
BU BİR VERİ YAZISI DEĞİLDİR.
Bu bir operasyon yazısı da değildir.
Bu, vatandaşından her gün güven isteyen bir devletin, kendisine emanet edilen hayatları ne kadar koruyabildiğini sorgulama yazısıdır.
Devlet…
İnsan doğduğu gün onun kimliğini ister.
Okula başladığında bilgilerini ister.
Hastaneye gittiğinde sağlık kayıtlarını ister.
Vergi verirken gelirini ister.
Araç alırken plakasını ister.
Seyahat ederken sınır geçişlerini kaydeder.
Telefonunu bilir.
Adresini bilir.
Ailesini bilir.
Kısacası…
Hayatımızın neredeyse tamamını bilir.
Biz de bütün bunları veririz.
Mecbur olduğumuz için değil yalnızca…
Devletin onları koruyacağına inandığımız için.
Çünkü vatandaş ile devlet arasındaki görünmeyen sözleşmenin adı…
Güvendir.
Bugün ortaya çıkan iddialar yalnızca bir suç dosyası değildir.
İddiaya göre bazı kamu görevlileri…
Suç kayıtlarını…
Aranma ve yakalama bilgilerini…
Araç kayıtlarını…
Gümrük ve sınır geçiş bilgilerini…
Devletin koruması gereken kişisel verileri…
Suç örgütlerine satmıştır.
Eğer doğruysa…
Mesele birkaç memurun para kazanması değildir.
Mesele, devletin vatandaşına verdiği en temel sözün içeriden bozulmuş olmasıdır.
Bir devletin kasası soyulabilir.
Parası yeniden kazanılır.
Silahı kaybolabilir.
Yenisi alınır.
Binaları yıkılabilir.
Yeniden yapılır.
Ama devletin hafızası satılmaya başlanırsa…
İşte o zaman satılan yalnızca bilgiler değildir.
Devletin otoritesi, güvenilirliği ve vatandaşını koruma iddiası da pazara çıkarılmış olur.
Şimdi kendimize dürüstçe şu soruları sormak zorundayız:
Bu bilgiler kaç yıldır el değiştiriyordu?
Kimler bundan yararlandı?
Kaç kadın, gizli kalması gereken adresi nedeniyle yeniden şiddetin hedefi oldu?
Kaç tanığın güvenliği tehlikeye girdi?
Kaç gazeteci…
Kaç hâkim…
Kaç savcı…
Kaç polis…
Kaç sıradan vatandaş…
Bilgilerinin artık yalnız devlette olmadığını hiç bilmeden yaşamaya devam etti?
En önemlisi…
Bu sistem kurulurken kim neredeydi?
Kim denetlemekle görevliydi?
Kim görmedi?
Kim gördü de sustu?
Kimlerin şifresi kullanıldı?
Kimlerin imzası vardı?
Bu bilgiler yalnızca satıldı mı, yoksa bazı suçların işlenmesinde de kullanıldı mı?
Kaç suçun arkasında, devletin içinden sızdırılmış bir bilgi vardı?
Devlet, vatandaşından dürüstlük ister.
Vergisini doğru beyan etmesini ister.
Adresini doğru bildirmesini ister.
Kimliğini gizlememesini ister.
Mal varlığını açıklamasını ister.
Kanuna uymasını ister.
Ama devlet, vatandaşından hiçbir bilgi isteme hakkını kendiliğinden kazanmaz.
O hakkı, o bilgileri koruyabildiği sürece taşır.
Peki…
Vatandaş bütün yükümlülüklerini yerine getirirken, devlet ona ait bilgileri koruyamıyorsa…
Bu güven sözleşmesini ilk bozan kimdir?
Vatandaş mı?
Yoksa vatandaşın bilgilerini koruyamayan devlet mi?
Devletin görevi, vatandaşın bilgisini yalnızca toplamak değildir.
Asıl görevi, topladığı bilgiyi korumaktır.
Koruyamıyorsa…
Vatandaşının güvenini kaybeder.
Artık savaşlar yalnızca toprak için yapılmıyor.
Bilgi için yapılıyor.
Çünkü bilgiyi ele geçiren…
İnsanı ele geçiriyor.
Veriyi elinde tutan…
İnsanı tanır.
İnsanı tanıyan…
Onu yönlendirir.
Onu korkutur.
Onu tehdit eder.
Onu susturur.
İşte bu yüzden…
Kişisel veri, artık yalnızca teknik bir mesele değil; milli güvenlik meselesidir.
Çünkü devletin elindeki bilgi, suç örgütünün eline geçtiği anda kayıt olmaktan çıkar, silaha dönüşür.
Adres silah olur.
Telefon numarası silah olur.
Sınır geçişi silah olur.
Yakalama kaydı silah olur.
Devletin koruması gereken her bilgi, suçlunun elinde vatandaşa çevrilmiş bir namluya dönüşür.
Bir devlet…
Sınırlarını koruyabilir.
Ordusunu güçlendirebilir.
En gelişmiş silahları satın alabilir.
Her sokağı kameralarla izleyebilir.
Her kuruma güvenlik kapıları koyabilir.
Ama kendi memurunun hangi bilgiye, ne zaman, neden ulaştığını denetleyemiyorsa…
Asıl güvenlik açığı dışarıda değil, içeridedir.
Çünkü güvenlik…
Sadece sınır kapılarında başlamaz.
Bir kamu görevlisinin sisteme girdiği ilk şifrede başlar.
O şifre denetlenmiyorsa…
Devletin en görünmez kalesi çoktan düşmüş demektir.
Bu nedenle yapılması gereken yalnızca operasyon düzenlemek değildir.
Önce, bu çürümeye hangi kapının açıldığını bulmak gerekir.
Devlet önce şunu açıklamalıdır:
Vatandaşın bilgilerine kim erişti?
Kaç yıldır erişti?
Kim denetledi?
Kim denetlemedi?
En önemlisi…
Vatandaş, bir daha aynı şeyin yaşanmayacağına neden inansın?
Çünkü denetlenmeyen yetki, bir süre sonra suça dönüşür.
Hiçbir kamu görevlisi, kullandığı yetkinin hesabını vermekten muaf olmamalıdır.
Kişisel verileri kötüye kullanan herkes, yalnızca bir suçlu olarak değil…
Vatandaş ile devlet arasındaki güveni hedef alan biri olarak yargılanmalıdır.
Çünkü devleti güçlü yapan, suçluyu yakalaması değil…
Vatandaşını suça karşı koruyabilmesidir.
Devlet vatandaşından kimliğini ister.
Adresini ister.
Telefonunu ister.
Geçmişini ister.
Bugününü ister.
Çünkü yarınını koruyacağına söz verir.
O söz tutulmuyorsa…
Ortada yalnızca bir veri skandalı yoktur.
Ortada bozulmuş bir devlet-vatandaş sözleşmesi vardır.
Bir ülke sınırları delindiği için yıkılmaz.
Devletin hafızası satılmaya başladığında çözülür.
Çünkü o gün suç örgütleri yalnızca bilgi satın almaz.
Devletin içine girer.
Vatandaşın hayatına girer.
Hukukun içine girer.
En sonunda…
Devletin yerine geçmeye başlar.
Çünkü devlet, sınırları aşıldığında değil…
Vatandaşının güveni içeriden satıldığında işgal edilir.
İşte o gün…
Çalınan yalnızca bilgiler değil…
Devletin kendisidir.













