• İletişim: info@guncelkadin.com.tr
Güncel Kadın
Advertisement
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
Güncel Kadın
No Result
View All Result

Aşkım Tan: Dünyayı savaş değil, insanlık kurtaracak

Aşkım Tan by Aşkım Tan
9 Temmuz 2026
in Yazarlar
0
Aşkım Tan: Dünyayı savaş değil, insanlık kurtaracak
0
SHARES
46
VIEWS
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp PaylaşLinkedin'de PaylaşPaylaşPaylaş

BU BİR NATO YAZISI DEĞİLDİR.

Bu bir Trump yazısı da değildir.

Bu bir güç yazısı da değildir.

Bu, insanlığın neden geleceğini inşa etmek yerine, onu her defasında savaşların gölgesine teslim ettiğini sorgulama yazısıdır.

Bir cümle bazen bir çağın fotoğrafını çeker.

Ankara’daki NATO Zirvesi’nde kurulan tek bir cümle günlerdir aklımdan çıkmıyor:

“Bu gece de İran’ı vurabiliriz.”

O cümleyi duyduğumda yalnız savaştan değil…

İnsanlığın geldiği noktadan korktum.

Çünkü bazı cümleler yalnızca söylenmez.

Bir çağın vicdanını ele verir.

Milyarlarca dolarlık savunma bütçeleri konuşuldu.

Yeni nesil savaş uçakları konuşuldu.

Yapay zekâ destekli askerî sistemler konuşuldu.

Yeni caydırıcılık stratejileri konuşuldu.

Bir an durup düşündüm.

Bir ülkenin bombalanmasından söz etmek…

Gerçekten bu kadar kolay mı?

Bir şehrin üzerine ölüm yağdırma ihtimali…

Bir akşam programı yapar gibi konuşulabilir mi?

Beni rahatsız eden yalnızca bu cümle değildi.

Beni asıl rahatsız eden…

O cümlenin karşısındaki sessizlikti.

Sessizlik…

Bazen tarafsızlık değildir.

Sessizlik…

Bazen onaydır.

Çünkü kötülük çoğu zaman alkışlarla değil…

Sessizlikle büyür.

Çünkü bazen söylenmeyen bir cümle…

Söylenenlerden daha ağırdır.

Kimse…

“Durun.” demedi.

Kimse…

“Peki çocuklar ne olacak?” diye sormadı.

Kimse…

“Masum insanlar ne olacak?” diyemedi.

Kimse…

“Diplomasi bunun için mi var?” diye sormadı.

İşte o an anladım.

Asıl mesele savaş değildi.

Asıl mesele, savaşı sıradanlaştıran sessizlikti.

Bir soru soruyorum.

Savaşı gerçekten kim istiyor?

Sabah çocuğunu okula götüren anne mi?

Akşam eve ekmek götürmeye çalışan baba mı?

Üniversite hayali kuran genç mi?

Emekliliğinde huzur arayan yaşlı mı?

Yoksa…

Birkaç kişinin verdiği kararların bedelini milyonlarca insan mı ödüyor?

Neden hiçbir dünya lideri kendi halkına dönüp…

“Barış mı istiyorsunuz, savaş mı?” diye sormuyor?

Neden insanlığın geleceğini ilgilendiren kararlar…

İnsanlığa sorulmuyor?

Dünya gerçekten savaşı mı istiyor?

Yoksa savaş…

Halkların değil…

Güç hesaplarının dili mi?

Bugün yanlış şeyleri konuşuyoruz.

Dünyanın gündemi…

Daha iyi yaşamak değil…

Daha iyi öldürmek olmuş durumda.

Oysa insanlığın gündemi daha iyi yaşamak olmalıydı.

F-35’leri konuşuyoruz.

F-16’ları konuşuyoruz.

Hipersonik füzeleri konuşuyoruz.

Yeni nesil savaş teknolojilerini konuşuyoruz.

Peki…

Neden yeni nesil barışı konuşmuyoruz?

Neden ülkeler…

Daha mutlu çocuklar yetiştirmek için yarışmıyor?

Daha güçlü eğitim sistemleri kurmak için yarışmıyor?

Daha adil hukuk üretmek için yarışmıyor?

Daha güvenli şehirler inşa etmek için yarışmıyor?

İnsanlık…

Öldürmenin teknolojisini geliştirdi.

Yaşatmanın medeniyetini geliştiremedi.

Çünkü insanlık bugün zekâ krizi yaşamıyor.

Vicdan krizi yaşıyor.

Bir yanda iklim zirveleri düzenliyoruz.

Karbon salımını azaltmaya çalışıyoruz.

Ormanları korumaktan söz ediyoruz.

Diğer yanda…

Şehirleri bombalıyoruz.

Toprağı kirletiyoruz.

Ormanları yakıyoruz.

Nehirleri zehirliyoruz.

Bir yanda dünyayı kurtarmaya çalışıyoruz.

Diğer yanda…

Aynı dünyayı kendi ellerimizle yok ediyoruz.

Bu nasıl bir medeniyet anlayışıdır?

Bireysel şiddeti suç sayıyoruz.

Bir tokada ceza veriyoruz.

Bir yumruğu yargılıyoruz.

Peki…

Ülkeler arasındaki şiddeti hangi hukukla açıklıyoruz?

Bir insanın başka bir insana zarar vermesi suçsa…

Bir devletin şehirleri bombalaması neden “normal” kabul ediliyor?

Şiddet…

Devlet eliyle uygulanınca…

Vicdan neden susuyor?

Savaşla bir gelecek kurulabilir mi?

Bir bomba umut üretebilir mi?

Bir füze güven duygusu oluşturabilir mi?

Bir güç savaşı insanlığa refah getirebilir mi?

Gelecek…

Füze rampalarında mı kurulur?

Çocukların mezarları üzerinde mi?

Yıkılmış şehirlerde mi?

Mayın tarlalarında mı?

Yetimhanelerde mi?

Nasıl bir gelecekten söz ediyoruz?

Tarih bunun cevabını çoktan verdi.

Tarih bize kaç kez aynı dersi vermek zorunda?

Auschwitz…

İnsanlığın sustuğu yerdi.

Hiroşima…

Bilimin vicdansızlaştığında neler yapabileceğini gösterdi.

Srebrenitsa…

“Bir daha asla.” sözünün ne kadar kolay unutulduğunu gösterdi.

Bosna…

Komşunun komşuya nasıl düşman edilebildiğini gösterdi.

Körfez Savaşı…

Bir savaşın yalnızca cephede değil, yıllarca insanların hayatında sürdüğünü gösterdi.

Irak…

Bir ülkenin yıkılmasının yalnızca binaların yıkılması olmadığını gösterdi.

Suriye…

Bir neslin çocukluğunun çalınabileceğini gösterdi.

Ukrayna…

  1. yüzyılda bile insanların metro istasyonlarında ve sığınaklarda yaşamak zorunda kalabileceğini gösterdi.

Gazze…

Dünyanın bazen çocukların ölümünü bile canlı yayın izleyebildiğini gösterdi.

Demek ki insanlık…

Acılardan ders çıkarmıyor.

Yalnızca yeni acılar üretiyor.

Dün başkasıydı.

Bugün İran.

Yarın…

Hangi ülke?

Hangi şehir?

Hangi çocuk?

İnsanlık gerçekten tarihinden ders alıyor mu?

Yoksa yalnızca savaşların adresi mi değişiyor?

Savaşlarda yalnızca siviller ölmez.

Askerler de ölür.

Peki…

Kaybolan hayatları kim tazmin ediyor?

Yıkılan şehirleri kim geri getiriyor?

Çalınan çocukluğu kim geri veriyor?

Kaybolan gençliği kim yerine koyuyor?

Bir annenin yıllarca dinmeyen acısını…

Bir çocuğun ömür boyu sürecek özlemini…

Bir gazinin eksilen hayatını…

Eğer bir zaferin bedeli tek bir masumun hayatıysa…

Buna gerçekten zafer denebilir mi?

Gaziler doğar.

Kimi kolunu bırakır cephede.

Kimi bacağını.

Kimi gözlerini.

Kimi gençliğini.

Kimi ise ömrünün geri kalanını…

Savaşın görünmeyen yüküyle yaşar.

Bir annenin bekleyişi…

Bir eşin yalnızlığı…

Bir çocuğun babasız büyümesi…

Mayınlar kalır.

Travmalar kalır.

Yetimler kalır.

Yas tutan aileler kalır.

Yarım kalan hayatlar kalır.

Bunların hangisi ateşkesle sona erer?

Savaş bittikten sonra bile savaş bitmez.

Çünkü savaş…

Cephede biter.

İnsanların içinde bitmez.

Bana hangi tarafta olduğumu soruyorlar.

Ne NATO’nun tarafındayım.

Ne İran’ın.

Ne Amerika’nın.

Ne Rusya’nın.

Ben hiçbir savaşın tarafında değilim.

Ben…

Zarar gören çocuklardan yanayım.

Zarar gören annelerden yanayım.

Zarar gören askerlerden yanayım.

Gazilerden yanayım.

Yıkılan şehirlerden yanayım.

Yanan ormanlardan yanayım.

Yuvasını kaybeden hayvanlardan yanayım.

Ben çalınan geleceklerden yanayım.

Ben fillerden yana değil…

Çimlerden yanayım.

Çünkü filler tepişirken…

Ezilen hep çimler oluyor.

Bir soru daha…

Eğer savaş gerçekten insanlığa refah getiriyorsa…

Neden dünyanın en huzurlu ülkeleri aynı zamanda en gelişmiş ülkelerdir?

Neden eğitimde öndeler?

Neden bilimde öndeler?

Neden yaşam kalitesinde ilk sıralardalar?

Neden çocukların en güvenli büyüdüğü ülkeler onlardır?

Eğer savaş gerçekten kalkınmanın yolu olsaydı…

Dünyanın en güçlü, en huzurlu, en yaşanabilir ülkeleri savaşlarla anılırdı.

Oysa öyle değil.

Çünkü bugün refahın zirvesindeki ülkeler, savaşın değil; hukukun, eğitimin, bilimin ve toplumsal güvenin üzerine inşa edilmiş ülkelerdir.

Onları güçlü yapan daha çok silaha sahip olmaları değil; insanlarına daha çok gelecek sunabilmeleridir.

Çünkü…

Kalıcı refahın temeli savaş değildir.

Barıştır.

Hiçbir bomba umut üretmez.

Hiçbir füze güven inşa etmez.

Hiçbir savaş…

İnsanlığa kalıcı bir gelecek kuramaz.

Mustafa Kemal Atatürk bu millete yalnızca bağımsız bir ülke bırakmadı.

Bir gelecek bıraktı.

Gelecek bırakabilen liderler…

Tarihe geçer.

Savaş bırakanlar…

Tarihe yük olur.

Çünkü devletler…

İnsanları savaşa hazırlamak için kurulmaz.

İnsanları geleceğe hazırlamak için kurulur.

İnsanlık, liderlerini savaş çıkarsınlar diye seçmedi.

Çocuklarına daha güvenli bir gelecek bıraksınlar diye seçti.

Dünya liderleri de…

İnsanlığa huzur borçludur.

Güven borçludur.

Adalet borçludur.

En önemlisi…

Gelecek borçludur.

Savaşın da hukuku olmalıdır.

Çünkü hukuk yalnızca barış zamanlarını değil…

Savaş zamanlarını da insanileştirmek için vardır.

Artık insanlığın yeni bir Uluslararası Savaş ve Sivil Koruma Yasası‘na ihtiyacı vardır.

Yerleşim alanları mutlak savaş dışı bölge ilan edilmelidir.

Çocuklar…

Kadınlar…

Yaşlılar…

Engelliler…

Hastalar…

Siviller…

Hayvanlar…

Hiçbir savaşın tarafı olmamalıdır.

Savaş başlamadan önce zorunlu tahliye uluslararası hukukun değişmez kuralı hâline gelmelidir.

Savunma bütçelerinin belirli bir bölümü zorunlu olarak Barış, Bilim ve Gelecek Teknolojileri Fonu‘na aktarılmalıdır.

Her askerî zirvenin yanında…

Aynı ciddiyetle toplanan bir Dünya Barış Zirvesi yapılmalıdır.

Barış da en az savaş kadar planlanmalıdır.

İnsanlık artık silahlanma yarışı değil…

Barışlanma yarışı başlatmalıdır.

Çünkü…

Silah olacaksa…

O silah…

Bilgi olmalıdır.

Bilim olmalıdır.

Teknoloji olmalıdır.

Hukuk olmalıdır.

İnsanlık olmalıdır.

Barış olmalıdır.

İşte…

Bu güçle aşılamayacak hiçbir karanlık yoktur.

Çünkü medeniyet…

İnsan öldürmeyi öğrenmek değildir.

İnsan yaşatmayı öğrenmektir.

Bilimin en büyük başarısı…

Daha güçlü silahlar üretmek değil,

İnsan hayatını daha değerli hâle getirebilmektir.

Gün gelecek…

Bugünkü savaşlar da tarih kitaplarında okunacak.

O gün çocuklarımız bize şunu soracak:

“Madem bu kadar gelişmiştiniz…”

“Neden hâlâ savaşmayı seçtiniz?”

O soruya bugün cevap veremiyorsak…

Yarın hiçbir zafer bizi haklı çıkaramayacaktır.

Dünya liderleri iktidara savaş çıkarmak için gelmez.

İnsanlığa gelecek kurmak için gelir.

İnsanlığa…

Huzur borçludur.

Gelecek borçludur.

Umut borçludur.

Dünyayı savaş kurtarmayacak.

Dünyayı insanlık kurtaracak.

Çünkü hayat…

“Bir varmış, bir yokmuş…” diye anlatılan bir masal değildir.

Hayat…

Bizden sonra yaşayacak insanların emanetidir.

Savaşlar yalnızca insan öldürmez.

Gelecek öldürür.

Geleceğini öldüren hiçbir medeniyet…

Gerçek anlamda kazanmış sayılmaz.

İnsanlığın en büyük zaferi…

Bir savaşı kazanmak değil…

Savaşa ihtiyaç duymayacak kadar medenileşmektir.

 

 

Önceki Yazı

Halkla İlişkilerin Oscarı Antalya’ya geldi!

Sonraki Yazı

Bir Osmanlı Ailesinin Arşivi Yüzyıllar Sonra Yeniden Bir Arada; “Kalbin Mührü” Sergisi açıldı

Aşkım Tan

Aşkım Tan

Sonraki Yazı
Bir Osmanlı Ailesinin Arşivi Yüzyıllar Sonra Yeniden Bir Arada;  “Kalbin Mührü” Sergisi açıldı

Bir Osmanlı Ailesinin Arşivi Yüzyıllar Sonra Yeniden Bir Arada; “Kalbin Mührü” Sergisi açıldı

Plugin Install : Widget Tab Post needs JNews - View Counter to be installed
  • Popüler
  • Yorum
  • En Son
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

21 Kasım 2024
İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

4 Eylül 2024
Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 28 Temmuz-3 Ağustos Gökyüzü Gündemi

Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 2024’de Burçları Neler Bekliyor?

27 Temmuz 2025
Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

22 Ocak 2024
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

0
Duygu Şengül: Türkiye’de kadının var olma sorunu

Duygu Şengül : Duygu’sal Aforizmalar

0
Ayşe Demir: DO-ra-to

Ayşe Demir: DO-ra-to

0
Buket Keskinol: Toprak Ana Gaia

Buket Keskinol : İskenderunlu olmak

0
Bir Osmanlı Ailesinin Arşivi Yüzyıllar Sonra Yeniden Bir Arada;  “Kalbin Mührü” Sergisi açıldı

Bir Osmanlı Ailesinin Arşivi Yüzyıllar Sonra Yeniden Bir Arada; “Kalbin Mührü” Sergisi açıldı

9 Temmuz 2026
Aşkım Tan: Dünyayı savaş değil, insanlık kurtaracak

Aşkım Tan: Dünyayı savaş değil, insanlık kurtaracak

9 Temmuz 2026
Halkla İlişkilerin Oscarı Antalya’ya geldi!

Halkla İlişkilerin Oscarı Antalya’ya geldi!

9 Temmuz 2026
Sabancı Vakfı’ndan nitelikli ve kapsayıcı eğitim için 4 yeni projeye hibe desteği

Sabancı Vakfı’ndan nitelikli ve kapsayıcı eğitim için 4 yeni projeye hibe desteği

9 Temmuz 2026

Son Yazılar

Bir Osmanlı Ailesinin Arşivi Yüzyıllar Sonra Yeniden Bir Arada;  “Kalbin Mührü” Sergisi açıldı

Bir Osmanlı Ailesinin Arşivi Yüzyıllar Sonra Yeniden Bir Arada; “Kalbin Mührü” Sergisi açıldı

9 Temmuz 2026
Aşkım Tan: Dünyayı savaş değil, insanlık kurtaracak

Aşkım Tan: Dünyayı savaş değil, insanlık kurtaracak

9 Temmuz 2026
Halkla İlişkilerin Oscarı Antalya’ya geldi!

Halkla İlişkilerin Oscarı Antalya’ya geldi!

9 Temmuz 2026
Sabancı Vakfı’ndan nitelikli ve kapsayıcı eğitim için 4 yeni projeye hibe desteği

Sabancı Vakfı’ndan nitelikli ve kapsayıcı eğitim için 4 yeni projeye hibe desteği

9 Temmuz 2026
Güncel Kadın

Güncel Kadın

Sosyal Medya

Kategoriler

  • Anasayfa
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Genel
  • Güncel Haberler
  • Güncel Sağlık
  • Güzellik
  • İş Dünyası
  • Magazin
  • Moda
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Sanat
  • Yaşam
  • Yazarlar

Son Haberler

Bir Osmanlı Ailesinin Arşivi Yüzyıllar Sonra Yeniden Bir Arada;  “Kalbin Mührü” Sergisi açıldı

Bir Osmanlı Ailesinin Arşivi Yüzyıllar Sonra Yeniden Bir Arada; “Kalbin Mührü” Sergisi açıldı

9 Temmuz 2026
Aşkım Tan: Dünyayı savaş değil, insanlık kurtaracak

Aşkım Tan: Dünyayı savaş değil, insanlık kurtaracak

9 Temmuz 2026
  • İletişim: info@guncelkadin.com.tr

© 2023 Güncel Kadın.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj

© 2023 Güncel Kadın.