Gece sökülürken renginden, dikiş tutmaz hiçbir alaca karanlık.
Sessizlik, gövdesinde biriktirir sabahsız telaşları.
Biz ki teraziye düşen kırık birer yüreğiz,
ibresi hiçi gösteren.
Sular akar, kendi dengesini siler avuçlarımızdan.
Yüreğimin ortasında unutulmuş sarı sıcak bir pencere.
Bir kalbin atışı ile yıkanır o dar sokaklar.
Işıktan kaçan kuşlar çizer zihnin karartısına,
o kendi eceliyle büyüyen soğuk azabı.
Yedi basamaklı bir merdiven iner içimin kuyusuna,
akıl almaz yaradılışta.
Arzular ki dopdolu bir tren kompartımanı,
Vicdan; eski bir saatin o dinmeyen tik takları.
Bütün mağrur gövdeler çözülür zamanın eşiğinde,
Bir istasyon kalır geriye, adı fısıltıyla söylenen.
Günahlar istasyonunda inecek ne çok yolcu var.
Hiçbir leke karşılıksız kalmaz o derin sesinde düdüğün,
Zaman, sabrın sarmalında ortaya çıkarır en yalın hakikati.












