışlarında insanı durdurup düşündüren bir ifade vardı.

Resimleri tek tek incelerken sanatçıya da bu gözlemlerimi anlattım.

Atlarının yalnızca hareketli olmadığını, yüzlerinde sevgi, hüzün ve birbirinden farklı duygular gördüğümü söyledim.

Aynur Güner’in verdiği karşılık, bir ressamın izleyicisiyle kurabileceği en anlamlı bağlardan birini anlatıyordu.

“Ben size verebildiysem dünyanın en mutlu ressamıyım.”

Bir sanatçı için bundan daha değerli ne olabilir?

Tuvalin başında hissedilen bir duygunun, yıllar sonra karşısına geçen başka bir insan tarafından okunabilmesi, sanatın en güçlü yanlarından biri değil midir?

Söyleşimiz ilerledikçe bu resimlerin ardında yalnızca teknik birikim değil, uzun yıllara dayanan düşünsel bir arayış bulunduğunu öğrendim.

Güner, yıllar önce bir gazeteden keserek sakladığı, geçmişini yaklaşık üç bin yıl öncesine dayandırdığı bir manifestodan söz etti.

İnsanların daha iyi, daha sadık, daha başarılı, daha sakin olabilmelerini öğütleyen düşüncelerden…

Sevgi ve şefkatin, karşısındaki canlıyı anlayabilmenin, birlikte yaşamanın değerinden…

Kendisi için önem taşıyan bu eski öğütlerin bugün de geçerliliğini koruduğunu anlattı.

Manifestonun tarihsel kökeni ayrıca araştırılmaya muhtaç olsa da sanatçının o metinle kurduğu kişisel bağ son derece dikkat çekiciydi.

Asıl ilginç olan, Güner’in bu düşünceleri atların yaşam biçimiyle ilişkilendirmesiydi.

Ona göre atlar, insanların zaman içinde uzaklaştığı bazı özellikleri doğalarında koruyordu.

Sezgi.

Farkındalık.

Dinginlik.

Sadakat.

Birlikte yaşama bilinci.

Karşısındaki canlının davranışlarını algılayabilme yeteneği.

Güner, atların insanlardaki tutarsızlıkları sezebildiğine, tehlikeyi fark ederek kendilerini ve sürülerini koruyabildiğine inanıyor.

Bu düşünceler, bilimsel bir davranış incelemesinden çok, sanatçının doğayı gözlemleme ve yorumlama biçimini yansıtıyor.

Yine de üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir soru doğuyor.

İnsan, aklıyla ve bilgisiyle övünürken sezgilerini, şefkatini ve birlikte yaşama sorumluluğunu ne ölçüde koruyabiliyor?

Güner’in üzerinde özellikle durduğu kavramlardan biri de anda kalmak.

Söyleşimiz sırasında geçmişe ve geleceğe takılıp bugünü kaçıran insanlardan söz etti.

Yarın yapacağımız işleri düşünürken, henüz yaşanmamış olayları tasarlarken içinde bulunduğumuz anı ne kadar yaşayabildiğimizi sorguladı.

Atlarınsa yaşadıkları ana odaklandığını anlattı.

Burada sanatçının başvurduğu bir başka düşünce, Mevlânâ’ya atfedilen o bilinen söz oldu.

“Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün.”

Güner, atların doğallığıyla bu söz arasında anlamlı bir ilişki kuruyor.

Olduğundan farklı görünmeye çalışmamak.

Karşısındakini yanıltmamak.

Doğallığını kaybetmemek.

Yaşadığı anın farkında olmak.

Sergideki sanatçı panosunda da bu düşüncelerin izleri görülüyor.

Zaman, farkındalık, sezgi, dinginlik, asalet, özgürlük ve hız, at figürlerinin temsil ettiği temel kavramlar olarak sıralanıyor.

Burada özellikle dinginlik üzerinde durmak gerekiyor.

Sürekli hareket eden, koşan, şahlanan bir canlıyla dinginlik arasında nasıl bir ilişki kurulabilir?

Hızlı hareket etmek, iç dünyada da sürekli bir karmaşa yaşamak anlamına mı gelir?

İnsan, durduğu yerde huzursuz olabiliyorken hareketin içindeki bir canlı dinginliğin sembolüne dönüşebilir mi?

Güner’in resimleri, bu karşıtlıkları düşündürüyor.

Sanatçının söyleşimiz sırasında üzerinde durduğu sürü anlayışı da ayrıca önemliydi.

Atların yalnızca kendilerini değil, birlikte yaşadıkları diğer canlıları da korumaya yönelik davranışlarından söz etti.

Bir sürünün gücünü, üyeleri arasındaki bağla ilişkilendirdi.

Bu düşünceyi insan toplumlarına uyarlamamak mümkün mü?

Bir toplum yalnızca güçlü bireylerinin başarılarıyla mı ölçülür?

Yoksa en güçsüz, en korunmasız, en fazla desteğe ihtiyaç duyan bireylerine gösterdiği duyarlılıkla mı?

Birlikte yaşamayı öğrenememiş insanların oluşturduğu kalabalığa gerçekten toplum denilebilir mi?

Dayanışmanın yerini çıkar ilişkileri, güvenin yerini kuşku, şefkatin yerini kayıtsızlık aldığında geriye nasıl bir birliktelik kalır?

İşte Güner’in atlarla kurduğu düşünsel ilişkinin bende uyandırdığı sorular bunlardı.

Sanatçının gazeteden keserek sakladığı düşünceleri resmin içine taşıması da bu nedenle anlamlı.

Gönderdiği mesaj yalnızca bir figürün güzelliğiyle sınırlı değil.

Geçmişten gelen sözcükler, bugünün renkleriyle aynı yüzeyde buluşuyor.

Yazı, boya ve düşünce birbirine karışıyor.

Böylece resim yalnızca bakılan bir nesne olmaktan çıkıyor.

Okunan, düşünülen ve sorgulanan bir anlatıya dönüşüyor.

Güner’in altıncı kişisel sergisindeki eserleri teknik açıdan değerlendirdiğimizde de bu düşünsel arayışın izlerini görmek mümkün.

Yaklaşık otuz yıllık sanat yolculuğunda suluboyayla başlayan çalışmalarını farklı tekniklerle geliştiren sanatçı, özellikle at figürlerinde kendine özgü bir anlatım dili oluşturmuş.

Anatomik yapıya gösterdiği özen, figürlerin hareketini inandırıcı kılıyor.

Kasların gerilimi, yelelerin savruluşu, gövdelerin yön değiştirmesi ve ayakların yere temas ettiği anlar, hareket duygusunu güçlendiriyor.

Bununla birlikte resimleri yalnızca gerçekçi figürlerden oluşmuyor.

Arka planlarda belirginleşen soyut ve dışavurumcu anlatım, atların hareketini çevreleyen ikinci bir dünya oluşturuyor.

Kızıllar, turuncular, sarılar, morlar ve maviler kimi zaman sert karşıtlıklarla yan yana geliyor.

Kimi zaman renkler birbirinin içine akarak görüntünün sınırlarını belirsizleştiriyor.

Fırça darbeleri bazı eserlerde hareketi hızlandırıyor, bazılarındaysa izleyiciyi figürün bakışına yönlendiriyor.

Açık renkli bir atın koyu zemin üzerindeki duruşu, yalnızca ışık ve gölge karşıtlığı yaratmıyor.

Figürün yalnızlığını, dinginliğini ve iç dünyasını da öne çıkarıyor.

Kalabalık at gruplarında ise bambaşka bir etki ortaya çıkıyor.

Birlikte hareket eden bedenler, aynı yöne savrulan yeleler ve birbirini tamamlayan renkler, güçlü bir ritim oluşturuyor.

Burada figüratif gerçekçilikle soyut anlatım birbirini dışlamıyor.

Birlikte çalışıyor.

Resimlerdeki hareket duygusu, renklerin taşıdığı enerjiyle daha da belirginleşiyor.

Serginin dikkat çekici bir başka yönü de sanatçının yalnızca atlarla sınırlı kalmayan üretimi.

Deniz manzaraları, tekneler, ışığın su üzerindeki yansımaları ve insan figürleri de onun resim dünyasının farklı yönlerini gösteriyor.

Özellikle deniz çalışmalarında daha serbest ve lekesel bir anlatım dikkat çekiyor.

Bir teknede dinginliği, bir limanda bekleyişi, suyun üzerinde zamanın akışını hissetmek mümkün.

At resimlerindeki hareketle deniz resimlerindeki sessizlik arasında görünürde bir karşıtlık bulunuyor.

Oysa ikisinin ortak noktası yaşamın değişkenliği.

Birinde koşan bedenler, diğerinde yer değiştiren ışık ve su var.

Her ikisinde de zamanın izleri görülüyor.

Sanatçının anlatımında hüzün ve sevginin neden bu kadar önemli olduğunu ise söyleşimizin ilerleyen bölümünde daha iyi anladım.

Güner, bir çalışmasının önünde durarak hayatını paylaştığı köpeği Pako’dan söz etti.

Evinde resim yaparken Pako’nun yanına geldiğini, çalışma alanındaki kâğıtlara patileriyle dokunduğunu ve o izlerin eserlerine karıştığını anlattı.

Pako’yu 2019 yılında kaybetmişti.

Anlatırken sesine yansıyan duygu, sıradan bir hatırayı paylaşmadığını gösteriyordu.

Birlikte geçirilen zamanın, sevginin ve kaybın resimle kurduğu bağdan söz ediyordu.

O izlerin başka bir yerde aynen oluşturulamayacağını düşünüyordu.

Haklı olduğu bir nokta vardı.

Aynı boya yeniden kullanılabilir.

Aynı renkler yeniden hazırlanabilir.

Benzer bir kompozisyon yeniden yapılabilir.

Kaybedilmiş bir canlının yaşarken bıraktığı kendine özgü iz ise aynı biçimde geri getirilemez.

Bir resmin değeri her zaman yalnızca kullanılan malzeme veya teknikle ölçülebilir mi?

Bazen sanatın en güçlü yanı, artık geri gelmeyecek bir varlığın hatırasını yaşatması değil midir?

Pako’nun hikâyesi, Güner’in hayvanlarla kurduğu ilişkinin yalnızca estetik bir tercih olmadığını bir kez daha gösteriyordu.

Atların bakışlarında aradığı duygunun, doğaya ve canlılara duyduğu sevgiyle beslendiğini düşünmemek mümkün değildi.

Serginin toplumsal sorumluluk boyutu ise bu anlatıya başka bir anlam kazandırıyor.

10–23 Ekim 2026 tarihleri arasında devam eden serginin gelirinin yüzde 30’u, Ankara Kent Rotary Kulübü’nün tekerlekli sandalye bağış projesine aktarılacak.

Bu yaklaşım, sanatı yalnızca estetik bir uğraş olarak değerlendirmeyen bir dayanışma örneği.

Burada dikkat çekici bir anlam ilişkisi bulunuyor.

Bir tarafta özgürce koşan atlar var.

Diğer tarafta bağımsız hareket edebilmek için desteğe ihtiyaç duyan insanlar.

Tuvaldeki hareket, gerçek yaşamda başka bir insanın hareket özgürlüğüne katkı sağlayacak.

Resimde özgürlüğü anlatan fırça, toplumsal yaşamda özgürlüğün önündeki bir engelin azaltılmasına yardımcı olacak.

Bu ilişki, sanatın toplumsal sorumluluğuna dair uzun açıklamalardan daha etkili.

Yine de meseleyi yalnızca bağışın yarattığı iyilik duygusuyla değerlendirmek yeterli değil.

Bir insanın hareket özgürlüğü neden başkalarının yardımına bağlı kalmak zorunda?

Tekerlekli sandalyesi olan bir insan, kaldırımdan geçemiyorsa, toplu taşıma aracına binemiyorsa, bir kamu binasına bağımsız giremiyorsa sorun yalnızca bireysel hareket kısıtlılığı mıdır?

Yoksa toplumun ve kentlerin herkese eşit yaşam olanağı sunamaması mıdır?

Erişilebilirlik bir ayrıcalık değildir.

Bir yardım konusu olmanın ötesinde temel bir haktır.

Ankara Kent Rotary Kulübü’nün “Kalıcı Etki Yarat” yaklaşımının gerçek anlamı da burada önem kazanıyor.

Kalıcı etki, yalnızca ihtiyaç duyulan bir aracı sağlamakla sınırlı kalmamalı.

İnsanların o araçla özgürce hareket edebileceği yaşam alanlarının oluşturulmasını da kapsamalı.

Sanatın topluma dokunması değerlidir.

Toplumun da sanatın gündeme getirdiği sorunlara kalıcı çözümler üretmesi gerekir.

Aynur Güner’in sergisinin düşündürdüğü önemli meselelerden biri de bu.

Bir sanat eserinin toplumsal bir sorunu bütünüyle çözmesi beklenemez.

İnsanların o soruna bakışını değiştirmesi, duyarlılık oluşturması ve harekete geçmelerine katkıda bulunması mümkündür.

Sanatın gücü biraz da burada ortaya çıkar.

Görünmeyeni görünür kılabilmesinde.

Alışılmış olanı sorgulatabilmesinde.

İnsanın kendisine dönüp bakmasını sağlayabilmesinde.

Galeriden ayrılırken zihnimde yalnızca renkli tuvaller kalmadı.

Aynur Güner’in yıllardır sakladığı manifesto kaldı.

Atların sezgileri üzerine anlattıkları kaldı.

Bir sürünün üyeleri arasındaki dayanışmaya ilişkin düşünceleri kaldı.

Pako’nun geride bıraktığı izler kaldı.

Bir insanın hareket özgürlüğüne katkı sağlamak isteyen sanat anlayışı kaldı.

Hepsinin ortak noktasında insanın kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişki vardı.

Belki de sanat eserlerini değerlendirirken yalnızca ne kadar başarılı çizildiğine, hangi teknikle yapıldığına, hangi renklerin kullanıldığına bakmamak gerekiyor.

O eserin hangi düşünceyi taşıdığına, insanda hangi duyguyu uyandırdığına ve geride hangi soruları bıraktığına da bakmak gerekiyor.

Güner’in atları koşuyor.

Kimi özgürlüğe, kimi bilinmeyene, kimi kendi iç dünyasına doğru…

İnsanınsa bütün bu hareketin ortasında durup düşünmesi gerekiyor.

Bilgi çoğalırken anlayış neden azalıyor?

İletişim olanakları gelişirken insanlar neden birbirinden uzaklaşıyor?

Birlikte yaşamaktan söz ederken birbirimizin özgürlüğünü neden zorlaştırıyoruz?

Doğayı anlamaya çalışırken onunla kurduğumuz ilişkiyi neden sürekli zedeliyoruz?

Birbirini korumayı öğrenmiş canlıların yaşamını incelerken kendi toplumumuzdaki dayanışma eksikliğini neden görmezden geliyoruz?

Aynur Güner’in resimleri bu soruların yanıtını vermiyor.

Sanatın görevi her soruya hazır bir yanıt sunmak da değil.

Bazen bir düşüncenin kapısını aralamak, uzun açıklamalardan çok daha etkili olabiliyor.

Bu sergide o kapı, bir atın gözlerinde açılıyor.

Bir ressamın yıllarca sakladığı düşüncelerle derinleşiyor.

Toplumsal dayanışmayla gerçek yaşama uzanıyor.

Geriye ise kolayca unutulmayacak bir soru kalıyor.

İnsan, doğadaki canlıların sezgilerini araştıracak kadar ilerledi de onların birlikte yaşama becerisinden öğreneceklerini göremeyecek kadar mı uzaklaştı?

Atlar koşmaya devam ediyor.

Asıl mesele, insanlığın hangi değerleri geride bırakarak koştuğudur.

Önceki Yazı

PİAR Araştırma’ya göre Başkan Ayşe Ünlüce, Türkiye’nin ilk 5’inde

Sonraki Yazı

Duygu Şengül: Sessiz infaz

Aşkım Tan

Aşkım Tan

Sonraki Yazı
Duygu Şengül: Sessiz infaz

Duygu Şengül: Sessiz infaz

Plugin Install : Widget Tab Post needs JNews - View Counter to be installed
  • Popüler
  • Yorum
  • En Son
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

21 Kasım 2024
İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

4 Eylül 2024
Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 28 Temmuz-3 Ağustos Gökyüzü Gündemi

Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 2024’de Burçları Neler Bekliyor?

27 Temmuz 2025
Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

22 Ocak 2024
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

0
Duygu Şengül: Türkiye’de kadının var olma sorunu

Duygu Şengül : Duygu’sal Aforizmalar

0
Ayşe Demir: DO-ra-to

Ayşe Demir: DO-ra-to

0
Buket Keskinol: Toprak Ana Gaia

Buket Keskinol : İskenderunlu olmak

0
Sitges’ta Mutter: “Bir Annenin Hatıra Defteri” Rüzgarı: Filminin ekibi İspanya’da kırmızı halıda yürüdü

Sitges’ta Mutter: “Bir Annenin Hatıra Defteri” Rüzgarı: Filminin ekibi İspanya’da kırmızı halıda yürüdü

14 Ekim 2026
Duygu Şengül: Sessiz infaz

Duygu Şengül: Sessiz infaz

14 Ekim 2026
Aşkım Tan: Atların bildiğini insan neden unuttu?

Aşkım Tan: Atların bildiğini insan neden unuttu?

14 Ekim 2026
PİAR Araştırma’ya göre Başkan Ayşe Ünlüce, Türkiye’nin ilk 5’inde

PİAR Araştırma’ya göre Başkan Ayşe Ünlüce, Türkiye’nin ilk 5’inde

14 Ekim 2026

Son Yazılar

Sitges’ta Mutter: “Bir Annenin Hatıra Defteri” Rüzgarı: Filminin ekibi İspanya’da kırmızı halıda yürüdü

Sitges’ta Mutter: “Bir Annenin Hatıra Defteri” Rüzgarı: Filminin ekibi İspanya’da kırmızı halıda yürüdü

14 Ekim 2026
Duygu Şengül: Sessiz infaz

Duygu Şengül: Sessiz infaz

14 Ekim 2026
Aşkım Tan: Atların bildiğini insan neden unuttu?

Aşkım Tan: Atların bildiğini insan neden unuttu?

14 Ekim 2026
PİAR Araştırma’ya göre Başkan Ayşe Ünlüce, Türkiye’nin ilk 5’inde

PİAR Araştırma’ya göre Başkan Ayşe Ünlüce, Türkiye’nin ilk 5’inde

14 Ekim 2026
Güncel Kadın

Güncel Kadın

Sosyal Medya

Kategoriler

  • Anasayfa
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Genel
  • Güncel Haberler
  • Güncel Sağlık
  • Güzellik
  • İş Dünyası
  • Magazin
  • Moda
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Sanat
  • Yaşam
  • Yazarlar

Son Haberler

Sitges’ta Mutter: “Bir Annenin Hatıra Defteri” Rüzgarı: Filminin ekibi İspanya’da kırmızı halıda yürüdü

Sitges’ta Mutter: “Bir Annenin Hatıra Defteri” Rüzgarı: Filminin ekibi İspanya’da kırmızı halıda yürüdü

14 Ekim 2026
Duygu Şengül: Sessiz infaz

Duygu Şengül: Sessiz infaz

14 Ekim 2026
  • İletişim: info@guncelkadin.com.tr

© 2023 Güncel Kadın.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj

© 2023 Güncel Kadın.