• İletişim: info@guncelkadin.com.tr
Güncel Kadın
Advertisement
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
Güncel Kadın
No Result
View All Result

Aşkım Tan: Büyükada’da bir sürpriz, iki ayrı dünya, tek hikaye

Aşkım Tan by Aşkım Tan
20 Ağustos 2026
in Yazarlar
0
Aşkım Tan: Büyükada’da bir sürpriz, iki ayrı dünya, tek hikaye
0
SHARES
37
VIEWS
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp PaylaşLinkedin'de PaylaşPaylaşPaylaş

Bazı yolculukların ne kadar süreceğini biletiniz belirlemiyor.

Bazen birkaç saat için yola çıkıyorsunuz.

Sonra bir yer, bir sohbet, birkaç insan bütün planınızı değiştiriyor.

Benim Büyükada yolculuğum da biraz böyle oldu.

Nino Varon ve Berrin Yardımcı, Büyükada’da açacakları serginin afişini bana çok önceden göndermişlerdi.

Sergiden haberim vardı.

Onların bilmediği ise başka bir şeydi.

Ben Ankara’dan İstanbul’a o sergi için, onları görmek için geliyordum.

Ama söylememiştim.

Aslında Büyükada daveti yeni değildi.

Nino’yla Ankara’dan ne zaman konuşsak, sohbetimizin bir yerinde Ada’ya davetini hatırlatıyordu.

Bu, Nino’yla ilk buluşmamız ya da ilk uzun sohbetimiz değildi.

Geçen yıl yine bir sergisinde buluşmuş, ardından birkaç bölüme yayılan bir röportaj gerçekleştirmiştik.

Tadı damağımda kalmıştı.

Bazı insanlarla yapılan röportajlar bittiğinde anlatacakları bitmiyor.

Bazı insanların hafızası bir röportaja sığmıyor.

Nino Varon da benim için onlardan biri.

Bu nedenle belki de bu buluşma, geçen yıl başlayan sohbetimizin devamıydı.

Başka bir zamanda…

Başka hikâyelerle…

Benim ise küçük bir sürprizim vardı.

Ne “geliyorum” dedim.

Ne de sürprizi ele verecek başka bir şey…

Onlar sergideydi.

Ben yüzlerce kilometre öteden, birazdan karşılarında belireceğimi bilmenin keyfiyle onlara doğru gidiyordum.

Ankara’dan başlayan yolculuğumun gerçek adresi Büyükada’ydı.

Planım basitti.

Sergiyi görecek, birlikte birkaç saat geçirecek, sonra dönecektim.

Öyle olmadı.

Birkaç saatlik ziyaret, iki gece üç güne dönüştü.

Sevgili Nino Varon ve sevgili Berrin Yardımcı’nın konuğu oldum.

Adalar Kültür Derneği’nde başlayan buluşma, hayatın içine karıştı.

Sohbetler uzadı.

Sofralar kuruldu.

Anılar birbirinin kapısını açtı.

Nino ve Berrin Hanım’la zaten var olan tanışıklığımız, birlikte geçirdiğimiz süre içinde daha da derinleşti.

Bazen birlikte geçirilen zaman, uzun zamandır var olan bir tanışıklığın daha önce göremediğiniz taraflarını görünür kılabiliyor.

Belki bu yolculuğun bana bıraktığı en güzel sürprizlerden biri de buydu.

O evde beni karşılayan yalnızca Nino ve Berrin Hanım da değildi.

Müziğin, resmin, anıların ve yılların izleriyle yaşayan o evin bir başka sakini daha vardı:

Kül.

İlk karşılaşmamızdan itibaren sevgisini hiç saklamadı.

Ama asıl sürprizi ertesi sabah yaptı.

Ben uyurken yanıma gelmiş.

Beni öperek uyandırdı.

İnsan bir eve misafir olarak gidiyor; bazen o evin en sessiz sakini, tek kelime etmeden size artık yabancı olmadığınızı hissettiriyor.

Ben Ada’ya bir sergiyi görmeye ve iki dostuma sürpriz yapmaya gitmiştim.

Dönerken elimde yalnızca röportaj kayıtları ve fotoğraflar yoktu.

Daha da güçlenmiş dostluklar ve anlatılmayı bekleyen onlarca hikâye vardı.

İKİ AYRI SANAT DİLİ, AYNI DENİZE BAKIYOR

Adalar Kültür Derneği’nde 8–14 Ağustos tarihleri arasında ilk bakışta iki ayrı çalışma vardı.

Bir tarafta “Çizgi ve Renkleriyle Nino Varon – Yeni Resimleri Sergisi”…

Diğer tarafta Berrin Yardımcı’nın “Büyükada Sürpriz Esintileri”…

Bir tarafta Nino’nun çizgileri, renkleri, tekneleri…

Diğer tarafta Berrin Hanım’ın incileri, deniz kabukları, zincirleri ve yeniden hayat verdiği küçük objeler…

Fakat biraz dikkatli baktığınızda bunların yalnızca aynı mekânda sergilenen iki ayrı çalışma olmadığını görüyorsunuz.

İki ayrı sanat dili, aynı denize bakıyor.

Nino’nun çizgilerinde deniz var.

Tekneler var.

Ada var.

Berrin Hanım’ın tasarımlarında inci…

Deniz kabukları…

Denizyıldızları…

Ona özellikle neden inci ve deniz kabuklarını seçtiğini sordum.

Cevabı serginin ruhunu birkaç kelimeyle anlatıyordu:

“Nino ile bağdaşması için yaptım. Ayrı bir dünya olmasın diye.”

Ne güzel bir cümle…

Ayrı bir dünya olmasın diye.

Nino teknelerini çizmiş.

Berrin Hanım sanki o teknelerin kıyıya bıraktıklarını toplamış.

Birinin çizgilerle anlattığını, diğeri kendi malzemeleriyle başka bir yerden tamamlamış.

Belki birlikte üretmenin en güzel taraflarından biri de bu.

Aynı şeyi yapmak değil…

Birbirinin dünyasına kendi dilinizle dokunabilmek.

BÜYÜKADA’NIN OLMAZSA OLMAZI NİNO

Büyükada’da geçirdiğim süre içinde dikkatimi çeken başka bir şey daha oldu.

Nino’yla nereye gitsek birileri ona sesleniyordu.

Adalar Kültür Derneği’nde…

Sokakta…

Evinin çevresinde…

Bir komşusu geçiyor, sohbet kendiliğinden başlıyor.

Bir tanıdığı uzaktan sesleniyor.

Bir başkası uğruyor.

Herkes ona aynı doğallıkla sesleniyor:

Nino…

O da kimseyi geçiştirmiyor.

Sergiyi gezen ve Nino’yu daha önce tanımayan yabancı ziyaretçiler de onunla fotoğraf çektirmek istiyordu.

Nino hiçbirini geri çevirmedi.

Yanına gelen herkesle aynı doğallıkla fotoğraf çektirdi.

Belki küçük bir ayrıntı gibi görünebilir.

Ama bir insanın kendisine gösterilen ilgiyi nasıl karşıladığı da onun hakkında çok şey anlatıyor.

Nino, tanıdığıyla da tanımadığıyla da arasına mesafe koymuyordu.

Konuşuyor.

Şakalaşıyor.

Hâl hatır soruyor.

Bazen ayaküstü başlayan birkaç cümle küçük bir sohbete dönüşüyor.

Bütün bunlara tanık olurken şunu düşündüm:

Bir insanın yaşadığı yerde ne kadar benimsendiğini anlamak için her zaman ödüllerine, unvanlarına ya da geçmişte yaptıklarına bakmak gerekmiyor.

Bazen insanların onu gördüklerinde yüzlerinde beliren ifadeye bakmak yetiyor.

Yanına gelişlerindeki rahatlığa…

Seslenişlerindeki samimiyete…

Onun da onlara verdiği karşılığa…

Nino Varon elbette yıllardır müziğin içinde olan, çok sayıda insan tarafından tanınan bir isim.

Ama Büyükada’da gördüğüm başka bir şeydi.

Orada Nino Varon değil, Nino’ydu.

Belki asıl değer de buydu.

Çünkü şöhret, sizi uzaktan tanıyan insanların sayısıyla ölçülebilir.

Aidiyet ise insanların sizi kendilerinden biri olarak görmesiyle anlaşılıyor.

Nino’nun Ada’yla ilişkisi de tam olarak böyle.

İnsanlarıyla…

Komşularıyla…

Sokağıyla…

Gündelik hayatıyla…

Nino Büyükada’da yalnızca yaşamıyor.

Büyükada’nın hayatına karışıyor.

Belki de bir insanın bir yere gerçekten ait olduğunu anlamak için bundan fazlasına gerek yok.

Nino Ada’yı yaşıyor, Ada da Nino’yla yaşıyor.

BERRİN YARDIMCI’NIN DÜNYASINDA HİÇBİR ŞEYİN ÖMRÜ KOLAY KOLAY BİTMİYOR

Berrin Hanım yaklaşık otuz yıldır takı tasarlıyor.

Fakat “tasarlamak” sözcüğü onun çalışma biçimini tek başına anlatmaya yetmiyor.

Önce çizip sonra uygulayanlardan değil.

Malzemelerini önüne yayıyor.

Bakıyor.

Bir parçayı diğerinin yanına getiriyor.

Olmazsa çıkarıyor.

Başkasını deniyor.

Bazen on dakikada ortaya çıkıyor bir tasarım.

Bazen bir saatte.

Bazen fikir gündüz değil, gece geliyor.

Hatta rüyasında…

Kendi ifadesiyle:

“Tamamen doğaçlama benimkisi.”

Daha da ilginci, onun dünyasında bir objenin ilk kullanım amacı, son kullanım biçimini belirlemiyor.

Eski bir zincir…

Yıllardır duran küçücük bir parça…

Bir eşarp…

Deniz kabuğu…

Başka bir amaç için üretilmiş herhangi bir obje…

Onun elinde başka bir hayata başlayabiliyor.

Örneğin sergide gördüğüm denizyıldızlarından biri, bir zamanlar rüzgâr çanının parçasıymış.

Şimdi bir takının içinde yaşıyor.

Berrin Hanım bunu çok güzel özetliyor:

“Aslında çoğunlukla dönüşüm yapıyorum.”

Bu cümle bana takının ötesinde bir şey düşündürdü.

Eskimiş olana bakıp bitmiş olduğunu düşünmemek…

Başka bir yerde, başka bir biçimde, başka bir hikâyenin içinde yeniden başlayabileceğini görebilmek…

Belki yaratıcılık biraz da budur.

PAHALI OLAN DEĞİL, SİZE AİT OLAN

“Takı nedir sizin için?” diye sordum.

Cevabı tereddütsüzdü:

“Kadını güzelleştiren, kıyafeti tamamlayan en güzel aksesuar.”

Fakat konuştukça Berrin Yardımcı’nın giyim ve tasarıma bakışının bundan çok daha geniş olduğunu görüyorsunuz.

Pahalıyla ucuzu birbirinden ayırmıyor.

Yeniyle eski arasında da sınır koymuyor.

Otuz yıllık bir eşarbı bugünün kıyafetine taşıyabiliyor.

Üstelik eşarp yalnızca boyunda durmak zorunda değil.

Bileğine bağlayabiliyor.

Bir zincirin içinden geçirip kolyeye dönüştürebiliyor.

Bir aksesuarı alışılmış yerinden çıkarıp bambaşka biçimde kullanabiliyor.

Çocukluğundan beri Ajda Pekkan’ın giyiminden etkilendiğini anlatıyor.

Lady Diana’dan söz ediyor.

Ama mesele bir başkasında gördüğünü kopyalamak değil.

Gördüğünü alıp kendine ait hâle getirmek.

Çünkü tarzın fiyat etiketi yok.

Tarz, insanın elindekine kendi imzasını atabilmesidir.

Sohbetimiz kadın takılarından erkeklere uzandı.

Erkeklerin neden takıda daha sınırlı bir dünyaya sahip olduğunu konuştuk.

Bir müzisyenin gitarını…

Bir yazarın kalemini…

Açık bir kitabı…

Bir insanı anlatabilecek küçücük sembolleri…

Berrin Hanım erkeklerde deriyi seviyor.

Siyahı ve kahverengiyi…

Daha kısa kolyeleri…

Karakteri anlatacak farklı objeleri…

Bir noktadan sonra soru-cevap düzeni de kendiliğinden ortadan kalktı.

Ben bir fikir söyledim.

O başka bir şey ekledi.

O düşündü.

Ben devam ettirdim.

Röportaj sohbete dönüştü.

Zaten bazı insanlarla yapılan en güzel röportajlar, bir süre sonra röportaja benzemeyi bırakmıyor mu?

SANATIN BİRİNDEN DİĞERİNE GEÇTİĞİ GECE

Gün sergiyle bitmedi.

Büyükada’da geçirdiğim o günlerde sanatın nerede başlayıp sohbetin nerede bittiğini ayırmak da pek mümkün değildi.

Nino’yla konuşurken konu doğal olarak müziğe geldi.

Şarkılara…

Sözlere…

Bir dönem Türk popüler müziğine damgasını vurmuş insanlara…

Bir şarkının nasıl doğduğuna…

Bazen neden doğamadığına…

Sohbetin bir yerinde konu benim yazdığım şarkı sözlerine geldi.

Nino, son zamanlarda başka sanatçılar için de şarkı sözleri yazdığımı biliyordu.

Kendi üslubuyla:

“Bana da gönder kız, ben bakayım.”

dedi.

Aslında elimde yazılmış şarkı sözleri vardı.

Onlardan birini Nino’ya verebilirdim.

Ama istemedim.

Nino için, Nino’ya özel yeni bir şarkı sözü yazmak istedim.

O gece neredeyse hiç uyumadım.

Bir anlık yanlış kararın, insanın hayatında yıllarca taşıyabileceği bir pişmanlığa dönüşmesini…

Kaybedildikten sonra değeri anlaşılan bir aşkı…

Hayat devam etse bile insanın içinde devam etmeyen bazı şeyleri…

Bir dize diğerini çağırdı.

Bir kelimeyi eledim, diğerini yerine koydum.

Kendimi çoğu zaman “kelimelerle dans eden kadın” diye tanımlarım.

O gece de kelimelerle dans ettim.

Sabaha doğru Nino için yazdığım şarkı tamamlanmıştı.

Vazgeçmek bir an sürdü

Pişmanlığı bir ömür

Ardından:

Bir yanlışla kaybolan şey

Doğruyu bulunca dönmüyor

Şarkı ilerledikçe kaybedilenin ardından geçen yıllar giriyordu araya:

Kaç yüz geçti aynalardan

Kaç hayat değdi ömrüme

Hiçbiri seni silmedi

Yokluğun sildi hepsini

Sonunda şarkı kendi hükmünü verdi:

Aradan yıllar geçti

Hayat devamını yazdı

Seni bir kere kaybettim

Kendimi her gün mahkûm ettim

Altında:

Söz: Aşkım Tan

Sabah Nino uyandığında sözleri okudu.

Çok beğendi.

Benim için gecenin bütün yorgunluğunu unutturan da buydu.

Çünkü o sözleri herhangi biri için yazmamıştım.

Nino Varon için yazmıştım.

Yıllarını müziğe, şarkılara, sanatçılara vermiş; nice sözün, bestenin ve sesin içinden geçmiş bir insanın yazdıklarımı beğenmesi benim için sıradan bir iltifat değildi.

Bunun benim için karşılığı çok yalın:

Onur.

Şimdi sıra onda.

Ben kelimelerle kendi dansımı yaptım.

Nino’nun o kelimelere nasıl bir melodi giydireceğini bekliyorum.

Çünkü bir şarkının sözü yazıldığında hikâye bitmiyor.

Bazen asıl yolculuğu, bir başkasının ona ses vermesiyle başlıyor.

Sonra Nino anlatmaya başladı…

BİR İNSANIN HAFIZASINDAN BİR DÖNEMİN HAFIZASINA

Nino Varon konuşmaya başladığında artık yalnızca Büyükada’da değildik.

Bir anda yıllar geriye gidiyorduk.

Bir isim söylüyordu.

O isim başka bir kapıyı açıyordu.

Tanju Okan…

Nilüfer…

Metin Oktay…

Hümeyra…

Plaklar…

Stüdyolar…

Paris…

Kaçırılmış fırsatlar…

Bir şarkının nasıl doğduğu…

Bir başka şarkının neden doğamadığı…

Bir dönemin insanları…

Dostlukları…

Kırgınlıkları…

Tesadüfleri…

Bazen kahkahalarla anlatıyordu.

Bazen bir anının içinde durup başka bir anıya geçiyordu.

Ben de bir süre sonra yalnızca soru soran gazeteci olarak dinlemiyordum onu.

Anlatılanların kaybolmaması gerektiğini düşünüyordum.

Nino’nun hafızasının beni şaşırtan tarafı yalnızca geçmişindeki büyük isimler değildi.

Bazen küçücük bir ayrıntıyı, yılların içinden çekip bugüne getiriyordu.

Bir ara, düştüğü kaldırımı bile gösterdi bana.

Nereye takıldığını…

Nasıl düştüğünü…

Kolunu nereye koyduğunu…

Anlatmakla yetinmedi.

Gösterdi.

İşte o anda Nino’nun hafızasıyla ilgili başka bir şeyi daha fark ettim.

O yalnızca hayatının büyük olaylarını hatırlamıyor.

Bir şarkının doğduğu geceyi de…

Yıllar önce bir dostunun söylediği cümleyi de…

Ayağının takıldığı kaldırımın yerini de…

Belki insanın hafızasını asıl ilginç yapan da budur.

Nelerin büyük olduğunu hayat belirlemiyor.

Hafıza belirliyor.

Bazı insanların hafızası yalnızca kendilerine ait değildir.

Bir dönemin hafızasıdır.

Nino Varon’un anlattıkları da biraz öyle.

Tanju Okan’ın önüne gelen ve belki de Türk popüler müzik tarihinin yönünü değiştirebilecek bir fırsat…

Metin Oktay’la bir masada yaşanan, tek bir cümleyle insanın zarafetini anlatan unutulmaz bir an…

Nilüfer’in ilk yılları…

Stüdyolar…

Plak şirketleri…

Şarkıların bilmediğimiz hikâyeleri…

Bunların her biri ayrı ayrı anlatılmayı hak ediyor.

Nino yalnızca kendi geçmişini anlatmıyor.

Bir dönemin perde arkasını aralıyor.

Ben de o nedenle burada duruyorum.

O kapının arkasında anlatacak daha çok şey var.

BÜYÜKADA’DAN AYRILIRKEN

Büyükada’ya birkaç saatlik bir ziyaret düşüncesiyle gitmiştim.

Plan başka türlü yazılmıştı.

Ada başka türlü yaşattı.

Nino’yu dinledim.

Nino’yu ve Berrin Hanım’ı gündelik hayatlarının içinde daha yakından tanıdım.

Sergiyi gezdim.

Bir şarkının sözlerini yazdım.

Sofralara oturdum.

Sohbetlere karıştım.

Canlı müzikler dinledim.

Ağırlandım.

Ada’nın sokaklarında yürüdüm.

Ada’da sabahlara uyandım.

Denize baktım.

Sonra dönüş vakti geldi.

Fakat dönerken içimde “tamam” duygusu yoktu.

Yarım kalmışlık vardı.

Belki Büyükada’nın insana yaptığı şey biraz da bu.

Kendisini bir kerede vermiyor.

Bir sokağını gösteriyor, diğerini saklıyor.

Bir hikâyesini anlatıyor, ötekini sonraya bırakıyor.

Bir kapıyı açıyor, diğerinin anahtarını cebinde tutuyor.

Kısa sürsün diye başlayan bir ziyaret, dolu dolu geçen günlere dönüşmüştü…

Sanki Ada, dönüş yolunda bile bana aynı şeyi söylüyordu:

“Daha bitmedi.”

Haklıydı.

Bu yolculuğun da…

Nino’nun anlattıklarının da…

Berrin Hanım’la paylaştığımız uzun konuşmaların da anlatılacak daha çok tarafı vardı.

Ben Büyükada’dan ayrıldım.

Ama hikâye orada kalmadı.

Belli ki daha anlatacakları vardı.

Bazı hikâyeler vardır ki tek yazıya sığmaz.

Bu da onlardan biri.

…devam edecek

Önceki Yazı

Özlem Akarken: 3+1 Sağlık kurumlarında çalışan personel için yeni görevlendirme uygulaması

Aşkım Tan

Aşkım Tan

Plugin Install : Widget Tab Post needs JNews - View Counter to be installed
  • Popüler
  • Yorum
  • En Son
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

21 Kasım 2024
İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

4 Eylül 2024
Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 28 Temmuz-3 Ağustos Gökyüzü Gündemi

Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 2024’de Burçları Neler Bekliyor?

27 Temmuz 2025
Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

22 Ocak 2024
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

0
Duygu Şengül: Türkiye’de kadının var olma sorunu

Duygu Şengül : Duygu’sal Aforizmalar

0
Ayşe Demir: DO-ra-to

Ayşe Demir: DO-ra-to

0
Buket Keskinol: Toprak Ana Gaia

Buket Keskinol : İskenderunlu olmak

0
Aşkım Tan: Büyükada’da bir sürpriz, iki ayrı dünya, tek hikaye

Aşkım Tan: Büyükada’da bir sürpriz, iki ayrı dünya, tek hikaye

20 Ağustos 2026
Özlem Akarken: 3+1 Sağlık kurumlarında çalışan personel için yeni görevlendirme uygulaması

Özlem Akarken: 3+1 Sağlık kurumlarında çalışan personel için yeni görevlendirme uygulaması

20 Ağustos 2026
Sağlıklı kentleşme, nitelikle yapılaşma ve kültürel değerler korunması için işbirliği

Sağlıklı kentleşme, nitelikle yapılaşma ve kültürel değerler korunması için işbirliği

20 Ağustos 2026
Willa Cather’ın en çok okunan yapıtlarından ‘Yitik Bir Kadın’

Willa Cather’ın en çok okunan yapıtlarından ‘Yitik Bir Kadın’

20 Ağustos 2026

Son Yazılar

Aşkım Tan: Büyükada’da bir sürpriz, iki ayrı dünya, tek hikaye

Aşkım Tan: Büyükada’da bir sürpriz, iki ayrı dünya, tek hikaye

20 Ağustos 2026
Özlem Akarken: 3+1 Sağlık kurumlarında çalışan personel için yeni görevlendirme uygulaması

Özlem Akarken: 3+1 Sağlık kurumlarında çalışan personel için yeni görevlendirme uygulaması

20 Ağustos 2026
Sağlıklı kentleşme, nitelikle yapılaşma ve kültürel değerler korunması için işbirliği

Sağlıklı kentleşme, nitelikle yapılaşma ve kültürel değerler korunması için işbirliği

20 Ağustos 2026
Willa Cather’ın en çok okunan yapıtlarından ‘Yitik Bir Kadın’

Willa Cather’ın en çok okunan yapıtlarından ‘Yitik Bir Kadın’

20 Ağustos 2026
Güncel Kadın

Güncel Kadın

Sosyal Medya

Kategoriler

  • Anasayfa
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Genel
  • Güncel Haberler
  • Güncel Sağlık
  • Güzellik
  • İş Dünyası
  • Magazin
  • Moda
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Sanat
  • Yaşam
  • Yazarlar

Son Haberler

Aşkım Tan: Büyükada’da bir sürpriz, iki ayrı dünya, tek hikaye

Aşkım Tan: Büyükada’da bir sürpriz, iki ayrı dünya, tek hikaye

20 Ağustos 2026
Özlem Akarken: 3+1 Sağlık kurumlarında çalışan personel için yeni görevlendirme uygulaması

Özlem Akarken: 3+1 Sağlık kurumlarında çalışan personel için yeni görevlendirme uygulaması

20 Ağustos 2026
  • İletişim: info@guncelkadin.com.tr

© 2023 Güncel Kadın.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj

© 2023 Güncel Kadın.