
Bu bir kutlama yazısı değil.
Bu, bir hediye.
Bir çiçek gönderemediğim…
Kapısını çalıp elini tutamadığım…
Sesini duyamadığım…
Adını bilmediğim insanlara bırakılmış bir hediye.
Çünkü herkesin hediye alacak gücü olmayabilir.
Ama insanın bazen verecek sözü olur.
Benim hediyem de budur.
Kelimeler.
Bir anneye verilebilecek en kıymetli şey gerçekten nedir?
Bir buket çiçek mi?
Şık bir kutu mu?
Pahalı bir parfüm mü?
Bir masa rezervasyonu mu?
Belki.
Ama insan hayatı yalnızca vitrinden ibaret değil.
Çünkü bazı evlerde hediyeler açılır.
Bazı evlerde ilaç kutuları.
Bazı evlerde kahkaha vardır.
Bazı evlerde sessizlik.
Bazı insanlar annesine sarılır.
Bazıları mezar taşına dokunur.
Bazıları bir ses kaydını tekrar tekrar dinler.
Bazıları telefonda silinmeyen bir numaraya bakar.
Aynı takvime bakılıyor olabilir. Aynı hayat yaşanmıyor.
Bu dünyada anneler var.
Yeryüzü anneliği tek bir fotoğrafta anlatmıyor.
Gazze’de…
Çocuğunu toprağa verirken hâlâ “anne” kalmaya çalışan.
Ukrayna’da…
Bir tren garında vedalaşırken yüzü yıllarca yaşlanan.
Afrika’da…
Açlıkla evladı arasında seçim yapmaya zorlanan.
Göç yollarında…
Bir çocuğu kucağında, diğerini elinden tutarak bilinmeze yürüyen.
Hastane koridorlarında…
Bir monitör sesine umut bağlayan.
Yoğun bakım kapılarında…
Saatin akmasını unutmuş anneler.
Kanser odalarında…
Çocuğunun acısını kendi bedeninde yaşayan anneler.
Huzurevlerinde…
Kapıya bakan gözlerle bekleyen anneler.
Cezaevi önlerinde…
Yıllardır aynı taşı sabırla taşıyan anneler.
Deprem enkazlarının başında…
Zamanı durmuş anneler.
Kadın cinayetlerinde kızını toprağa veren anneler.
İş cinayetlerinde oğlunun ardından susan anneler.
Kaybolan çocuğunun bir gün döneceğine hâlâ inanan anneler.
Evladını savaşta kaybeden anneler.
Evladını hastalıkta kaybeden anneler.
Evladını hayattayken kaybeden anneler.
Çünkü bazen insan ölmez.
Uzaklaşır.
Annesini kaybetmiş olanlar da var.
Bazı yoklukların takvimi olmaz.
Bazı sesler yıllar geçse de insanın içinden gitmez.
Bazı numaralar telefondan silinir.
Kalpten silinmez.
Bazı insanlar öldükten sonra bile hayatımızdaki yerlerini terk etmez.
Bir de görünmeyen emek var.
Dünyanın en büyük kayıt dışı emeği.
Maaşı olmayan.
Mesaisi tutulmayan.
Prim günü olmayan.
Emekliliği olmayan.
Ama hiç bitmeyen.
Bir çocuğun ateşi çıktığında ilk uyanan.
Bir korkuda ilk koşan.
Bir sessizlikte ilk hisseden.
Kendi hayatını erteleyip başkasının hayatını büyüten.
Bu yüzden annelik yalnızca biyolojik bir bağ değildir.
Bir emektir.
Bir sabırdır.
Bir vazgeçiştir.
Bazen sessiz bir kahramanlıktır.
Çocuklara bir sözüm var.
Anne dediğiniz insan yalnızca anne değildir.
Bir insandır.
Kırılır.
Yorulur.
Susar.
Bazen güçlü görünür.
Bazen yalnızca güçlü görünmek zorunda kalır.
Sizin önünüze yol açarken kendi yolundan vazgeçmiş olabilir.
Bunu hesap tutmak için yapmaz.
Sevdiği için yapar.
Tam da bu yüzden bazen en kıymetli hediye satın alınmaz.
Bir cümle yeter.
İçten söylenmiş bir teşekkür.
Bekletilmeden açılmış bir telefon.
Gerçek bir sarılma.
Gerçekten dinlenmiş birkaç dakika.
Annelere de bir sözüm var.
Her çocuk sevgisini aynı dilde göstermez.
Bazısı sarılır.
Bazısı susar.
Bazısı geç anlar.
Bazısı çok geç.
Bu yazıyı okuyan hasta bir anne varsa…
Yalnız değilsiniz.
Bu yazıyı okuyan annesiz bir çocuk varsa…
O boşluğu tarif etmek zor.
Bu yazıyı okuyan evladını kaybetmiş bir anne varsa…
Bazı acılar karşısında kelimeler küçülür.
Bu yazıyı okuyan kırgın bir anne ya da kırgın bir evlat varsa…
Hayat bazen insanı birbirinden uzaklaştırır.
Ama bazı bağlar tamamen kopmaz.
Bazıları hediye alır. Ben söz bırakıyorum.
Çünkü benim size verebileceğim en dürüst şey bu.
Bir hatırlatma:
Hayatın sonunda insan ne aldığını değil…
Kimin gerçekten yanında durduğunu hatırlar.
Kimin gerçekten gördüğünü.
Kimin gerçekten duyduğunu.
Kimin sevgisini göstermeyi ertelemediğini.
Çünkü bazı gecikmelerin telafisi olmaz.
Bazı sevgiler söylenmediğinde eksik kalır.
Bazı insanlar gidince artık hiçbir cümle yetişmez.
Çünkü sevgi ertelendiğinde, geriye yalnızca pişmanlık kalır.
SEVGİNİN KASASI YOKTUR.












