Çocukken en sevdiğim hikâye Çizmeli Kredi’ydi. Düşününce hâlâ çok etkileyici geliyor bana. Sonuçta bir kedi, çizmelerini giyiyor ve dünyanın bütün sosyal hiyerarşisini altüst ediyor. Biz insanlar yıllardır diplomalar, kariyer planları, kişisel gelişim kitaplarıyla uğraşıyoruz; adamın biri ise çizmelerini giyen bir kedi sayesinde markiz oluyor.
Belki de kedilere olan hayranlığım o gün başladı.
Hayatım boyunca hep bir kedi insanı oldum. Çünkü kedi, insana sevgi gösteren bir canlıdan çok, sizi uygun görürse hayatına kabul eden bir karakter oyuncusudur. Bir köpek size ait olduğunu hissettirir; kedi ise bazen evin tapusunun aslında kendi adına kayıtlı olduğunu zarif yöntemlerle anlatır.
Hayatımın farklı dönemlerinde birçok kedim oldu. Hiçbiri birbirine benzemiyordu. Mesela Pilav vardı. Bembeyaz, masum görünümlü, adeta pamuktan yapılmış bir canlıydı. Fakat bu görüntüye aldanan herkes, birkaç dakika içinde stratejik bir hata yaptığını anlardı. Eve gelen hiçbir misafir, bacağından küçük bir parça vergi ödemeden çıkamazdı. Pilav, misafirperverliği biraz farklı yorumlayan bir kediydi.
İnsanlar kedilerin birbirine benzediğini düşünür ama bu büyük bir yanılgıdır. Kediler arasında filozoflar, kabadayılar, tembeller, aristokratlar ve tam zamanlı deliler vardır. Kimisi poğaça yer, kimisi zeytinle futbol oynar, kimisi ise dünyanın en pahalı mamasına bakıp size “Bunu gerçekten bana mı layık gördün?” dercesine uzaklaşır.
Ve elbette İstanbul…
İstanbul sadece insanların değil, kedilerin de kurduğu büyük bir cumhuriyettir. Bu şehrin gerçek yerlileri belki de onlardır.
İstanbul kedileri akıllıdır. Trafiği bilirler, esnafı tanırlar, hangi turistin birçoğu cebinden salam çıkabileceğini kilometrelerce öteden hissederler. Bir Fransız arkadaşım sırf bu yüzden İstanbul’dan sokak kedisi sahiplenmişti. Ona göre bizim kedilerimiz daha zeki, daha atak ve daha girişimciydi. Açıkçası haklı olabilir. Avrupa kedileri emeklilik kasabasında yaşıyor gibiyse, İstanbul kedileri borsa takip eden şehir insanları gibidir.
Kedilerin bambaşka bir dünyası olduğuna inanıyorum. Kendi dilleri, kendi aşkları, kendi dedikoduları vardır. Muhtemelen geceleri toplanıp insanlar hakkında konuşuyorlar. “Biz bunları binlerce yıldır evcilleştirdik ama hâlâ mama paketini açmakta zorlanıyorlar” dediklerinden şüpheleniyorum.
Edebiyat da onların bu tuhaf asaletine kayıtsız kalamamıştır. Old Possum’s Book of Practical Cats ve ondan doğan Cats, kedileri yalnızca hayvan olarak değil, başlı başına bir toplum olarak anlatır. Her birinin geçmişi, gururu ve hikâyesi vardır. Aslında biz kedi sahipleri bunu zaten biliriz. Bir evde tek bir kedi yaşamaz; küçük, bağımsız ve bazen oldukça otoriter bir medeniyet yaşar.
Belki de kedileri sevmemizin nedeni budur. Onlar bize benzemeye çalışmazlar. Oldukları gibidirler. Canları isterse gelirler, istemezse bütün çağrılarınızı görmezden gelirler. Modern dünyanın kişisel gelişim uzmanları yıllardır insanlara sınır koymayı öğretmeye çalışıyor. Kediler bunu binlerce yıldır, hiçbir seminere katılmadan başarıyor.
Bazen düşünüyorumda uzaylı olan onlar mı, yoksa onlar tarafından evcilleştirildiğini hâlâ fark etmeyen bizler miyiz?












