
Dün o salonda
mesafenin nedenine baktım.
Bugün
o mesafenin sonucuyla karşı karşıyayım.
İkinci günün programı
her şeyi açık ediyor.
Bu bir eksiklik değil.
Bu bir tablo.
Program güçlü başlıklarla dolu.
Katılım…
Planlama…
Dayanışma…
Eşitlik…
Kâğıt üzerinde kusursuz.
Gerçek hayatta eksik.
Zeydan Karalar yok.
Mahkemede.
Mustafa Bozbey yok.
Tutuklu.
Şimdi sorulması gereken soru çok basit:
Belediye başkanlarının olmadığı bir zeminde
belediyecilik nasıl tartışılır?
Burada bir çelişki yok.
Burada bir kırılma var.
Katılım anlatılıyor.
Katılması gerekenler yok.
Yerel demokrasi konuşuluyor.
Yerel irade baskı altında.
Dayanışma vurgulanıyor.
Yalnız bırakılan insanlar var.
Sorun teori ile pratik arasındaki fark değil.
Sorun, gerçeğin dışarı itilmesi.
Programda bir başlık dikkat çekiyor:
“Dayanışma yerelden mi başlar?”
Cevap salonda değil.
Hayatın içinde.
Dayanışma, yok sayılanın yanında başlar.
Benim ait olduğum sosyal demokrat çizgi bu tabloyu nötr karşılamaz.
Sosyal demokrasi
sadece konuşmaz.
Taraf olur.
Bugün yaşanan şey açık:
Seçilmiş insanlar
süreç dışına itiliyor.
Temsil zayıflatılıyor.
İrade tartışmaya açılıyor.
Bu bir yorum değil.
Bu bir tespit.
Dün mesafeyi gördüm.
Bugün o mesafenin
kimleri dışarıda bıraktığını gördüm.
Artık soru değişti:
Bu mesafe kapanacak mı?
Yoksa
normalleştirilecek mi?
Ben normalleştiren tarafta değilim.
Çünkü bu mesele
bir sempozyum başlığı değil.
Bir demokrasi meselesi.
Bu zemini açan
Sosyal Demokrasi Derneği’ne,
bu buluşmaya ev sahipliği yapan
Erdal Beşikçioğlu’na,
o salonda sadece konuşmayan,
tavır alan
Mansur Yavaş’a…
bir not düşmek gerekiyor:
Bu mesele artık yalnızca belediyecilik meselesi değil.
Bir duruş meselesi.
Şimdi kimse buna
Bir “sempozyum” demesin.
Bu bir fotoğraf.
O fotoğrafta
eksik olanlar tamamlanmadan
hiçbir şey tamam değildir.
Bir yanda başlıklar var.
Diğer yanda
o başlıkların muhatapları yok.
Bir yanda demokrasi anlatılıyor.
Diğer yanda
seçilmişler yok.
Bu bir eksiklik değil.
Bu bir düzen.
O düzenin adı açık:
Sessizleştirerek yönetmek.
Ben o sessizliğin tarafında değilim.
Benim yerim
konuşamayanların yanı.
Bu ülkede mesele değişti:
Kim konuşuyor değil,
kim susturuluyor.
Kent konuşuyor.
Ama artık mesele kent değil.
Demokrasi.
Konuşamayan bir kentte
hiç kimse özgür değildir.













