Arkeoloji ve astroloji en sevdiğim iki alan ve sürekli bu konuları araştırıyorum irdeliyorum, her gün yeni bir şeyler öğreniyorum.
Astroloji, binlerce yıldır insanların ilgisini çekiyor.
İlkçağlar olarak adlandırdığımız dönemlerde insanlar, ülkelerinin geleceğini tahmin etmek için astrolojiden ve kehanet merkezlerinden faydalanıyordu.
Astrolojinin bilinen ilk yazılı kanıtları, M.Ö. 2. binyılda Babil ve Asur’da ortaya çıktı. Yapılan kazılarda, M.Ö. 1700’lere tarihlenen 70 tablet bulundu ve bu tabletler gökyüzünü anlatan ilk yazılı belgelerdi. Tabletler çözümlendiğinde o yıllarda yaşayan insanların astronomi ve astroloji konularıyla ilgilendikleri anlaşıldı. O dönemde astroloji bireyler için değil; krallar, savaşlar, kıtlık ve salgınlar gibi toplumsal olayları önceden tahmin etmek amacıyla kullanılmıştı.
Bizim ülkemizdeki Antik dönemin en önemli kehanet merkezi Didim’de bulunan Apollon Tapınağı idi. Milet’e bağlı kutsal bir alan olan tapınak, antik dünyanın en büyük kehanet merkezlerinden biri ve en büyük üçüncü tapınağıydı.
Antik çağda insanlar, geleceği öğrenmek ve önemli kararlar öncesinde tanrı Apollon’un kehanetlerini almak için buraya gelirdi. Yani kehanetler ve gökyüzünün mesajları tarihten günümüze dek sürekli merak edilmiş ve kullanılmıştı.
Gelelim günümüze; çevremdeki herkesi bazı konularla ilgili bilgilendiririm uyarırım fakat tüm halkı uyarmak uyandırmak ne mümkün…
Günümüzde gündemi uzunca bir süredir takip edince bazı noktalar dikkatimi çekti.
Muhalefet tarafı, bildiğiniz bodoslama gidiyor, plan yok, program yok, fikir almak yok, danışmak yok, astroloji ve astronomiden faydalanmak yok, entel düşüncelerinin en doğrusu olduğuna inanarak karanlıkta ışıksız koşuyorlar ve durum ortada…
İktidardaki partiye muhalefet olan halkımız da aynı şekilde bodoslama koşuyor…
İktidarı devirsin yeter ki deyip iktidara kafa tutan herkesin peşine takılıyor. İktidardaki parti hiçbir şey yapamasın düşüncesiyle Atatürk adını kullanan her kuruluşa bağış yapıyor ve sonra inanılmaz hayal kırıklıkları başlıyor.
Şu aralar Haluk Levent ve Ahbap Derneğinin yaptıkları gündemde…
İktidara muhalefet olacağım derken tuzağa düşmek, mayına basmak böyle bir şey işte…
Sürekli uyarıyorum; karşınızda başka bir zeka var ve bu zekayı alt etmek öyle kolay değil. İktidardaki partinin stratejisini kimler planlıyorsa astronomi, astroloji, metafizik gibi tüm bilimleri demiyorum ilimleri kullanıyor ve sizlerden bir adım öndeler…
Fakat bunu materyalist ve entel düşünceli kendilerini okumuş eğitimli gören muhalefet taraftarına nasıl anlatabilirim…
Anlatamadığımız için, izin verdikleri, para toplamasına ses çıkarmadıkları, kendisini muhalefet olarak gören geçmişinde dolandırıcılıktan dava açılmış bir kişiye çılgınca bağış yapmanızı izler, sonra dolandırıcı deyip tutuklar ve siz de neye uğradığınız şaşırırsınız.
İşte önce inanıp peşinden koşmaya ve sonra büyük hayal kırıklığı yaratmaya, siyasette ve toplumsal algıda “Politik Yabancılaşma” (Political Alienation), “Post-truth (Hakikat Ötesi) Süreç” veya “Siyasal Kinizm” (Cynicism) denir.
Siyasi aktörlerin ideolojileri ve değerleri bir araç olarak kullanıp güveni sarsması, insanlarda derin bir hayal kırıklığı ve sisteme karşı “politik hiççilik” (nihilizm) yaratır.
Yaşanan bu psikolojik ve sosyolojik kopuşun aşamaları şunlardır:
Siyasal Yabancılaşma ve Güvensizlik: Seçmenler, destekledikleri ideolojilerin veya vaatlerin, çıkara dayalı yalanlar olduğunu gördükçe siyasete ve liderlere olan inancını kaybeder. Kurumlara karşı yabancılaşma başlar.
Post-Truth (Hakikat Ötesi) Etkisi: Siyasette nesnel gerçeklerin ve doğruların önemini yitirdiği, duyguların ve algı yönetiminin gerçeğin yerini aldığı dönemi ifade eder. Sürekli manipülasyona maruz kalan kitleler, neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edemez hale gelir.
Siyasal Kinizm: Bireyde ortaya çıkan “hiçbir şeye inanmama”, “hepsi aynı”düşüncesi ve siyasi sisteme karşı beslenen derin şüphecilik hali başlar ve bundan sonra güçlü kimse o kazanır.
Şimdi sorarım entellere; bu manipülasyon yönteminden haberiniz var mı?
Ve aynı sorum muhalefete; bu yöntem karşısında bir stratejiniz var mı?
İnsanların bu derece güvenlerini sarstıktan sonra neye inanacaklarını veya nasıl inandıracağınızı hesapladınız mı?
Ve şu an toplum tam da bu noktada, neye ve kime inanacağını şaşırdığı için tepkisizleşti, hissizleşti.
Artık çoğunluk hiç kimseye güvenmiyor.
Çünkü her taraf büyük tuzak, her taraf mayın dolu…
Diyorsunuz ki neden hep muhalefeti eleştiriyorum, zannediyorsunuz ki iktidar partisi yalakasıyım, her şeyde yanıldığınız gibi bunda da yanılıyorsunuz işte!
Muhalefeti eleştiriyorum çünkü adam gibi muhalefet yapmadılar, bahaneleri de yapamadılar oluyor her seferinde, karşılarındaki zekayı küçümsedikleri için topaç gibi dönüyorlar iktidar partisinin elinde…
Ve ben bir tarafı eleştirdim diye hemen karşı taraf ilan ediliyorum her iki taraf tarafından…
Oysa tek derdim; Türk toprakları, Türk milleti ve Türk devletini astrolojik olarak gökyüzünün en zorlu dönemlerinde de olsa koruyabilmek, uyarabildiklerimi uyandırmak…
Kişiler, şahıslar ve kurdukları dernekler, topluluklar hiç birisi umurumda değil, benim derdim telaşım çok daha büyük!
Benim derdim; ayrışmış birbirine öfkeli tarafların da üzerinde!
Benim derdim; Türk milleti olarak geçmişimiz tarihimiz geleceğimiz topraklarımız bağımsızlığımız özgürlüğümüz ve adalet huzur içinde olması gereken topraklarımız…
Hadi bu yazımı bir kez daha okuyun ve ne yapmanız gerektiğini iyi planlayın…













