
Bir Toplum Suçla Nasıl Yaşamayı Öğrenir?
ÇOCUKLAR NASIL ÖLDÜRÜLÜR?
Bir toplumun gerçek yüzü meydanlarda değil, çocuklarının kaderinde görünür.
Bir ülkenin gelişmişliği gökdelenlerin yüksekliğiyle değil, çocuklarının güvenliğiyle ölçülür.
Bir toplum çocuklarını koruyamıyorsa o toplumun geleceğinden söz etmek yalnızca bir tesellidir.
Gerçek şu kadar yalındır:
Çocukların güvende olmadığı bir ülkede hiçbir gelecek güvende değildir.
Türkiye son yıllarda bu gerçekle defalarca yüzleşti.
Gazeteler aynı manşetleri attı.
Televizyonlar aynı görüntüleri günlerce döndürdü.
Sosyal medya aynı öfkeyi tekrar tekrar paylaştı.
Sonra hayat devam etti.
Ama mezarlıklar dolmaya devam etti.
Bir çocuk daha kayboldu.
Bir çocuk daha öldürüldü.
Bir çocuk daha toprağa verildi.
Türkiye’de çocuklara yönelik şiddet ve istismar dosyaları her yıl on binlerle ifade ediliyor.
Adalet Bakanlığı verileri ve akademik çalışmalar çocuklara yönelik cinsel istismar ve ağır şiddet davalarının uzun yıllardır yüksek seviyede seyrettiğini gösteriyor.
Uzmanlar ise daha sert bir gerçeğe işaret ediyor:
Resmî rakamlar gerçeğin tamamını göstermez.
Çünkü birçok suç hiçbir zaman kayıtlara girmez.
Birçok çocuk konuşamaz.
Birçok aile konuşulmasını istemez.
Birçok çevre “aile meselesi” diyerek susar.
Birçok ihbar ciddiye alınmaz.
Birçok dosya yıllarca sürüncemede kalır.
Sonra bir gün bir haber gelir.
Bir çocuk daha ölmüştür.
Narin ve Narin gibi çocuk cinayetleri yalnız bir suçun değil, bir toplumun kırılmasının sembolü haline geldi.
Her olaydan sonra aynı sözler söylendi.
“Bir daha yaşanmayacak.”
Ama birkaç yıl sonra aynı cümle yeniden kuruldu.
Çünkü sorun yalnız bir suç değildir.
Bir sistem sorunudur.
Bir çocuk kaybolduğunda bütün ülke nefesini tutar.
Arama ekipleri günlerce çalışır.
Kameralar aynı görüntüleri tekrar tekrar yayınlar.
Gündüz kuşağı programları saatlerce aynı olayı tartışır.
Bir çocuğun ölümü televizyon ekranlarında reytinge dönüşür.
Acı tüketilir.
Gözyaşı akıtılır.
Ama çoğu zaman şu soru sorulmaz:
Bu çocuk neden daha önce korunamadı?
Dünya son yıllarda Jeffrey Epstein skandalı ile sarsıldı.
Amerikalı milyarder Epstein’ın yıllarca reşit olmayan kız çocuklarını istismar ettiği ortaya çıktı.
Soruşturma ilerledikçe yalnız bir suçlu değil, bir koruma ağı ortaya çıktı.
Siyasetçiler.
İş insanları.
Güçlü isimler.
Bir pedofili ağı yıllarca dokunulmadan varlığını sürdürebildi.
Epstein 2019 yılında cezaevinde hayatını kaybetti.
Resmî kayıtlara göre ölüm nedeni intihardı.
Ama dünya kamuoyu hâlâ şu soruyu tartışıyor:
Epstein gerçekten yalnız mı öldü, yoksa bildikleriyle birlikte susturuldu mu?
Bu sorunun kesin cevabı hâlâ yok.
Ama kesin olan bir gerçek var:
Çocukları koruyamayan sistemler yalnız suç üretmez.
Suçu koruyan güç ilişkileri de üretir.
Çocukları koruyamayan sistem yalnız Türkiye’ye özgü değildir.
Gerçek yine de değişmez:
Bir toplum çocuklarını koruyamadığı anda medeniyet iddiasını kaybeder.
Bir çocuk öldüğünde katili bulmak kolaydır.
Bir isim vardır.
Bir yüz vardır.
Bir fail vardır.
Asıl zor olan sorumluları bulmaktır.
Çünkü birçok çocuk cinayetinde yalnız bir katil yoktur.
Şiddeti saklayan aile vardır.
Çocuğun çığlığını duyan ama kapıyı çalmayan bir komşu vardır.
Yarayı gören ama soru sormayan okul vardır.
İhbarı ciddiye almayan kurum vardır.
Dosyayı bekleten sistem vardır.
Norveçli sosyolog Johan Galtung bu durumu “yapısal şiddet” olarak tanımlar.
Onun ifadesiyle:
“Bir insanın korunabileceği halde korunmaması da şiddettir.”
Bir çocuk çoğu zaman bir anda ölmez.
Ölüm yavaş yavaş yaklaşır.
İlk tokatta yaklaşır.
İlk tehditle yaklaşır.
İlk görmezden gelmeyle yaklaşır.
İlk suskunlukla yaklaşır.
Bir toplum çocuklarını koruyamıyorsa yalnız bir suç işlememiş olur.
Kendi geleceğini kaybetmiş olur.
Çünkü çocukların ölümü yalnız bir cinayet değildir.
Bir toplumun kendisi hakkında verdiği en ağır hükümdür.
Gerçek şu kadar serttir:
Bazı çocukların katili bir kişidir.
Bazı çocukların katili ise bir toplumdur.
Birçok çocuk ihmalden ölür.
Birçok çocuk sessizlikten ölür.
Birçok çocuk korunamadığı için ölür.
Bir çocuk öldüğünde yalnız bir hayat toprağa verilmez.
Bir toplumun vicdanı da gömülür.
Tarih böyle toplumları affetmez.
Bir çocuk bile koruyamayan bir toplumun medeniyet iddiası yalnızca bir yalandır.
… devam edecek













