
Bir Toplum Suçla Nasıl Yaşamayı Öğrenir?
SUÇUN İLK KORUYUCUSU: SESSİZLÜK
Cinayetler çocuk odasında öğretilir.
Ama orada kalmaz.
Toplum o cinayetleri yıllarca saklamayı da öğrenir.
Bir toplumun suçla kurduğu ilişki yalnız öğretmekle bitmez.
Suçun yaşayabilmesi için ikinci bir şeye ihtiyacı vardır.
Sessizliğe.
Bir suç işlendiğinde iki ihtimal vardır:
Konuşmak.
Susmak.
Toplumların kaderini belirleyen şey çoğu zaman suçun kendisi değil, suç karşısındaki suskunluktur.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde çocuk istismarına ilişkin yapılan araştırmalar aynı gerçeği gösteriyor.
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) verilerine göre çocuklara yönelik cinsel istismar vakalarının yaklaşık %80 ila %90’ı çocuğun tanıdığı kişiler tarafından gerçekleştirilir.
Yani fail çoğu zaman yabancı değildir.
Akrabadır.
Komşudur.
Aile dostudur.
Bazen de aynı evin içindedir.
Bu nedenle çocuk istismarı yalnızca bir suç değildir.
Toplumsal bir suskunluk düzenidir.
Türkiye’de Adalet Bakanlığı verileri çocuklara yönelik cinsel istismar davalarının her yıl on binlerle ifade edildiğini gösteriyor.
Ancak uzmanların büyük bölümü şu konuda hemfikirdir:
Gerçek sayı çok daha büyüktür.
Çünkü birçok suç kayıtlara geçmez.
Kayıtlara geçmez çünkü aileler susar.
“Utanç olur.”
“Aile dağılır.”
“Adımız çıkar.”
Suç çoğu zaman ilk kez burada korunur.
Evin içinde.
Bir çocuğun hayatındaki en tehlikeli an yalnız istismarın yaşandığı an değildir.
En tehlikeli an gerçeği söylediği andır.
Çünkü o anda toplumun gerçek yüzü ortaya çıkar.
Çocuğa inanılacak mı?
Yoksa çocuk susturulacak mı?
Birçok çocuk aynı cümleyi duyar:
“Bunu kimseye söyleme.”
Suçun gerçek koruyucusu tam olarak bu cümledir.
Suçluların en büyük gücü silahları değildir.
Toplumun sessizliğidir.
Bu sessizlik yalnız şiddeti büyütmez.
Bazen bir çocuğun ölümüne kadar uzanır.
Türkiye’de son yıllarda kamuoyuna yansıyan birçok çocuk cinayetinin geçmişinde uzun süre fark edilmeyen ya da görmezden gelinen şiddet ve ihmal vakaları vardır.
Komşuların duyduğu çığlıklar.
Okulun fark ettiği yaralar.
Ailenin bildiği tehditler.
Ama çoğu zaman kimse konuşmaz.
Sessizlik yalnız suçluları korumaz.
Bazen çocukların ölümüne kadar uzanır.
Bu nedenle bir sonraki soru kaçınılmazdır:
Bir toplumda çocuklar nasıl ölür?
Bugün kadın cinayetlerini konuşuyoruz.
Her cinayetten sonra aynı soru soruluyor:
“Nasıl oldu?”
Oysa birçok cinayetin geçmişinde yıllarca süren bir şiddet vardır.
Defalarca yapılmış şikâyetler vardır.
Polise yapılmış başvurular vardır.
Komşuların duyduğu bağrışmalar vardır.
Ailenin bildiği tehditler vardır.
Ama çoğu zaman kimse konuşmaz.
Komşu duyar.
Akraba bilir.
Aile görür.
Toplum susar.
Sonra bir gün bir kadın öldürülür.
Toplum yine aynı soruyu sorar:
“Nasıl oldu?”
Gerçek aslında yıllardır ortadadır.
Cinayetler bir günde doğmaz.
Cinayetler yıllarca korunur.
Suçluları koruyan şey çoğu zaman korku değildir.
Toplumsal sessizliktir.
Bir toplum suçlularla yüzleşmeden önce kendi sessizliğiyle yüzleşmek zorundadır.
Çünkü bazı suçlar bıçakla işlenmez.
Toplumun suskunluğuyla işlenir.
Katil çoğu zaman yalnızca cinayeti işleyen kişi değildir.
Katil bazen o cinayeti yıllarca görüp susan toplumdur.
… devam edecek












