• İletişim: info@guncelkadin.com.tr
Güncel Kadın
Advertisement
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
Güncel Kadın
No Result
View All Result

Aşkım Tan: Bir bebeğin nefesi kaç lira

Aşkım Tan by Aşkım Tan
12 Eylül 2026
in Genel
0
Aşkım Tan: Bir bebeğin nefesi kaç lira
0
SHARES
50
VIEWS
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp PaylaşLinkedin'de PaylaşPaylaşPaylaş

Bu bir tahliye yazısı değildir.

Bu bir sağlık skandalı yazısı da değildir.

Bu, bir bebeğin nefesinin parayla yan yana gelebildiği bir düzende; sağlık sisteminden yargıya, denetimden vicdana kadar herkesin kendi payına düşen hesabı vermesi gerektiğini söyleyen bir adalet yazısıdır.

Dosyaya giren on bebek öldü.

Özellikle böyle yazıyorum:

Dosyaya giren on bebek.

İddianamede bu on çocuk “maktul” olarak yer aldı.

On ölüm soruşturuldu.

On ölüm dosyaya girdi.

Peki…

Ya diğerleri?

Bu yapı ne zaman kuruldu?

Ne kadar süre işledi?

Aynı hastanelerin yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde daha önce kaç bebek öldü?

Bu ölümlerin kaçı geriye dönük olarak yeniden incelendi?

Kaç anne babaya “Bebeğinizi kurtaramadık” denildi?

Kaçında ölüm gerçekten kaçınılmazdı?

Kaçında değildi?

Bilmiyoruz.

“Başka bebekler de öldürüldü” diyemeyiz.

Böyle bir bilgimiz yok.

Asıl dehşet zaten burada.

Bilmiyoruz.

O hâlde neden araştırmıyoruz?

Bu sistemin faaliyette bulunduğu dönemde bağlantılı hastanelerde gerçekleşen bütün yenidoğan ölümleri neden yeniden incelenmiyor?

On, gerçeğin tamamı mı?

Yoksa dosyaya girebilmiş kısmı mı?

Bilinen on ise bilinmeyen kaç?

Temmuz ayında mahkemenin önüne Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulunun raporları geldi.

Serdarova bebek.

Karakoç bebek.

Helvacı bebek.

Üçü için yapılan değerlendirme ürpertici:

Uygun tanı ve tedavi uygulanması hâlinde yaşayabilirlerdi.

Şimdi “on bebek” rakamına bir daha bakın.

Sonra şu soruyu cevaplayın:

Kaç ölüm gerçekten kaçınılmazdı?

Bir bebeğin yoğun bakımda olması ne demektir?

Hayata tutunmaya çalışan küçücük bir beden demektir.

Kapının dışında bekleyen bir anne demektir.

Bir babanın doktorun yüzünden gelecek iyi haberi okumaya çalışması demektir.

Bir doktor için meslek yemini…

Bir hemşire için emanet…

Devlet için yaşam hakkını koruma yükümlülüğü demektir.

Hasta “gelir” olduğunda?

Yatak “ciro” olduğunda?

Tedavi “fatura” olduğunda?

Yoğun bakım “kazanç” olduğunda?

Bebeğin nefesi kaç liradır?

Türkiye bu dosyayı yalnız gazete manşetlerinden öğrenmedi.

Türkiye bazı konuşmaları duydu.

İddianameye giren ses kayıtlarında bir bebeğin fişinin çekilmesi üzerine konuşuldu.

Gülüşüldü.

Başka bir konuşmada:

“Bırak bebek ölsün…”

denildi.

Bir başka kayıtta bebeğe müdahale edilmemesi konuşuldu.

Bunlar sosyal medyada üretilmiş cümleler değil.

Birilerinin öfkeyle yazdığı paylaşım değil.

Ceza dosyasına giren ses kayıtları.

Şimdi soru değişiyor.

Bu kayıtların hukuki değeri nedir?

Hangisi hangi sanık bakımından delildir?

Hangisi değildir?

Mahkeme hangisini nasıl değerlendirdi?

Kayıtların hukuka uygunluğu konusunda itiraz varsa sonucu nedir?

Kayıtlardaki ifadeler sanıkların bireysel cezai sorumlulukları bakımından ne anlama geliyor?

Türkiye’nin kulağıyla duyduğu şeyleri hukuk hangi terazide tartıyor?

Bunu bilmek istiyorum.

Zira bir bebeğin ölümü konuşulurken gülünebiliyorsa…

Bir bebeğin ölmesine izin verilmesinden söz edilebiliyorsa…

Bir bebeğin yaşamı ekonomik hesabın içinde tartışılabiliyorsa…

Bunun adı canilik değilse nedir?

Başka bir kelimeniz varsa söyleyin.

Onu kullanalım.

Bugün dosyadaki bütün sanıklar tahliye edilmiş değil.

On sanık hâlâ tutuklu.

Mesele de zaten bu değil.

Mesele, tahliye edilenler bakımından teraziyi özgürlükten yana çeviren somut hukuki gerekçenin ne olduğunu bilmek.

Sonra tahliyeler geliyor.

Farklı tarihlerde.

Farklı sanıklar hakkında.

Adli kontrol kararlarıyla.

Burada bir kelimeyi özellikle soruyorum:

NEDEN?

Neden tahliye edildiler?

Haklarındaki suç şüphesinin niteliği mi değişti?

Delil durumu mu değişti?

Kaçma şüphesi mi kalmadı?

Delillere müdahale ihtimalinin bulunmadığına mı kanaat getirildi?

Tutukluluk süreleri mi ölçüsüz bulundu?

Adli kontrolün yeterli olacağı mı değerlendirildi?

Hangisi?

Tahliye, suçsuzluk kararı değildir.

Tahliye, beraat değildir.

Tahliye, suçlamaların ortadan kalkması değildir.

Tutuklama da ceza değildir.

Bunların hepsini biliyoruz.

Tam da bu nedenle soruyoruz:

Hangi somut hukuki değerlendirme tahliyeyi gerekli kıldı?

30 Nisan 2025’te mahkeme on tutuklu sanığın tahliyesine karar verdi.

Ertesi gün ne oldu?

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tahliyeye itiraz etti.

Sanıkların yeniden tutuklanmasını istedi.

Bu ayrıntıyı geçemem.

Savcılık tutukluluğun devam etmesi gerektiğini düşünüyordu.

Mahkeme tahliyeye karar verdi.

O hâlde kamuoyunun şu soruyu sormasından daha doğal ne olabilir?

Savcılığın yeniden tutuklanmalarını isteyecek kadar ciddi gördüğü hukuki tabloda mahkeme tahliyeyi hangi somut gerekçelerle yeterli gördü?

Daha sonra başka tahliyeler geldi.

Temmuz.

Eylül.

Aralık.

Doktorlar.

Hemşireler.

Diğer sanıklar.

Bazıları hakkında yurt dışına çıkış yasağı.

Bazıları hakkında imza yükümlülüğü.

Peki neden?

“Mahkeme tahliyelerine karar verdi.”

Bu kadar mı?

Değil.

Olmamalı.

Adalet yalnız karar vermek değildir.

Verdiği kararın nedenini de açıklayabilmektir.

Bir tahliye kararı veriliyor.

Cezaevinin kapısı açılıyor.

Sanık evine dönüyor.

Sonra?

Kapıda bir sarılma mı var?

“Çok şükür çıktın” mı deniliyor?

“Geçmiş olsun” mu?

Neye geçmiş olsun?

Asıl geçmiş olsun denilecek ev hangisi?

Kapısı açılıp yakınının içeri girdiği ev mi?

Çocuğunun bir daha asla dönmeyeceği ev mi?

Bir tarafta eve dönen bir yetişkin.

Diğer tarafta boş kalan bir beşik.

Adalet bu iki kapının arasındaki mesafeyi topluma nasıl anlatacak?

Bir de bu dosyanın hiçbir mahkeme kararıyla tahliye edemeyeceği insanlar var.

Anneler.

Babalar.

Sanık tahliye olabilir.

Cezaevinin kapısından çıkabilir.

Evine dönebilir.

Peki çocuğunu toprağa veren anne nereye dönecek?

Onu acısından kim tahliye edecek?

Hangi mahkeme “Artık özgürsünüz” diyebilecek?

Hangi karar boş kalan beşiği dolduracak?

Hangi gerekçe bir annenin “Çocuğum yaşayabilir miydi?” sorusunu susturacak?

Hiçbiri.

Zira bazı cezaların hükmünü mahkeme vermez.

Hayat verir.

O anneler ve babalar çocuklarının doğum gününü yaşayacak.

Ölüm gününü yaşayacak.

Yaşıtlarını gördüklerinde çocuklarının bugün kaç yaşında olacağını düşünecek.

Okula başlayan bir çocuk gördüklerinde…

Mezun olan bir genç gördüklerinde…

Belki yıllar sonra kendi torunlarını kucağına alan birini gördüklerinde…

Onların çocukları hep eksik kalacak.

Acının üç yıllık men süresi yok.

Adli kontrolü yok.

Tahliyesi yok.

O ailelerin cezası ömür boyu.

Suç işlemedikleri hâlde.

Dünyaya bakalım.

İngiltere.

Countess of Chester Hastanesi.

Yenidoğan hemşiresi Lucy Letby.

Yedi bebeği öldürmek ve yedi bebeği öldürmeye teşebbüs etmekten mahkûm edildi.

Daha sonraki yeniden yargılamada bir öldürmeye teşebbüs mahkûmiyeti daha geldi.

Toplam 15 “whole-life order”.

Normal koşullarda tahliye yok.

İki dosyanın olay örgüsünün aynı olduğunu söylemiyorum.

Aynı olduklarını söylemek gazetecilik de olmaz.

Devletin bebeğin yaşam hakkı karşısındaki refleksini karşılaştırıyorum.

İngiltere faili yargılamakla da yetinmedi.

Thirlwall Inquiry kuruldu.

Yasal yetkileri bulunan bağımsız kamu soruşturması.

Hastane yönetimi sorgulandı.

Uyarıların neden dikkate alınmadığı sorgulandı.

Şüphelerin neden daha erken değerlendirilmediği sorgulandı.

Polisin neden daha erken devreye sokulmadığı sorgulandı.

Yönetim sorgulandı.

Denetim sorgulandı.

Sistem sorgulandı.

İngiltere yalnız faili sanık sandalyesine oturtmadı.

Sistemi de karşısına aldı.

Türkiye’ye dönelim.

Biz sistemi ne zaman sorgulayacağız?

112.

SGK.

Özel hastaneler.

Yoğun bakım servisleri.

Hastane yönetimleri.

Sağlık Bakanlığı.

Denetim mekanizmaları.

Bir yapı kuruluyor.

Bebekler sevk ediliyor.

Yoğun bakım yatışları gerçekleşiyor.

Faturalar kesiliyor.

SGK ödeme yapıyor.

Hastaneler faaliyet gösteriyor.

Sonunda ceza dosyasının önünde on ölü bebek duruyor.

Kimse mi görmedi?

Gören anlamadı mı?

Anlayan bildirmedi mi?

Bildiren dinlenmedi mi?

Denetleyen yakalayamadı mı?

Yakaladıysa neden durduramadı?

On bebeğin hesabını yalnız sanıklardan sorarsanız sistemi beraat ettirmiş olursunuz.

Buna adalet diyemem.

Bir başka mesele daha var.

Sağlık Meslekleri Kurulu, soruşturma kapsamındaki 34 sağlık personeline mevzuat kapsamında uygulanabilen en üst yaptırım olan üç yıl meslekten men cezası verdi.

Üç yıl.

Peki sonra?

Takvim yaprakları bitecek.

Üç yıl dolacak.

Önlük yeniden giyilebilecek mi?

Stetoskop yeniden boyna asılabilecek mi?

Bir başka anne, çocuğunu geçmişini bilmediği bir sağlık çalışanının ellerine teslim edebilecek mi?

Ceza yargılaması sonunda ağır hasta güvenliği ihlallerinden suçluluğu kesinleşenler bakımından kalıcı meslek yasağı nasıl uygulanacak?

Hangi ölçütle?

Kim karar verecek?

Bir bebeğin kaybedilen ömrünün karşısına üç yıllık takvim koyamayız.

Buradan sonrası öfke değil.

Çözüm.

Bu dosyayla bağlantılı hastanelerin yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde ilgili dönem boyunca gerçekleşen bütün bebek ölümleri bağımsız bir bilim kurulu tarafından geriye dönük incelenmelidir.

“Peki ya diğerleri?” sorusunun cevabı bulunmalıdır.

112 sevk kayıtları, yoğun bakım yatış süreleri, ölüm oranları ve SGK faturaları aynı dijital risk sisteminde çapraz kontrol edilmelidir.

Olağandışı sevk…

Olağandışı yatış süresi…

Olağandışı faturalandırma…

Olağandışı ölüm oranı…

Otomatik alarm üretmelidir.

İhbar beklenmemelidir.

Gazeteci beklenmemelidir.

Savcı beklenmemelidir.

Bir sonraki ölüm hiç beklenmemelidir.

Türkiye bu dava özelinde ceza yargılamasından bağımsız, kamusal ve şeffaf bir sistem soruşturması yürütmelidir.

Kim biliyordu?

Ne zaman biliyordu?

Kim denetledi?

Kim denetlemedi?

Kim uyardı?

Kim duymadı?

Kim duydu da harekete geçmedi?

Kesinleşmiş mahkûmiyetlerde, ağır ve kasıtlı hasta güvenliği ihlalleriyle ölüme neden olduğu belirlenen sağlık çalışanları bakımından kalıcı meslekten men koşulları açık biçimde düzenlenmelidir.

Tahliye kararlarının gerekçeleri de sanık bazında, somut ve denetlenebilir biçimde ortaya konulmalıdır.

Zira adalet yalnız bağımsız olmak zorunda değildir.

Neden adil olduğunun anlaşılmasını da sağlamak zorundadır.

Dosyada on bebek var.

On “maktul” değil.

On çocuk.

Yaşasalardı büyüyor olacaklardı.

Birinin ilk dişi çıkacaktı.

Biri yürümeyi öğrenecekti.

Biri ilk kez “anne” diyecekti.

Birinin dizleri ilk kez düşmekten yara olacaktı.

Belki biri yıllar sonra doktor olacaktı.

Bilemeyeceğiz.

Bildiklerimiz var.

Adli Tıp bugün bize üçünün uygun tanı ve tedaviyle yaşayabileceğini söylüyor.

Ses kayıtlarında Türkiye’nin duyduğu cümleler var.

Tahliye kararları var.

Savcılığın tahliyeye itirazı var.

Üç yıllık meslekten men kararları var.

Bir de hâlâ cevabını bilmediğimiz sorular var:

Peki ya diğerleri?

Neden tahliye?

Üç yıl sonra ne olacak?

Sistemden kim hesap verecek?

Mahkeme sanıkların suçlu olup olmadığına karar verecek.

Bu, yargının işi.

Bizim işimiz susmak değil.

Sormak.

Denetlemeyen hesap verecek.

Görmeyen hesap verecek.

Görüp susan varsa hesap verecek.

Sistemindeki açığı kapatmayan hesap verecek.

Bebeğin yaşam hakkını koruyamayan hesap verecek.

Geçmiş ölümler yeniden incelenecek.

Kurallar değişecek.

Denetim değişecek.

Aynı düzenin bir daha kurulamayacağı garanti altına alınacak.

Adalet ancak o zaman tamamlanacak.

Yoksa dosya bir gün kapanır.

Sanıklar evlerine döner.

Takvim ilerler.

Men süreleri dolar.

Haberler unutulur.

Başka gündemler gelir.

O bebeklerin mezarları yerinde kalır.

Bir devletin adaleti yalnız suçluyu cezalandırdığı gün ölçülmez.

Aynı mezarın bir daha kazılmasını engellediği gün ölçülür.

Bunu yapmazsak…

Bir sonraki dosyada yeniden sayı sayarız.

On.

On bir.

On iki.

Belki daha fazla.

O gün hiç kimse çıkıp “Bilmiyorduk” demesin.

Artık biliyoruz.

Bildiğimiz hâlde sistemi değiştirmezsek…

Bildiğimiz hâlde geçmişin hesabını sormazsak…

Bildiğimiz hâlde “Peki ya diğerleri?” diye aramazsak…

Bir sonraki bebeğin ölümünde yalnız faili konuşamayız.

Bu kez ihmali de değil, bile bile seyretmeyi konuşuruz.

Zira bilmemek bir eksikliktir.

Bilip de önlememek, tercihtir.

 

 

Önceki Yazı

Bengü’den açık havada unutulmaz gece

Sonraki Yazı

“Fındıkkıran: Bu Bir Masal Değil” Gösterimine yoğun ilgi

Aşkım Tan

Aşkım Tan

Sonraki Yazı
“Fındıkkıran: Bu Bir Masal Değil” Gösterimine yoğun ilgi

“Fındıkkıran: Bu Bir Masal Değil" Gösterimine yoğun ilgi

Plugin Install : Widget Tab Post needs JNews - View Counter to be installed
  • Popüler
  • Yorum
  • En Son
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

21 Kasım 2024
İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

4 Eylül 2024
Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 28 Temmuz-3 Ağustos Gökyüzü Gündemi

Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 2024’de Burçları Neler Bekliyor?

27 Temmuz 2025
Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

22 Ocak 2024
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

0
Duygu Şengül: Türkiye’de kadının var olma sorunu

Duygu Şengül : Duygu’sal Aforizmalar

0
Ayşe Demir: DO-ra-to

Ayşe Demir: DO-ra-to

0
Buket Keskinol: Toprak Ana Gaia

Buket Keskinol : İskenderunlu olmak

0
Hamilelik ve emzirme döneminde estetik: Yapılabilenler, ertelenmesi gerekenler

Hamilelik ve emzirme döneminde estetik: Yapılabilenler, ertelenmesi gerekenler

12 Eylül 2026
Duygu Şengül: İnceliğin bitişi

Duygu Şengül: İnceliğin bitişi

12 Eylül 2026
“Fındıkkıran: Bu Bir Masal Değil” Gösterimine yoğun ilgi

“Fındıkkıran: Bu Bir Masal Değil” Gösterimine yoğun ilgi

12 Eylül 2026
Aşkım Tan: Bir bebeğin nefesi kaç lira

Aşkım Tan: Bir bebeğin nefesi kaç lira

12 Eylül 2026

Son Yazılar

Hamilelik ve emzirme döneminde estetik: Yapılabilenler, ertelenmesi gerekenler

Hamilelik ve emzirme döneminde estetik: Yapılabilenler, ertelenmesi gerekenler

12 Eylül 2026
Duygu Şengül: İnceliğin bitişi

Duygu Şengül: İnceliğin bitişi

12 Eylül 2026
“Fındıkkıran: Bu Bir Masal Değil” Gösterimine yoğun ilgi

“Fındıkkıran: Bu Bir Masal Değil” Gösterimine yoğun ilgi

12 Eylül 2026
Aşkım Tan: Bir bebeğin nefesi kaç lira

Aşkım Tan: Bir bebeğin nefesi kaç lira

12 Eylül 2026
Güncel Kadın

Güncel Kadın

Sosyal Medya

Kategoriler

  • Anasayfa
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Genel
  • Güncel Haberler
  • Güncel Sağlık
  • Güzellik
  • İş Dünyası
  • Magazin
  • Moda
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Sanat
  • Yaşam
  • Yazarlar

Son Haberler

Hamilelik ve emzirme döneminde estetik: Yapılabilenler, ertelenmesi gerekenler

Hamilelik ve emzirme döneminde estetik: Yapılabilenler, ertelenmesi gerekenler

12 Eylül 2026
Duygu Şengül: İnceliğin bitişi

Duygu Şengül: İnceliğin bitişi

12 Eylül 2026
  • İletişim: info@guncelkadin.com.tr

© 2023 Güncel Kadın.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj

© 2023 Güncel Kadın.